قَالَتْ يَٓا اَيُّهَا الْمَلَؤُ۬ا اِنّ۪ٓي اُلْقِيَ اِلَيَّ كِتَابٌ كَر۪يمٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Neml Sûresi, 29. Ayet
Daralt
X
-
“Sebe melikesi (adamlarına) şöyle dedi: ‘Beyler! Bana çok önemli bir mektup gönderilmiş!’”
Beyler! Bana çok önemli bir mektup gönderilmiş! Sanki onlar “Kimden bu mektup?” dediler. İşte ona cevap olmak üzere de “O Süleyman’dandır” dedi. Çok önemli bir mektup hakkında bazıları şöyle demişlerdir: Yani güzel. Kraliçe mektuptaki sözün güzelliğini ve inceliğini görünce böyle demiştir. Bazıları da “Kitâbun kerîmun” (كِتَابٌ كَرِيمٌ) tabirini mühürlü mektup olarak yorumlamışlardır. Haberde rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: “Mektuba değer katan hususlardan biri de mühürdür”. Yahut da bunun gibi ya da benzeri bir söz. Çok değerli bir mektup sözünde bir hazfın olması da caizdir: Takdiri şöyledir: “Bana çok önemli bir adamdan bir mektup gönderilmiştir”. Süleyman değerli olarak bilinen bir kimseydi. Öyle gözüküyor ki kraliçeye onun cömertliği ile ilgili haber ulaşmıştı. “Mele’” (الْمَلَأُ) sözcüğüne gelince şöyle denildi; Onlar ileri gelen ve üst tabakadır. Zeccâc şöyle dedi: Onlara “Mele’” denilmesi insanların ihtiyaçlarının onların yanında toplanması, her işle alakalı hüsn-i rey ve tedbir sahipliğinin onlarda bir araya gelmesinden ötürüdür. Ya da buna benzer bir söz.
Yorumu Yorumla
-
Kâlet (قَالَتْ)
Kelimenin kökü k-v-l harfleridir. Mazi (geçmiş zaman), üçüncü tekil şahıs dişil fiilidir. "Dedi, söyledi" manasına gelir.
İbn Fâris, k-v-l kökünün asıl manasının "bir eylemi hafifletmek, çabuklaştırmak ve zihindeki manayı hızla sese büründürmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" (söz) kavramının sadece bir ses veya gürültü (savt) olmadığını; inanç, niyet ve irade barındıran anlamlı, kurgulu ifadeler olduğunu açıklar.
Dücane Cündioğlu, eylemin felsefi bağlamını tahlil eder. Seba Kraliçesi, gizemli mektubu alır almaz tek başına ve fevri bir karar vermek (monolog) yerine, hemen meclisine yönelerek durumu onlara açmış (kâlet/hitap etmiştir). Bu sözlü eylem, onun devlet yönetimindeki şeffaflığını, rasyonel devlet aklını ve yaklaşan muhtemel bir krizi ortak istişare yoluyla çözme iradesini gösteren güçlü bir siyasi hamledir.
Yâ Eyyuhâ (يَا أَيُّهَا)
Arapçada muhatabın dikkatini çekmek, doğrudan seslenmek ve onu uyanık kılmak için kullanılan nida (seslenme) edatlarıdır. "Ey, hey" manalarına gelir.
Râgıb el-İsfahânî, nida edatlarının bu tür peş peşe ve vurgulu kullanımının, söylenecek sözün veya verilen haberin (mektubun) taşıdığı aciliyet, şaşkınlık ve hayati önem sebebiyle muhatabın (meclisin) zihnini anında konuya kilitlemek için tercih edildiğini belirtir.
el-Meleu (الْمَلَأُ)
Kelimenin kökü m-l-e harfleridir. Başındaki harf-i tarif (el) ile belirli hale gelmiştir. "İleri gelenler, meclis üyeleri, devlet erkanı, seçkin topluluk" manalarına gelir.
İbn Fâris, m-l-e kökünün temel manasının "bir kabı veya mekanı boşluk kalmayacak şekilde doldurmak" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu topluluğa "mele'" denmesinin sebebini sosyolojik ve estetik bir temele bağlar: Onlar, dış görünümleri, heybetleri ve asaletleriyle bakanların gözünü; sahip oldukları siyasi akıl, makam ve itibarlarıyla da halkın kalbini "dolduran" seçkin (elit) bir zümredir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin antik dönem siyaset felsefesindeki karşılığını inceler. Kur'an, Seba krallığını sadece tek bir despotun (Kraliçenin) elinde oyuncak olmuş ilkel bir kabile olarak değil; aristokratların, ordu komutanlarının ve bilgelerin oluşturduğu kurumsal bir "senato / danışma meclisi" (Mele') ile yönetilen, kuralları ve istişare geleneği olan gelişmiş bir devlet mekanizması olarak tasvir eder.
İnnî (إِنِّي)
Cümleye kesinlik kazandıran tahkik edatı "inne" ve birinci tekil şahıs zamiri "yâ" (ben) kelimesinin birleşimidir. "Şüphesiz ben, muhakkak ki ben, bana gelince" manalarına gelir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir ve beyan ilminde bu girişin muhatapta şok etkisi yaratan bir haberin (mektubun) doğruluğunu kişisel şahitlikle (Ben) tekit ettiğini belirtir. Kraliçe, kendi meclisinin dikkatini dağıtmadan, doğrudan kendi deneyimlediği o sıra dışı olaya odaklanmalarını sağlamıştır.
Ulkıye (أُلْقِيَ)
Kelimenin kökü l-k-y harfleridir. İf'al babında, mazi (geçmiş zaman), meçhul (edilgen) fiildir. "Atıldı, bırakıldı, bana ulaştırıldı, sunuldu" manalarına gelir.
İbn Fâris, l-k-y kökünün asıl manasının "iki şeyin birbiriyle karşılaşması, yüz yüze gelmesi" olduğunu belirtir. İlkâ eylemi, bir nesneyi elden çıkarıp karşı tarafa ulaştırmaktır. Râgıb el-İsfahânî, "ilkâ" kavramının sadece fiziksel bir cismi fırlatmak değil, bir sırrı, sözü veya emri muhatabın kalbine veya alanına bırakmak (ilham etmek) anlamına da geldiğini ifade eder.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, eylemin meçhul (edilgen/ulkıye) kalıpta kullanılmasının istihbari ve edebi gizemine dikkat çeker. Kraliçe, mektubu kimin veya hangi elçinin getirdiğini doğrudan görmemiş veya idrak edememiştir; zira hüdhüd (Süleyman'ın emriyle) mektubu aniden bırakıp (ilkâ edip) saklanmıştır. Edilgen yapı, "kimin attığı belli olmayan, aniden önüme düşen" şeklindeki bu esrarengiz durumu tam olarak yansıtır.
İleyye (إِلَيَّ)
"İlâ" (-e, -a, -e doğru) yönelme bildiren harf-i cer ile "yâ" (ben, bana) aidiyet/şahıs zamirinin birleşimidir. "Bana, bana doğru, benim önüme" manasına gelir.
Kitâbun (كِتَابٌ)
Kelimenin kökü k-t-b harfleridir. Belirsiz (nekra) formda isimdir. "Yazı, mektup, belge, ferman" manalarına gelir.
İbn Fâris, k-t-b kökünün asıl manasının "dağınık duran şeyleri birbirine eklemek, bir araya toplamak ve dikmek/bağlamak" olduğunu açıklar. Harflerin ve kelimelerin bir araya getirilerek anlamlı bir metin oluşturmasına bu yüzden kitabet denmiştir. Râgıb el-İsfahânî, kitabın sadece fiziksel bir yazı olmadığını, aynı zamanda bağlayıcılığı olan kesin bir hükmü ve kararı da nitelediğini belirtir.
Arthur Jeffery, kelimenin Yakındoğu'nun siyasi lügatindeki yerine değinerek; "kitap" teriminin İslam öncesi Arap Yarımadası'nda ve Kuzeybatı Sami dillerinde (Süryanice "kthaba") çoğunlukla dini bir mushaftan ziyade "resmi devlet mektubu, ultimatom, diplomatik vesika" manasında kullanıldığını, Süleyman'ın gönderdiği nesnenin de tam olarak bu devletlerarası diplomatik ağırlığı taşıdığını ifade eder.
Kerîmun (كَرِيمٌ)
Kelimenin kökü k-r-m harflerinden türemiştir. "Feîl" kalıbında, "kitâbun" kelimesini niteleyen sıfat-ı müşebbehedir. "Değerli, şerefli, asil, saygıdeğer, soylu" manalarına gelir.
İbn Fâris, k-r-m kökünün temel manasının "şeref, değer, nefaset ve zilletin/düşüklüğün tam zıttı" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kerîm" sıfatının, bir şeyin kendi cinsi içinde en seçkin, en faydalı, en asil ve kusurlardan en uzak olanını nitelemek için kullanıldığını tahlil eder.
Angelika Neuwirth, Kraliçe'nin bu mektubu henüz meclisine tam olarak okumadan "kerîm" (saygıdeğer/asil) olarak nitelemesinin altındaki edebi ve psikolojik nedeni analiz eder. Mektubun dış görünüşü, üzerindeki ihtişamlı kraliyet mührü veya metnin girişindeki "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla" ifadesinin taşıdığı monoteistik asalet; Kraliçe'de derin bir estetik ve ontolojik huşu uyandırmıştır. Bu kelime, pagan bir kraliçenin dahi ilahi/tevhidi bir mesaj (veya mutlak bir otorite) karşısında duyduğu o fıtri saygının beyanıdır.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin siyasi diplomasideki yerine değinir. Kraliçe "kerim" sıfatını kullanarak meclisine şu mesajı vermektedir: "Bu sıradan bir tehdit veya eşkıya notu değil; arkasında muazzam bir devlet aklı, saygı duyulması ve ciddiye alınması gereken üstün bir otorite olan son derece asil bir belgedir." Bu ön kabul ve hüsn-ü zan, Seba kavminin daha sonra savaşmak yerine Süleyman'a (ve tevhide) teslim olma sürecinin psikolojik zeminini hazırlar.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla