Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Necm Sûresi, 52. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Necm Sûresi, 52. Ayet

    وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ اَظْلَمَ وَاَطْغٰىۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve kavme nûhin min kabl(u)(s) innehum kânû hum azleme ve atġâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Bunlardan da önce Nuh kavmini. Çünkü onlar çok zâlim ve çok azgın idiler.”

      Yani onlar en çirkin zulmü ve en azgın fiilleri işliyorlardı. Çünkü Nuh aleyhisselâm onları “Bin yıldan elli yıl daha az bir süre” boyunca Allah’ın birliği inancına çağırmış, fakat Allah Teâlâ'nın “Benim yaptığım çağrı onları daha da uzaklaştırdı” meâlindeki âyette buyurduğu gibi bu çağrı onların sadece nefretini ve kibrini arttırmıştı.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        kavme (قَوْمَ)

        Arapça k-v-m kökünden türeyen bu kelime, etimolojik olarak "topluluk, ayakta duranlar, bir işi üstlenen ve omuzlayan insan grubu" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde dik durmak, ayaklanmak ve belli bir amaca kararlılıkla yönelmek anlamının yattığını; etimolojik olarak başlangıçta sadece erkekleri (savaşçıları ve gücü elinde tutanları) ifade etse de dildeki genişlemeyle tüm topluluğu anlatan bütüncül bir kavrama dönüştüğünü belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "kıyam" (ayakta durma/direnç) kökünden geldiğini; bağlam içerisinde Nuh'un muhatabı olan bu toplumun kendi gücüne, dayanışmasına ve sayısal çokluğuna (asabiyet) güvenerek ilahi azap karşısında ayakta kalabileceğini zanneden kibirli bir güruh olduğunu etimolojik olarak mühürlediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin sosyal boyutunu analiz ederken; Kur'an'ın "kavm" kelimesini kullanarak bireysel isyandan ziyade, organize, kemikleşmiş ve sistemsel bir inkar cephesini hedef aldığını, k-v-m kökünün bu sosyolojik kenetlenmeyi ve kalabalığın getirdiği o sahte cesareti resmettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içerisindeki işlevini değerlendirerek; onca organize dirence (kavm) ve sosyal güce rağmen ilahi irade karşısında bu devasa topluluğun çaresizce silinip gittiğini, bu kelimenin Kureyş'in kabilevi kibrini yıkmak için özel olarak seçilmiş sosyolojik bir uyarı olduğunu ifade eder.

        Nûhın (نُوحٍ)

        Arapça n-v-h kökünden geldiği düşünülen veya İbranice kökenli (a'cemî) özel bir isim (alem) olan bu kelime, Arapça etimolojide "feryat etmek, çok ağlamak, yas tutmak" anlamlarıyla bağlantılıdır. El-Cevâlîkî, ismin Arapça dışı (Süryanice veya İbranice) kökenli kadim bir peygamber adı olduğunu, ancak Arapça "niyaha" (şiddetli ağlama ve yas tutma) köküyle olan ses ve harf benzerliğinden dolayı, kavminin helakine ve günahlarına çok ağladığı için peygambere bu ismin verildiğine dair Arap dilci yorumlarının bulunduğunu belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin kadim Sami dillerindeki serüvenini inceler; İbranice "Noah" (rahatlık/teselli) kelimesinden Arapçaya geçtiğini, Kur'an'ın bu köklü İbrahimi ve Tevrati ismi kullanarak mesajını tarihsel ve evrensel bir temele oturttuğunu ifade eder. Gabriel Said Reynolds, ismin ayet bağlamındaki retorik gücüne dikkat çekerek; Nuh isminin Kur'an'ın muhatapları (müşrikler) için bile "kadim yıkımın ve yeryüzünü sıfırlayan tufanın" en büyük mitolojik ve tarihsel sembolü olduğunu, bu ismin zikredilmesinin doğrudan o devasa azabı etimolojik bir kod gibi muhatabın zihnine çağırdığını vurgular.

        azleme (أَظْلَمَ)

        Arapça z-l-m kökünden türeyen ve ism-i tafdil (en üstünlük bildiren sıfat) kalıbında olan bu kelime, etimolojik olarak "daha zalim, haksızlıkta en ileri giden, en büyük karanlığa gömülen" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyi asıl yerinden edip başka bir yere koymak, hakkı noksanlaştırmak ve nurun/ışığın tam zıddı olan zifiri karanlık (zulmet) anlamının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zulüm" kavramının ilahi yasalara karşı gelerek haddi aşmak ve başkasının hakkını gasp etmek olduğunu; ayette "azleme" ism-i tafdil kalıbının kullanılmasının, Nuh kavminin inat, inkar ve elçiye eziyet konusunda (kendilerinden sonra gelen Âd ve Semûd dahil) diğer tüm topluluklardan çok daha şiddetli, emsalsiz ve koyu bir "karanlığa" battığını etimolojik olarak kanıtladığını açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak sisteminde zulmün salt sosyal bir haksızlık değil, bizzat hakikatin üzerini örten ontolojik bir tahribat olduğunu; Nuh kavminin asırlar süren inkarıyla kendi varoluşlarını ve fıtratlarını o mutlak etimolojik karanlığa (zulmet) mahkum ettiklerini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel kıyas bağlamını değerlendirerek; bu ism-i tafdilin müşriklere yönelik tehdidin boyutunu katladığını, "sizden önceki o en acımasız ve en karanlık ruhlu toplumlar bile helak oldu" mesajının z-l-m kökünün o boğucu şiddetiyle muhataba iletildiğini ifade eder.

        etğâ (أَطْغَىٰ)

        Arapça t-ğ-y kökünden türeyen ve ism-i tafdil (en üstünlük bildiren sıfat) kalıbında olan bu kelime, etimolojik olarak "taşkınlıkta daha ileri, sınırı ve haddi en fazla aşan, en azgın olan" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde suyun kabından taşıp etrafı yutması (tuğyan) ve normal sınırları yırtıp geçerek aşırı derecede yükselmesi anlamının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tuğyan" kavramının kibrin, isyanın ve sapkınlığın artık kontrol edilemez bir boyuta ulaştığı o en uç noktayı ifade ettiğini; ism-i tafdil formunun (etğâ), bu toplumun kural tanımazlığının ve kibrinin ulaştığı o devasa boyutu etimolojik olarak mühürlediğini açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve kozmolojik uyumunu analiz ederken muazzam bir etimolojik zarafete dikkat çeker; t-ğ-y kökünün içerdiği o "suların kabarıp taşması ve her şeyi yutması" (tuğyan) imgesi ile, bu kavmin helak edildiği azabın bizzat devasa bir "su taşkını/tufan" olması arasındaki kusursuz ilişkinin, Kur'an'ın ceza ile suç (amel-i cins) arasındaki adaleti estetik bir kelime seçimiyle sunduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin felsefi boyutunu değerlendirerek; insanın yaratılmışlık sınırlarını aşıp kendine mutlak bir güç atfetmesinin ontolojik bir taşkınlık (tuğyan) olduğunu, "etğâ" sıfatının bu varoluşsal şımarıklığın ulaştığı zirveyi resmederek müşrik egosunun kırılganlığını ve er ya da geç kendi taşkınlığında boğulacağını kesin bir dille ortaya koyduğunu belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X