وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Necm Sûresi, 60. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: ağlamama, vaktin yaklaşması, necm 60, gülme, necm suresi 60. ayet, kaldıracak olan allah, şaşkınlık, necm suresi
-
59. "Yoksa bu haberi tuhaf mı buluyorsunuz?”
60. "Ağlayacağınıza gülüyorsunuz!”
Onlar iki noktada hayret ediyorlardı; birincisi peygamberlerin insanlar arasından seçilmesine, nitekim Allah meâlen şöyle buyurdu: “Kâfirler, içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar”. İkincisi de ölüp gittikten ve çürüyüp toprak olduktan sonra dirilmeye hayret ediyorlardı. Cenâb-ı Hak bu konuda da meâlen şöyle buyurdu: "Eğer şaşacağın bir şey varsa o da onların, ‘Biz toprak olduğumuz zaman gerçekten yeniden mi yaratılacakmışız?’ demeleridir”.
Buradaki gülüyorsunuz anlamına gelen “tedhakûne” (تَضْحَكُونَ) kelimesi, gerçekten gülmek mânasında değildir, alay etmekten yahut sevinmekten kinayedir. Yani siz bulunduğunuz duruma seviniyorsunuz demektir. Ağlamıyorsunuz anlamına gelen lâ tebkûne (لَا تَبْكُونَ) fiili de gerçekten ağlamak mânasına gelmez, aksine o da üzüntüden kinâyedir. Yani yaptığınız aşırılıklara ve kötü muameleye ağlamıyorsunuz da gülüyorsunuz, öyle mi?
Yorumu Yorumla
-
tedhakûn (تَضْحَكُونَ)
Arapça d-h-k kökünden türeyen, muzari (geniş/şimdiki zaman) kalıbında ve ikinci çoğul şahıs formunda olan bu fiil, etimolojik olarak "gülmek, neşelenmek, dişlerin görüneceği şekilde sevinmek" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin açılması, ferahlaması ve parlaması anlamının yattığını; insanın içindeki neşenin dışa vurumuyla yüzünde oluşan bu aydınlık ifadeye etimolojik olarak bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dıhk" (gülme) eyleminin insana özgü bir özellik olduğunu, ancak bu ayetteki kullanımın masum bir sevinci değil, vahyi ve ahiret uyarısını ciddiye almayan, onu bir eğlence ve alay konusu (istihza) haline getiren hastalıklı bir tavrı nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın inkar psikolojisindeki işlevini analiz ederken; müşriklerin bu "gülme" (tedhakûn) eyleminin aslında hakikat karşısında duydukları derin korkuyu bastırmak için kullandıkları bir "psikolojik savunma ve aşağılama" aracı olduğunu, d-h-k kökünün burada bir alay enstrümanına dönüştüğünü vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin muzari kalıbıyla seçilmesinin, inkarcıların bu gayriciddi ve alaycı tutumunun süreklilik arz ettiğini (şu anda da gülüyorsunuz) gösterdiğini; yaklaşan azap (el-âzife) ve sarsıcı vahiy (el-hadîs) karşısında gösterilen bu "gülme" refleksinin, kalbi bir kararmayı ve etimolojik bir duyarsızlığı mühürlediğini ifade eder.
tebkûn (تَبْكُونَ)
Arapça b-k-y kökünden türeyen, muzari kalıbında ve olumsuzluk edatıyla (velâ tebkûn) birlikte kullanılan bu fiil, etimolojik olarak "ağlamak, hüzünlenmek, kederden dolayı gözyaşı dökmek" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir acı ve kederin sonucu olarak gözden yaşın taşması ve kalbin hüzünle sıkışması anlamının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bekâ" kavramının insanın karşılaştığı büyük hakikatler ve kendi günahları karşısında hissettiği o sarsıcı pişmanlığın fiziksel tezahürü olduğunu; ayette "ağlamıyorsunuz" şeklinde olumsuz formda kullanılmasının, muhatapların kalplerinin bir kaya gibi katılaştığını (kasvet-i kalb) ve ilahi uyarılar (en-nuzur) karşısında duyulması gereken o asgari insani/ahlaki hassasiyeti tamamen kaybettiklerini etimolojik olarak açıkladığını ifade eder. Angelika Neuwirth, surenin finalindeki bu "gülme ve ağlama" zıtlığını (merizm) değerlendirirken; bu iki temel insani tepkinin, vahiy karşısında takınılan ahlaki tavrın birer turnusol kağıdı olduğunu, b-k-y kökünün içerdiği o hüzün ve teslimiyetin yokluğunun, kişinin ontolojik bir felakete sürüklendiğinin en açık işareti olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin ontolojik derinliğini analiz ederek; insanın varoluşsal zayıflığını ve yaklaşan hesabı idrak etmesi durumunda sergileyeceği doğal tepkinin ağlamak olduğunu, "tebkûn" fiilinin olumsuzlanmasının insanın kendi gerçekliğine yabancılaştığını ve bu etimolojik "gözyaşı kuruluğunun" manevi bir ölümün habercisi olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içerisindeki sarsıcı yerini inceleyerek; azap bu kadar yakınken ve ilahi kelam bu kadar netken gülmeyi seçip ağlamaktan (pişmanlıktan) uzak durmanın, akli ve kalbi bir çürümenin zirvesi olduğunu, b-k-y kökünün bu yoksunluk üzerinden muhatabı şiddetli bir vicdan muhasebesine davet ettiğini belirtir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla