Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Necm Sûresi, 54. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Necm Sûresi, 54. Ayet

    فَغَشّٰيهَا مَا غَشّٰىۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Feġaşşâhâ mâ ġaşşâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Onları üzerlerine yağan felâketlere gömdü!”

      Denildi ki: Onları, üzerlerine yağdırdığı taşlara gömdü, sonra da orayı dümdüz etti. Şöyle de söylendi: Onların yolcularım ve gıyapta olanlarını da taşa gömdü. “Mü’tefike” kelimesinin iftira ve yalan anlamına gelen “ifk” (الإفك) kelimesinden geldiği söylenmiştir, buna göre inkâr edenler, iftira edenler demektir. Bunun ters çevrilmiş anlamına geldiği de söylenmiştir, buna göre de altı üstüne getirilmiş demektir. “Ğaşşâhâ” (فَغَشَّاهَا) kelimesi, Lût aleyhisselâmın köylerini azapla örttü demektir, nitekim onlardan önce de Âd kavmini ve Nuh’un kavmini de azapla örtmüştü. Bu, İbn Kuteybe’nin sözüdür. Ebû Ubeyde şöyle dedi: “Mu'tefike” kelimesi, “mahsûfe” anlamına gelir, yani aklı zayıflamış demektir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        ğaşşâhâ (غَشَّاهَا)

        Arapça ğ-ş-y kökünden türeyen, tef'il babında mazi kalıbında olan ve sonuna müennes muttasıl zamir (hâ) bitişen bu fiil, etimolojik olarak "tamamen örttü, kapladı, bürüdü ve üstünü kapattı" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin üzerini örtmek, onu gizlemek ve dışarıdan görünmeyecek şekilde tamamen sarmalamak (tağtiye) anlamının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ğaşy" ve "ğişâve" kavramlarının her yönüyle kuşatan, yoğun ve kalın bir örtüyü ifade ettiğini; tef'il babında kullanılmasının (ğaşşâ) eylemin şiddetini ve kesintisizliğini gösterdiğini, bağlam içerisinde Lût kavminin tepe taklak edilen şehirlerinin üzerine yağan ve onları tamamen haritadan silen o mutlak ilahi azabın etimolojik olarak resmedildiğini açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin surenin fonetik ve görsel estetiğindeki işlevini analiz ederken; ğ-ş-y kökünün içerdiği o "boğucu, karanlık ve her yeri saran" örtü imgesinin, azabın sadece fiziksel bir yıkım olmadığını, bizzat o sapkın medeniyetin üzerine çekilen ontolojik bir karanlık perdesi olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin ontolojik boyutunu değerlendirerek; havaya kaldırılıp yere çarpılan o şehirlerin (mu'tefike) hemen ardından "onları örtenin örtmesi" vurgusunun, insan varlığının ilahi gazap karşısında nasıl tamamen yutulduğunu ve hiçliğe gömüldüğünü etimolojik bir dehşetle ortaya koyduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içerisindeki retorik gücüne dikkat çekerek; fiilin tef'il babındaki o yoğunlaştırma işlevinin, helak edici felaketin hiçbir boşluk bırakmadan, kimsenin kaçmasına fırsat vermeden şehrin üzerine bir kabus gibi çöküşünü etimolojik bir kesinlikle mühürlediğini vurgular.

        mâ (مَا)

        Arapça'da ism-i mevsul (ilgi zamiri) olan bu edat, etimolojik olarak "şey, her ne, o şey ki" anlamlarına gelir ve yapısı gereği kapalı, belirsiz (müphem) bir mahiyet taşır. İbn Fâris, bu zamirin bir nesnenin veya eylemin sınırlarını kasten belirsiz bırakarak onu mutlaklaştırmak veya olduğundan çok daha büyük, heybetli göstermek için etimolojik bir araç olarak kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mâ" edatının bu tür tekrarlı yapılarda (ğaşşâhâ mâ ğaşşâ - örten şey örttü) kullanımının, belanın veya felaketin büyüklüğünü insan tahayyülünün ötesine taşımak için kasıtlı bir belirsizlik (ibham) yarattığını açıklar. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi surelerinin apokaliptik dilini incelerken; azabın adının doğrudan konulmayıp "o örten şey" (mâ) şeklinde meçhul bırakılmasının, dinleyicinin zihnindeki o sonsuz dehşet hissini körükleyen muazzam bir retorik yüceltme (tazim) sanatı olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin edebi bağlamını değerlendirerek; bu ilginç ve müphem zamirin, devrilen o sapkın şehirlerin üzerine yağan taş yağmurunu sıradan kelimelere döküp basitleştirmekten kaçındığını, "onları örten örttü" şeklindeki o kapalı ifadenin, ilahi azabın azametini etimolojik bir sırdan beslenerek zirveye taşıdığını belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X