اَفَمِنْ هٰذَا الْحَد۪يثِ تَعْجَبُونَۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Necm Sûresi, 59. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: necm 59, vaktin yaklaşması, necm suresi 59. ayet, gülme, kaldıracak olan allah, şaşkınlık, necm suresi, ağlamama, küfür, kafir, örtmek, gizlemek, nankörlük, inkar, münkir, gavur
-
59. "Yoksa bu haberi tuhaf mı buluyorsunuz?”
60. "Ağlayacağınıza gülüyorsunuz!”
Onlar iki noktada hayret ediyorlardı; birincisi peygamberlerin insanlar arasından seçilmesine, nitekim Allah meâlen şöyle buyurdu: “Kâfirler, içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar”. İkincisi de ölüp gittikten ve çürüyüp toprak olduktan sonra dirilmeye hayret ediyorlardı. Cenâb-ı Hak bu konuda da meâlen şöyle buyurdu: "Eğer şaşacağın bir şey varsa o da onların, ‘Biz toprak olduğumuz zaman gerçekten yeniden mi yaratılacakmışız?’ demeleridir”.
Buradaki gülüyorsunuz anlamına gelen “tedhakûne” (تَضْحَكُونَ) kelimesi, gerçekten gülmek mânasında değildir, alay etmekten yahut sevinmekten kinayedir. Yani siz bulunduğunuz duruma seviniyorsunuz demektir. Ağlamıyorsunuz anlamına gelen lâ tebkûne (لَا تَبْكُونَ) fiili de gerçekten ağlamak mânasına gelmez, aksine o da üzüntüden kinâyedir. Yani yaptığınız aşırılıklara ve kötü muameleye ağlamıyorsunuz da gülüyorsunuz, öyle mi?
Yorumu Yorumla
-
el-hadîsi (الْحَدِيثِ)
Arapça h-d-s kökünden türeyen bu kelime, etimolojik olarak "yeni olan, sonradan meydana gelen, söz, anlatı, haber ve söylem" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde yokken var olma, eskiliğin (kıdem) zıddı olan bir "sonradan ortaya çıkma/yenilik" (hudûs) anlamının bulunduğunu; insanın ağzından çıkan söze veya anlatılan bir habere de zaman içinde peş peşe, yeni baştan üretildiği için etimolojik olarak "hadîs" denildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hadîs" kavramının her türlü söz ve haber için kullanıldığını; bağlam içerisinde doğrudan Kur'an vahyini nitelediğini ve bu kelimenin seçilmesinin, vahyin Mekke toplumunun o durağan, köhneleşmiş "eskilerin masalları" (esâtîr) inancına karşı yepyeni, taze ve sarsıcı bir "yeni söylem" olarak ontolojik bir kırılma yarattığını etimolojik olarak açıkladığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki serüvenini incelerken; h-d-s kökünün "yeni" anlamının ortak olduğunu, ancak Kur'an'ın bu kelimeyi alarak ona salt bir "hikaye" olmanın ötesinde, doğrudan ilahi otoriteden kaynaklanan bağlayıcı ve güncel bir "dini/ilahi mesaj" şeklinde muazzam bir terminolojik kimlik kazandırdığını vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın epistemolojisindeki yerini analiz ederken; müşriklerin vahyi sıradan bir şiir veya efsane seviyesine indirme çabalarına karşı, Kur'an'ın kendi mesajını "el-hadîs" (bu eşsiz, yeni ve taze hakikat) olarak isimlendirerek, onların o köhne pagan hafızasına etimolojik ve teolojik bir meydan okumada bulunduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin varoluşsal dinamizmini değerlendirerek; h-d-s kökünün içerdiği o "şu an var olan, güncel ve taze" vurgusunun, vahyin geçmişe ait ölü bir metin değil, muhatabın tam karşısında duran, ondan anında bir reaksiyon bekleyen capcanlı bir hitap olduğunu etimolojik bir canlılıkla resmettiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içerisindeki polemik işlevine dikkat çekerek; ism-i işaretle birlikte (hâze'l-hadîs - bu söz) kullanılmasının, müşriklerin küçümsediği ve alaya aldığı o muazzam ilahi mesajı işaret ettiğini, Kur'an'ın bizzat kendi kelamını bu etimolojik kökle merkeze alarak onların inkarcı şımarıklığını yüzlerine vurduğunu vurgular.
ta'cebûn (تَعْجَبُونَ)
Arapça a-c-b kökünden türeyen ve muzari (geniş/şimdiki zaman) kalıbında olan bu fiil, etimolojik olarak "şaşırmak, hayrete düşmek, garipsemek ve tuhaf bulmak" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin sebebinin gizli olması, insanın alışılagelmiş kalıplarının dışına çıkan ve idrakini aşan bir durumla karşılaşması sonucunda yaşadığı o içsel sarsıntı ve hayret (aceb) anlamının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "taaccüb" kavramının insanın normal veya sıradan bulmadığı olaylar karşısındaki psikolojik reaksiyonu olduğunu; bağlam içerisinde bu fiilin, müşriklerin ilahi vahiy ve ahiret haberi karşısında takındıkları o alaycı, yadırgayıcı ve reddedici "şaşkınlığı" nitelediğini, zira hastalıklı fıtratları sebebiyle asıl hakikati (vahyi) en büyük anomali/tuhaflık olarak algıladıklarını etimolojik olarak mühürlediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın inkar psikolojisini (küfr) tasvirindeki rolünü incelerken; kafirlerin bu "şaşırma" (ta'cebûn) eyleminin felsefi bir merak veya masum bir hayret olmadığını, aksine Allah'ın bir beşere vahyetmesini veya ölüleri diriltmesini imkansız gören kaba, materyalist ve kibirli bir "alaycı garipseme" olduğunu, a-c-b kökünün bu hastalıklı epistemolojik körlüğü kusursuzca resmettiğini vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), surenin retorik ve psikolojik kurgusunu incelerken muazzam bir estetik dönüşüme dikkat çeker; surenin başından beri anlatılan o devasa kozmik yıkımların, yıldızların, yaratılışın ve helak edilen orduların ardından aniden muhatabın doğrudan iç dünyasına, o sığ "şaşkınlığına" (ta'cebûn) inilmesinin, cümlenin muzari (şimdiki zaman) kalıbıyla onların bu kibirli alaycılığının kesintisiz bir suç olduğunu fonetik bir azarlamayla ortaya koyduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin ayet içerisindeki tevhidi ve polemik işlevini değerlendirerek; cümlenin başındaki istifham-ı inkari (kınayıcı soru edatı) ile birleşen bu fiilin, "Bunca sarsılmaz kanıttan ve helak edilen onca kudretli medeniyetten sonra hâlâ bu vahyi mi tuhaf buluyorsunuz?" şeklindeki o şiddetli ilahi azarlamayı (tevbih), a-c-b kökünün içerdiği o yersiz "hayret" vurgusu üzerinden muhatabın zihnine balyoz gibi indirdiğini belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla