قَالَتْ اِنَّ الْمُلُوكَ اِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً اَفْسَدُوهَا وَجَعَلُٓوا اَعِزَّةَ اَهْلِهَٓا اَذِلَّةًۚ وَكَذٰلِكَ يَفْعَلُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Neml Sûresi, 34. Ayet
Daralt
X
-
“Kraliçe şöyle dedi: ‘Krallar bir ülkeye girdiler mi, oranın altını üstüne getirirler ve halkının ulularını aşağılanmış duruma düşürürler. Bunlar da öyle yapacaklardır.’”
Bunlardan biri Süleyman’ın “Fehüm yûze‘ûn” demesidir. Bir başka örnek ise “Ve tefakkade’t-tayr” (وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ) kelâm-ı İlâhîsidir. Bir başka örnek Süleyman’ın: “Le u‘azzibennehû ‘azâben şedîden” (لَأُعَذِّبَنَّهُ عَذَابًا شَدِيدًا) sözüdür. Başka bir örnek Belkıs’ın kavminin ileri gelenleri ile bu konuda istişarede bulunması ve kavminin de kendisine verdikleri karşılıklardır. Gene bir başka örnek Belkıs’ın hükümdarların tabiatı ve âdetleri olarak onların girdikleri yeri ifsat edip, insanları öldürmeleri ve halkına boyun eğdirmeleri olduğunu söylemesidir. Nitekim bunu ifade etmek üzere şöyle demişti:
Kraliçe şöyle dedi: Krallar bir ülkeye girdiler mi, oranın altını üstüne getirirler ve halkının ulularını aşağılanmış duruma düşürürler. Bunlar da öyle yapacaklardır. Müfessirler şöyle dediler: Bu, kraliçenin “halkın ulularına böyle yaparlar” demesine Allah’ın şahitlik etmesi ve onu doğrulamasıdır.
Yorumu Yorumla
-
Kâlet (قَالَتْ)
Kelimenin kökü k-v-l harfleridir. Mazi (geçmiş zaman), üçüncü tekil şahıs dişil fiilidir. "Dedi, söyledi, (meclisine) hitap etti" manalarına gelir.
İbn Fâris, k-v-l kökünün asıl manasının "bir eylemi hafifletmek ve zihindeki düşünceyi hızla sese büründürerek dışa vurmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" (söz) kavramının sıradan bir sesten (savt) farklı olarak; inanç, niyet, akıl ve irade barındıran kurgulu ifadeler olduğunu açıklar. Meclisindeki generallerin ve aristokratların "Biz çok güçlüyüz, savaşırız" (Neml 33) şeklindeki hamasi ve fevri çıkışlarına karşı; Seba Kraliçesi duygusal bir reaksiyonla değil, devlet tecrübesinin getirdiği rasyonel ve analitik bir "söylemle" (kavl) cevap vererek askeri vesayeti dengelemiştir.
İnne'l-Mulûke (إِنَّ الْمُلُوكَ)
Tahkik edatı "inne" (şüphesiz, muhakkak ki) ile m-l-k kökünden türeyen "melik" (kral/hükümdar) isminin çoğulu olan "el-mulûk" kelimesinin birleşimidir. "Şüphesiz ki krallar, hükümdarlar" manasına gelir.
İbn Fâris, m-l-k kökünün asıl manasının "bir şey üzerinde mutlak güç sahibi olmak, kuvvet, sağlamlık ve tasarruf yetkisi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "melik" kavramının sıradan bir mülkiyet olmadığını; insan kitleleri üzerinde emir, yasak ve siyasi otorite uygulama gücüne sahip kişiyi nitelediğini tahlil eder.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin siyaset felsefesindeki yerine dikkat çeker. Kraliçe, Süleyman'ı doğrudan hedef almaz. "Krallar" (el-mulûk) şeklinde evrensel ve sosyolojik bir genelleme (kaide) yaparak konuşur. Bu kullanım, Kraliçe'nin sadece yerel bir kabile lideri olmadığını, Antik Yakındoğu'daki emperyal devletlerin işgalci doğasını, yayılmacı (emperyal) siyasetin acımasız kurallarını ve reelpolitik okumasını çok iyi bilen bilge bir lider olduğunu gösterir.
İzâ (إِذَا)
Arapçada geçmiş tecrübelere dayanan ve gelecekte gerçekleşmesi beklenen olaylar için kullanılan "zaman bildiren şart edatıdır". "-dığı zaman, ne zaman ki, -dığında" manalarına gelir. Kurulan genellemenin (sünnetin) değişmez zamansal zeminini ifade eder.
Dehalû (دَخَلُوا)
Kelimenin kökü d-h-l harfleridir. Mazi (geçmiş zaman), üçüncü çoğul şahıs fiilidir. "Girdikleri (zaman)" manasına gelir.
İbn Fâris, d-h-l kökünün "bir şeyin içine nüfuz etmek, haricinde kalmamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "duhûl" eyleminin bu bağlamda sıradan bir ziyaret veya turistik bir geçiş olmadığını; askeri bir istilayı, bir devletin sınırlarını zorla geçerek merkeze nüfuz etmeyi ve orayı tahakküm altına almayı niteleyen politik bir "işgal" kavramı olduğunu açıklar.
Karyeten (قَرْيَةً)
Kelimenin kökü k-r-y harfleridir. Belirsiz (nekra) formda isimdir. "Memleket, şehir, kasaba, medeniyet merkezi" manalarına gelir.
İbn Fâris, k-r-y kökünün asıl manasının "bir araya toplamak ve birleşmek" olduğunu açıklar. Suların biriktiği havuza da, insanların sosyal, ticari ve idari olarak bir araya gelip yerleştikleri büyük yaşam alanlarına da (karye) aynı kökten isim verilmiştir. Râgıb el-İsfahânî, karye kavramının sadece toprak parçasını veya binaları değil, orada yaşayan insan topluluğunu ve kurulan medeniyeti de kapsadığını belirtir. (Belirsiz gelmesi, istisnasız her medeniyetin bu tehditle karşı karşıya olduğunu vurgular).
Efsedûhâ (أَفْسَدُوهَا)
Kelimenin kökü f-s-d harfleridir. İf'al babında, mazi (geçmiş zaman), üçüncü çoğul şahıs fiili olan "efsedû" ile "hâ" (orayı/o şehri) zamirinin birleşimidir. "Orayı ifsat ederler, bozarlar, tarumar ederler" manasına gelir.
İbn Fâris, f-s-d kökünün asıl manasının "salahın (istikametin/iyiliğin) zıttı; bir şeyin dengeden çıkması, bozulması, çürümesi ve yıkımı" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fesad" kavramının ekolojik, ekonomik veya ahlaki düzendeki her türlü aşırılığı ve tahribatı ifade ettiğini tahlil eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak felsefesinde fesat kavramını incelerken, bunun sadece fiziksel binaların yıkılması olmadığını, yeryüzündeki ilahi ve sosyal ahengin zalimane bir şekilde (savaş yoluyla) ortadan kaldırılması olduğunu analiz eder. Kraliçe, generallerine savaşın hamaset dolu bir zaferden ibaret olmadığını; kralların ordularıyla şehirlere girdiklerinde altyapıyı, ekonomiyi ve nesilleri yok eden birer "fesat/yıkım" makinesine dönüştüklerini hatırlatarak askeri romantizmi gerçekçi bir tokatla susturur.
Ve Cealû (وَجَعَلُوا)
Kelimenin kökü c-a-l harfleridir. Başındaki "ve" bağlaçtır. Mazi (geçmiş zaman) üçüncü çoğul şahıs fiilidir. "Kılarlar, yaparlar, dönüştürürler" manasına gelir.
İbn Fâris, c-a-l kökünün temel manasının "bir şeyi yerleştirmek, kurmak ve bir şeyi bir halden başka bir hale geçirmek" olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "ce'l" eyleminin genellikle dışsal bir fiziksel eylemden ziyade, bir nesnenin veya kişinin durumunda, ontolojik statüsünde ve sıfatında meydana getirilen köklü bir yapısal dönüşümü ifade ettiğini belirtir.
Eizzete (أَعِزَّةَ)
Kelimenin kökü a-z-z harfleridir. "Aziz" (güçlü/şerefli) isminin kurallı olmayan (mükesser) çoğuludur. Cümlede mef'ul (nesne) konumunda olduğundan fetha (üstün) almıştır. "Azizleri, onurluları, ileri gelenleri, şeref sahiplerini" manasına gelir.
İbn Fâris, a-z-z kökünün "şiddet, kuvvet, yenilmezlik ve bir şeyin nadir/değerli olması" manalarına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "izzet" kavramını insanın başkalarına boyun eğmesini engelleyen, onu zilletten koruyan siyasi, ahlaki ve ontolojik bir üstünlük ve bağımsızlık (özgürlük) hali olarak tahlil eder.
Ehlihâ (أَهْلِهَا)
Kelimenin kökü e-h-l harfleridir. "Ehl" ismine "hâ" (onun/o şehrin) zamiri eklenmiştir. "Onun halkının, o memleketin sakinlerinin" manasına gelir.
İbn Fâris, e-h-l kökünün asıl manasının "bir kişiye nesep, din, vatan veya mesanat bağıyla en yakın olan kimseler" olduğunu belirtir. Şehrin ehli, o şehri yurt edinen, oraya aidiyet duyan ve onu savunan yerleşik halktır.
Ezilleten (أَذِلَّةً)
Kelimenin kökü z-l-l harfleridir. "Zelil" isminin çoğulu olup, eylemin (cealû) ikinci mef'ulü (nesnesi) durumundadır. "Zelil olarak, aşağılanmışlar olarak, hakir kimseler haline (dönüştürürler)" manasına gelir.
İbn Fâris, z-l-l kökünün "izzetin tam zıttı; zayıflık, boyun eğme, iradesizlik ve yumuşaklık" manalarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "zillet" kavramının, kişinin kendi iradesi dışında dışarıdan uygulanan bir baskıyla (kahr) onurunun kırılması ve tahakküm altına alınarak hakir görülmesi olduğunu belirtir.
Dücane Cündioğlu, "eizzete" (azizler) ve "ezilleten" (zeliller) kelimeleri arasındaki bu sosyolojik ve felsefi zıtlığı (tıbak sanatını) muazzam bir devlet aklı tecrübesi olarak analiz eder. Kraliçe'ye göre savaşın ve istilanın en büyük maliyeti binaların yıkılması (fesat) değildir; asıl trajedi, o memleketin elitlerinin, komutanlarının, aydınlarının ve şeref sahiplerinin (azizlerinin) işgalcilerin önünde köleleştirilerek onurlarının kırılmasıdır (zillet). Süleyman güçlü bir kraldır ve eğer Seba'yı işgal ederse, şu an savaş naraları atan bu şerefli meclis (azizler) en büyük aşağılanmayı yaşayacaklardır. Kraliçe, bu sosyolojik tespitle meclisini savaş kararından vazgeçirip diplomasiye ikna etmiştir.
Ve Kezâlike (وَكَذَٰلِكَ)
"Ve" bağlacı, benzetme harfi olan "kâf" (gibi) ve işaret zamiri "zâlike" (bu/şu) kelimelerinin birleşimidir. "İşte tıpkı bunun gibi, aynen böyle" manasına gelir.
Yef'alûn (يَفْعَلُونَ)
Kelimenin kökü f-a-l harfleridir. Muzari (geniş/şimdiki zaman), üçüncü çoğul şahıs fiilidir. "Yaparlar, (daima) bu fiili işlerler" manasına gelir.
İbn Fâris, f-a-l kökünün asıl manasının "bir işi meydana getirmek, yapmak ve uygulamak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fiil" ile "amel" arasındaki farka değinerek; amelin şuurlu ve inançlı bir kasıt gerektirdiğini, fiilin ise canlının doğası gereği ortaya koyduğu genel, refleksif veya rutin eylemleri de kapsadığını ifade eder. İstilacı kralların eylemi, onların emperyal doğalarının değişmez bir "fiili/huyu" olarak tescillenmiştir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir geleneğinde cümlenin sonundaki "ve kezâlike yef'alûn" (işte aynen böyle yaparlar) ifadesinin kime ait olduğu yönündeki tartışmayı aktarır. Kimi müfessirler bunun Seba Kraliçesi'nin cümlesinin devamı (konuyu bağlayan son sözü) olduğunu belirtirken; daha güçlü kabul edilen diğer görüşe göre bu cümle bizzat Allah'ın kelamıdır. Yani Yüce Allah, Kraliçe'nin krallar ve istila hakkındaki bu sosyolojik ve tarihsel tespitinin ne kadar isabetli ve doğru olduğunu onaylamak için kıssanın arasına girmiş ve "Evet, krallar tam da Kraliçe'nin dediği gibi yaparlar" buyurarak onun siyasi zekasını ilahi bir tasdike mazhar kılmıştır.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla