وَاَنْتُمْ سَامِدُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Necm Sûresi, 61. Ayet
Daralt
X
-
"Ve gaflet içinde oyalanıp duruyorsunuz.”
“Sâmidûn” (سَامِدُونَ) kelimesine İbn Abbâs'ın (r.a.) şöyle mâna verdiği rivayet edilmiştir: Eğleniyorlar ve haktan yüz çeviriyorlar. Hasan-ı Basrî ve Saîd b. Cübeyr, gaflet içindeler anlamını verdiler. Şöyle de denilmiştir: “Sâmidûn” kelimesi, üzülüyorlar mânasına gelir, Muhammed aleyhisselâmın peygamberliğine üzülüyorlar ve ona indirilen âyetlere kızıyorlar. Bu âyet hakkında İkrime, İbn Abbâs'ın (r.a.) şöyle dediğini rivayet eder: Bu kelime Yemen dilinde şarkı anlamına gelir, Yemenli; bize şarkı söyle mânasında “üsmüd lenâ” (أُسْمُدْ لَنَا) derdi. Müşrikler Kur'ân sesi duyduklarında şarkı söylemeye başlarlar ve eğlenirlerdi.
Yorumu Yorumla
-
entum (أَنتُمْ)
Arapça'da ikinci çoğul şahıs zamiridir; etimolojik olarak "sizler" anlamına gelir. İbn Fâris, bu zamirin aslı olan "en" kökünün doğrudan muhatabı işaret eden bir asıl (hitap zemini) olduğunu, sonundaki "tum" ekinin ise hem muhataplık (hitap) hem de çoğulluk anlamını pekiştiren bir alamet olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "entum" zamirinin ayetteki kullanımının, surenin başından beri sayılan ilahi uyarılardan (nezîr) ve yaklaşan sarsıcı saatten (âzife) kaçmaya çalışan muhatap kitlesini hiçbir istisna bırakmayacak şekilde "siz" diyerek doğrudan hedef aldığını; bu kullanımın sorumluluğu kabilevi bir anonimlikten çıkarıp her bir bireye toplu bir bilinçle yükleyen etimolojik bir kesinlik taşıdığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin retorik işlevini değerlendirerek; surenin sonuna doğru yaklaşırken gelen bu doğrudan hitabın, muhatapların (Mekke müşriklerinin) az önce anlatılan helak sahneleri ve yaratılış mucizeleri karşısındaki lakayt tavırlarını yırtıp atan, onları hakikatle kaçınılmaz bir yüzleşmeye zorlayan sarsıcı bir teolojik işaret fişeği olduğunu ifade eder.
sâmidûn (سَامِدُونَ)
Arapça s-m-d kökünden türeyen ve ism-i fâil (etken sıfat-fiil) çoğul kalıbında olan bu kelime, etimolojik olarak "başını dikip kibirlenenler, gaflet içinde oyalananlar, şarkı söyleyenler ve vurdumduymaz olanlar" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin yüksekte durması, hareket etmeden donup kalması (cümûd) ve dikleşme anlamının yattığını; ayrıca kadim Yemen lehçesinde (Himyerîce) şarkı söylemek ve eğlenmek (la'ib) manasında kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sumûd" kavramının insanın bir işle meşgul olup diğer her şeyi (özellikle hakikati) unutması, başını kibirle yukarı kaldırıp (raf'u-r-re's) manevi duyarsızlaşma içine girmesi olduğunu; ayette "sâmidûn" kelimesinin seçilmesinin, müşriklerin Kur'an okunurken ona kulak vermek yerine başka dünyevi işlerle oyalanıp kafa tutan o hastalıklı ruh halini etimolojik olarak resmettiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin garîbü'l-kur'ân (yabancı/nadir kelimeler) kategorisindeki yerini incelerken, İbn Abbas kanalıyla bunun Himyer lehçesinde "şarkı söylemek/oyun oynamak" (el-ğinâ) anlamına geldiğini, dolayısıyla müşriklerin vahyin ağırlığı karşısında ciddiyetsiz bir şenlik havasıyla kendilerini uyuşturduklarını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik kökenlerini araştırırken, bunun Güney Arabistan lehçelerine ait teknik bir terim olduğunu, Kur'an'ın bu yerel ama derinlikli kelimeyi kullanarak muhataplarının o "vurdumduymaz ve şarkılı-türkülü" inkar tarzını bizzat kendi kadim dil kökleriyle ifşa ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın ahlak sistemindeki yerini incelerken; bu kavramın sadece basit bir "oyalanma" değil, ilahi mesaj karşısında sergilenen o "aktif ve kibirli ilgisizlik" (istihzalı duruş) olduğunu, s-m-d kökünün bu ontolojik körlüğü ve ahlaki başkaldırıyı etimolojik bir imgeye dönüştürdüğünü ifade eder. Angelika Neuwirth, surenin finalindeki dramatik yapıyı analiz ederek; "sâmidûn" kelimesinin bir önceki ayette geçen "gülme" ve "ağlamama" tavırlarını bütünleyen, sahneyi donduran bir "hareketsiz ve kibirli duruş" tablosu çizdiğini, bu kelimeyle surenin başından beri kurulan gerilimin zirveye ulaştığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin ontolojik boyutunu değerlendirerek; s-m-d kökünün içerdiği o "diklenme ve boşlukta kalma" vurgusunun, insanın ilahi irade karşısında sergilediği o sığ kafa tutuşun beyhudeliğini ve insanın kendi fıtratına ne kadar yabancılaştığını etimolojik bir dehşetle ortaya koyduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel ve sosyolojik bağlamına dikkat çekerek; Mekkeli müşriklerin Kur'an okunurken dikkat dağıtmak için gürültü yapmalarını veya şarkı söyleyerek mesajın etkisini kırmaya çalışmalarını niteleyen bu kavramın, imana karşı direnen o vurdumduymaz aristokratik kibri en ince ayrıntısına kadar deştiğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla