وَاَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرٰىۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Necm Sûresi, 49. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: ikinci yaratılış, rab, necm suresi 49. ayet, sermaye, şira yıldızı, zenginlik, necm 49, necm suresi
-
"Şi'râ yıldızının Rabb’i de O’dur."
Denilmiştir ki: Şi'râ, bazı Arapların taptığı bir yıldız adıdır. Sanki onlar, bu yıldızdaki güzelliğin ve ihtişamın, onun Allah katındaki değerinden ve öneminden kaynaklandığını, insanların yaptıklarının ona gittiğini zannediyorlardı ve bu yüzden ona tapıyorlardı. Onların kendilerini Allah Teâlâ'ya ibadete lâyık görmedikleri için, onunla Allah’a yaklaşacakları ümidiyle Allah’ın dışında olan o yıldıza tapıyor olmaları da muhtemeldir. Nitekim insan sultana yaklaşamayınca, onun dışındaki yakınlarına hizmet ederek sultana ulaşmaya çalışır. Ancak bu yorum doğru değildir, çünkü insanın sultanla irtibatı olanlara hizmet etmesi, daha önce onlara hizmet etmesinin yasak olduğuna dair bir emir almadığından ve bu konuda bir izin de bulunmadığından dolayıdır. Fakat Allah Teâlâ onlara, sadece kendisine ibadet etmelerini emretmiş ve başkasına ibadet etmelerini yasaklamıştır. Dolayısıyla sadece Allaha ibadet etmeleri emredildikten ve O’ndan başkasına ibadet etmeleri yasaklandıktan sonra, artık başkasına ibadet etmeleri caiz olmaz. Dolayısıyla Allah burada, onların Şi’râ ve benzeri yıldızlara tapmalarıyla beyinsizce davrandıklarını hatırlatmakta ve şunu söylemektedir: Şi'râ yıldızının Rabb’ine kulluk yapın, çünkü ondaki güzelliği ve ihtişamı yaratan O’dur, dolayısıyla ibadetinizi de O'na yapın!
Yorumu Yorumla
-
rabbu (رَبُّ)
Arapça r-b-b kökünden türeyen bu kelime, etimolojik olarak "sahip, efendi, koruyup gözeten, terbiye eden" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyi ıslah etmek, korumak ve aşama aşama olgunluğa eriştirmek (terbiye) anlamlarının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rabb" kavramının mutlak malikiyet ile birlikte şefkatli ve kudretli bir yönlendirme vasfını etimolojik olarak barındırdığını; ayette müşriklerin tapındığı devasa bir kozmik cismin (Şi'râ yıldızının) bile bizzat bir "sahibi ve terbiye edicisi" (Rabbi) olduğunu belirterek onun ilahlık iddiasını etimolojik olarak sıfırladığını açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Cahiliye inanç sistemine karşı taşıdığı teolojik ağırlığı analiz ederken; putperestlerin gök cisimlerine atfettikleri bağımsız gücün, "rabb" kelimesinin içerdiği o mutlak ve tekil otorite vurgusuyla kökünden yıkıldığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içerisindeki polemik işlevini değerlendirerek; evrendeki en parlak ve ihtişamlı yıldızın dahi kendi başına bir fail olmadığını, onun da tıpkı insanlar gibi mutlak bir "terbiye edicinin" (Rabb) boyunduruğu altında itaatkar bir mahluk olduğunu etimolojik bir kesinlikle muhatabın zihnine kazıdığını ifade eder.
eş-şi'râ (الشِّعْرَىٰ)
Arapça ş-a-r kökünden türeyen bu kelime, etimolojik olarak "fark etmek, ince bir idrakle bilmek, hissetmek" anlamlarına gelir; astronomik terminolojide ise gökyüzünün en parlak yıldızı olan Sirius (Büyük Köpek Yıldızı) demektir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyi gizli ve ince bir yolla bilmek, sezmek ve farkında olmak anlamının yattığını; bu yıldıza gökyüzündeki diğer tüm cisimleri bastıran o keskin, nüfuz edici ve derhal fark edilen (şuur uyandıran) parlaklığı sebebiyle etimolojik olarak bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şuûr" ve "şi'r" kavramlarının ince bir idrak olduğunu; kelimenin özel isim olarak kullanıldığı bu bağlamda, müşriklerin kendi sığ idrakleriyle ilahlaştırdıkları bu parlak cismin, aslında Yaratıcı'nın mutlak mülkiyetinde sıradan bir nesne olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin kadim Ortadoğu dillerindeki astronomik ve mitolojik kökenlerini incelerken; Sirius yıldızının Mezopotamya, Mısır ve Arap yarımadasında kaderi belirleyen, tapınılan ve mevsimleri tayin eden devasa bir kült nesnesi olduğunu, Kur'an'ın bu ismi doğrudan anarak o kadim astral (yıldız) tapınım geleneğini teolojik bir meydan okumayla yıktığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, Cahiliye dönemi kozmolojisinde Huzaa gibi Arap kabilelerinin doğrudan bu yıldıza taptığını hatırlatarak; Kur'an'ın "Şi'râ" kelimesini kullanarak paganların en büyük kozmik putunu hedefe koyduğunu ve onun ontolojik sahteliğini bizzat ismini zikrederek ifşa ettiğini vurgular. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi surelerinin kozmolojik yapısında bu kelimenin retorik işlevine dikkat çekerek; putperestlerin yücelttiği o görkemli doğa ve gökyüzü güçlerinin, Kur'an'ın mutlak tevhid söylemi içinde aniden nasıl sıradanlaştırıldığını ve "Şi'râ" gibi efsanevi bir ismin salt bir mahluk/nesne statüsüne indirgendiğini estetik bir zarafetle resmettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlam içerisindeki tarihsel eleştirisini değerlendirerek; müşriklerin şans, bereket ve kuraklık gibi doğa olaylarını bu yıldızın doğuşuna bağlamalarına karşı, o çok korktukları ve medet umdukları "Şi'râ"nın dizginlerinin bütünüyle Allah'ın elinde olduğu gerçeğini etimolojik ve teolojik bir darbeyle yüzlerine çarptığını ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla