Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Necm Sûresi, 47. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Necm Sûresi, 47. Ayet

    وَاَنَّ عَلَيْهِ النَّشْاَةَ الْاُخْرٰىۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve enne ‘aleyhi-nneş-ete-l-uḣrâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Öteki yaratma da (öldükten sonra diriltme) O’na aittir.”

      Yani hikmetin gereği olan öbür yaratma da Ona aittir, çünkü eğer öbür yaratma olmasaydı ilk yaratma abes, anlamsız ve hikmete aykırı olurdu. Yahut şöyle deriz: Allah, ilk yaratma kudretine sahip olduğu gibi öbür yaratma kudretine de sahip olduğunun bilinmesi için bunu söylemektedir. Çünkü kâfirler ilk yaratmayı ve Allah’ın bu yaratmadaki kudretini kabul ediyorlar, fakat öbürünü inkâr ediyorlardı. Cenâb-ı Hak ise her iki yaratmaya da kadir olduğunu haber vermektedir. Başarıya ulaştıran sadece Allah’tır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        en-neş'ete (النَّشْأَةَ)

        Arapça n-ş-e kökünden türeyen bu kelime, etimolojik olarak "inşa etmek, yoktan var etmek, peyderpey yaratmak, ortaya çıkarmak ve yükseltmek" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin yokluktan veya gizlilikten çıkarak belirginleşmesi, büyümesi ve varlık sahnesine adım atması anlamının bulunduğunu belirtir; yerden yavaşça yükselen bulutlara (neş'et) da bu etimolojik kökten dolayı aynı ismin verildiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "neş'et" kavramının aniden olan sihirli bir var edilişten ziyade, planlı, hikmetli ve tedrici bir yaratma sürecini ifade ettiğini; ayette "ikinci yaratılış" (ahiret dirilişi) bağlamında kullanılarak, insanın ilk yaratılışındaki o muazzam biyolojik ve ontolojik inşa sürecinin (nutfe evresinin) ahirette yeniden ve çok daha üstün bir formda tekrarlanacağını etimolojik olarak mühürlediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın eskatolojik (ahiret odaklı) dilindeki kilit rolünü incelerken; müşrik zihniyetin Allah'ın yaratıcı gücünü kabul etmesine rağmen ölümden sonraki dirilişi imkansız görmesindeki o teolojik çelişkiyi, Kur'an'ın bu kelimeyle ifşa ettiğini; topraktan ve nutfeden "inşa eden" (inşâ) kudretin, ikinci kez "inşa etmesinin" etimolojik ve rasyonel olarak tamamen tutarlı olduğunu vurguladığını belirtir. Angelika Neuwirth, surenin kozmolojik simetrisini değerlendirirken; insanın nutfeden başlayan biyolojik serüveninin rastgele bir sonla bitmeyeceğini, n-ş-e kökünün içerdiği o "yükseliş ve yeni bir forma geçiş" imgesinin, ölüm sonrası dirilişi salt bir canlanma değil, ontolojik bir "ikinci varoluş/inşa" (neş'et) sahnesi olarak estetik bir zarafetle kurguladığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin felsefi boyutunu analiz ederek; kelimenin kökenindeki "yerden yukarı doğru yükselme ve fışkırma" vurgusunun, toprağa karışmış olan insan bedeninin kıyamet anında o ezici sükuneti yırtıp ilahi huzura doğru yapacağı o sarsıcı diriliş hareketini etimolojik bir canlılıkla resmettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin polemik gücüne dikkat çekerek; insanın kendi yaratılışındaki kusursuz takdiri (tumnâ) unutup dirilişi inkar etmesine karşı, "en-neş'ete" kelimesinin mutlak ilahi mühendisliği hatırlatan sarsılmaz bir kanıt olarak muhatabın yüzüne çarpıldığını ifade eder.

        el-uhrâ (الْأُخْرَىٰ)

        Arapça e-h-r kökünden türeyen ve "âhar" (başka/diğer) kelimesinin müennes (dişil) formu olan bu sözcük, etimolojik olarak "sonra gelen, ikinci olan, geride kalan, bir diğeri" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde öne geçmenin ve başlangıcın (evvel/ûlâ) tam zıddı olan geriye kalma, bitişi temsil etme ve "öncekinden farklı bir başka varlık/durum olma" durumunun yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin "neş'et" kelimesine sıfat olarak geldiğini ve etimolojik olarak dünya hayatının (ilk inşanın) peşinden gelecek olan o kaçınılmaz ve nihai varoluş sahnesini (ahireti) nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Cahiliye epistemolojisindeki anlamsal devrimini inceler; İslam öncesi Arap aklının zamanı (dehr) sadece doğup ölünen tek boyutlu, çizgisel ve trajik bir süreç olarak algıladığını, Kur'an'ın ise "el-uhrâ" kavramını merkeze alarak varoluşu "ilk" ve "diğer/sonraki" şeklinde iki boyutlu (düalist) devasa bir sisteme dönüştürdüğünü, ölümün bir son değil sadece "öteki" inşaya (dirilişe) geçiş kapısı olduğunu etimolojik bir kesinlikle inşa ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içerisindeki işlevini değerlendirerek; "el-uhrâ" (diğer/ikinci) sıfatının, müşriklerin salt dünyevi hayata saplanıp kalmış o sığ vizyonlarını yırttığını, varoluşun sadece bu ilk tecrübeden ibaret olmadığını ve mutlak adaletin tecelli edeceği o "ikinci/öteki" yaratılışın bütünüyle ve mecburen Allah'ın uhdesinde (aleyhi) olduğunu etimolojik ve teolojik bir ihtişamla ortaya koyduğunu belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X