فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكَ تَتَمَارٰى
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Necm Sûresi, 55. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: yaklaşan kıyamet, eski uyarıcılar, ilahi nimetler, necm suresi, necm suresi 55. ayet, necm 55, şüphe, rab
-
"Artık Rabb’inin hangi nimetlerinden şüphe duyabilirsin?”
Bu âyetin ve “Rabb’inizin nimetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?” meâlindeki âyetin zâhirî mânası müşkildir. Çünkü Allah burada nimetlerden söz etmektedir, onlar şayet Rabb’inin nimetlerini bilmiş olsalardı O’nu inkâr etmezler ve şüphe duymazlardı. Ancak burada takdim tehir olduğu ve gizli bir kelime bulunduğu şeklinde bir yoruma ihtiyaç vardır. Allah sanki şunu söylemektedir: Rabb’inizin bizzat gördüğünüz ve müşahede ettiğiniz nimetlerinden hangisinden şüphe edebilirsiniz? Aynı şekilde bizzat ikrar etmiş olduğunuz Rabb’inizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Yahut şöyle diyebiliriz: Rabb’inizin nimetlerinden ve lütuflarından hangisinden şüphe edebilirsiniz? Öyleyse Muhammed aleyhisselâma lütfettiğini nasıl inkâr edersiniz? Yahut Rabb’inizin nimetlerine şükretmeyi, O’ndan başkasına nasıl yaparsınız? Veyahut buradaki nimetlerden maksat, delillerdir, o zaman şunu söylemektedir: Salavatların en üstünü kendisine olsun, Muhammed aleyhisselâmın peygamberliğini, Rabb’inin delillerinden hangisine dayanarak inkâr ediyorsun yahut ondan şüphe duyuyorsun? Yani onun peygamberliğini inkâr etmek veya reddetmek için elinde bir delil yok!
Yorumu Yorumla
-
âlâi (آلَاءِ)
Arapça e-l-v veya e-l-y kökünden türeyen ve çoğul formda olan bu kelime, etimolojik olarak "nimetler, lütuflar, iyilikler, kudret alametleri ve sarsılmaz kanıtlar" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde parlaklık, söz verme ve ihsan etme anlamlarının bulunduğunu; insanın hayatını kuşatan ve Yaratıcı'nın gücünü gösteren her türlü nimetin bu kökten isimlendirildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "âlâ" kavramının sadece maddi rızıkları değil, Allah'ın varlığına ve mutlak kudretine delalet eden her türlü ilahi tecelliyi (kudret alametlerini) kapsadığını; bağlam içerisinde önceki ayetlerde sayılan helak (Âd, Semûd, Lût kavmi) olaylarının bile inananlar ve aklını kullananlar için birer uyarıcı "nimet/kanıt" olarak bu kelimenin etimolojik şemsiyesi altına girdiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın anlambilimsel haritasındaki derinliğini incelerken; bu kelimenin ilahi rahmet ile ilahi gazabın tecellilerini tek bir potada erittiğini, insanın varoluşunu yönlendiren bu büyük tarihsel ve kozmik işaretlerin (nimetlerin) bütünüyle Allah'ın mutlak otoritesini resmettiğini vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ihtişamına dikkat çekerek; "âlâ" kelimesinin fonetik olarak taşıdığı o geniş ve yankılanan sesin, ilahi nimetlerin ve kudret tecellilerinin insan idrakini aşan o enginliğini ve çokluğunu estetik bir zarafetle muhataba hissettirdiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içerisindeki felsefi işlevini değerlendirerek; insanın yaratılışından (nutfe) önceki kavimlerin yok edilişine kadar sayılan tüm bu olayların, aslında Allah'ın insana hakikati göstermek için sunduğu muazzam "kudret alametleri/nimetler" olduğunu, bu kavramın müşrik aklının nimet algısını etimolojik olarak sarsıp dönüştürdüğünü belirtir.
rabbike (رَبِّكَ)
Arapça r-b-b kökünden türeyen ve sonuna ikinci tekil şahıs iyelik zamiri (ke) eklenen bu kelime, etimolojik olarak "senin efendin, sahibin, terbiye edenin" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyi ıslah etmek, gözetmek, korumak ve aşama aşama olgunluğa eriştirmek (terbiye) anlamlarının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rabb" kavramının mutlak malikiyet ile birlikte şefkatli ve aynı zamanda kahredici bir yönlendirme vasfını etimolojik olarak barındırdığını; ayette doğrudan insana hitap eden zamirle (rabbike - senin Rabbin) kullanılmasının, tüm o kozmik ve tarihsel yıkımları gerçekleştiren o mutlak kudretin, aynı zamanda insanı yaratan, ona rızık veren ve onu bizzat muhatap alan "kendi Yaratıcısı" olduğunu etimolojik olarak mühürlediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlam içerisindeki psikolojik ve teolojik ağırlığını değerlendirerek; insanın şüpheye düştüğü ve tartışmaya açtığı o işaretlerin, uzak ve ilgisiz bir tanrıya değil, bizzat onun varoluşsal sahibi olan "Rabbine" ait olduğunu, bu aidiyet ekinin muhatabın yüzüne sarsılmaz bir sorumluluk hatırlatması olarak vurulduğunu ifade eder.
tetemârâ (تَتَمَارَىٰ)
Arapça m-r-y kökünden türeyen ve tefâ'ul babında muzari (geniş/şimdiki zaman) kalıbında olan bu fiil, etimolojik olarak "şüphe etmek, inatla tartışmak, körü körüne itiraz etmek ve hakkı reddetmek" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir hayvanın memesini sütü iyice sağmak ve tüketmek için çekiştirip sıkmak (merâ) anlamının bulunduğunu; dildeki mecazi genişlemeyle birlikte, bir konuyu sonu gelmez bir inatla eşelemek, haksız yere üste çıkmak için dişe diş tartışmak ve gerçeği sağarcasına zorlamak eylemlerinin bu etimolojik kökten türetildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mirye" ve "mira" kavramlarının sıradan bir bilgisizlik veya masum bir şüphe olmadığını; kişinin gerçeği sezmesine rağmen kendi kibri veya menfaati uğruna hakikate karşı aktif bir direnç göstermesi, şüpheyi bir silah olarak kullanıp çatışması anlamına geldiğini; fiilin tefâ'ul (karşılıklılık ve süreklilik) babında gelmesinin (tetemârâ), bu şüphe ve inkar halinin müzminleşmiş, obstinatif (inatçı) bir psikolojik hastalığa dönüştüğünü etimolojik olarak açıkladığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın inkar psikolojisini (küfr) tasvirindeki rolünü incelerken; bu fiilin kafir tipolojisinin en belirgin zihinsel eylemi olduğunu, etrafındaki onca yaratılış ve yıkım deliline rağmen insanın hala hakikatle polemiğe girmesindeki o irrasyonel inatçılığı ve kibri kusursuzca resmettiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin ontolojik yüzleşme boyutunu analiz ederek; m-r-y kökünün içerdiği o "çekişme ve direnç" vurgusunun, insan aklının ilahi kanıtlar karşısındaki acizliğini ifşa ettiğini, "daha hangi nimeti/delili tartışabilirsin?" sorusuyla aklın tüm kaçış yollarının etimolojik bir darbeyle kapatıldığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin retorik işlevini değerlendirerek; yaratılıştan (nutfe) dirilişe (neş'et-i uhrâ), zenginlikten (ağnâ) helake (ehleke) kadar uzanan o devasa hakikat panosu sergilendikten sonra bu fiilin getirilmesinin, şüpheciliğin (tetemârâ) artık rasyonel bir dayanağının kalmadığını, bunun sadece ahlaki bir çürümüşlük ve kör inat olduğunu etimolojik bir kesinlikle muhatabın yüzüne çarptığını ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla