Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Necm Sûresi, 46. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Necm Sûresi, 46. Ayet

    مِنْ نُطْفَةٍ اِذَا تُمْنٰىۖ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Min nutfetin iżâ tumnâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Rahime atıldığı zaman nutfeden (embriyo) yaratmıştır.”

      Esam şöyle dedi: Bu âyet, fışkırıp atılmayan suyun mezî olduğuna işaret eder, ancak şehvetle fışkırırsa meni olur. Şehvetle çıkmayan su ise mezîdir ve ondan dolayı gusletmek gerekmez. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        nutfetin (نُّطْفَةٍ)

        Arapça n-t-f kökünden türeyen bu kelime, etimolojik olarak "damlamak, sızmak, az miktarda saf su ve üreme sıvısı" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde çok az miktarda bir sıvının damlaması ve süzülmesi anlamının yattığını; erkeğin üreme sıvısına (meni) hacminin azlığı ve atılış şekli sebebiyle etimolojik olarak bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nutfe" kavramının sözlükte berrak ve ufak bir su damlası demek olduğunu; bağlam içerisinde insanın biyolojik hammaddesini, onun varoluş sahnesine çıkmasına vesile olan o mütevazı ve hacimce önemsiz üreme sıvısını etimolojik olarak resmettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an antropolojisindeki sarsıcı işlevini analiz ederken; Cahiliye döneminin kibre, soy asaleti ve fiziksel güce dayalı o devasa egoizminin, insanın kökenindeki bu "basit, önemsiz ve minik sıvı damlası" (nutfe) kavramıyla etimolojik bir balyoz gibi un ufak edildiğini vurgular. Angelika Neuwirth, surenin kozmolojik ve biyolojik kurgusunda bu kelimenin estetik zıtlığına dikkat çeker; önceki ayetlerde bahsedilen o görkemli ve karmaşık "eril-dişil" (zevceyn) sisteminin, böylesine mikroskobik ve sıradan bir damladan var edilmesinin, Yaratıcı'nın sanatkarlığı ile malzemenin değersizliği arasındaki ontolojik uçurumu etimolojik bir kesinlikle sunduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin ontolojik boyutunu değerlendirerek; insanın kendini mutlak bir varlık gibi görme yanılgısına karşı, onun fiziksel temelinin (nutfe) ne kadar zayıf, silik ve bütünüyle dışsal bir ilahi müdahaleye muhtaç olduğunu etimolojik olarak mühürlediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin teolojik ve polemik gücüne değinerek; ahireti inkar eden ve dirilişi imkansız gören müşrik aklına, insanın o kompleks yapısının halihazırda sıradan bir "sıvı damlasından" (nutfeden) icat edildiği gerçeğini yüzlerine çarparak, yeniden yaratılışın rasyonel zeminini bu basit biyolojik köken üzerinden kurduğunu ifade eder.

        tumnâ (تُمْنَىٰ)

        Arapça m-n-y kökünden türeyen ve muzari (geniş/şimdiki zaman) meçhul (edilgen) kalıbında olan bu fiil, etimolojik olarak "atılmak, rahm'e dökülmek, miktar ve ölçüsü belirlenmek, takdir edilmek" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyi ölçmek, miktarını takdir etmek, sınırlarını belirlemek ve paylara ayırmak anlamının bulunduğunu belirtir; üreme sıvısına "meni" ve onun atılma/dökülme eylemine "imnâ" denilmesinin asıl etimolojik sebebinin, bu sıvının içinde doğacak insanın bütün fiziksel ölçülerini, biyolojik kaderini ve tasarımını (ölçüsünü) barındırması olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "tumnâ" fiilinin sadece fizyolojik bir atılma/boşalma eylemini değil, aynı zamanda o damlanın içinde ilahi bir ölçüp biçme (takdir/kader) işleminin de gerçekleşmesini etimolojik olarak içerdiğini; bağlam içerisinde insanın yaratılışının rastgele bir sıvı akışı değil, son derece bilinçli ve hesaplanmış bir ilahi projelendirme olduğunu açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi ve fonetik yapısını incelerken; meçhul (edilgen) formda gelen "tumnâ" fiilinin, insanın kendi yaratılış süreci üzerinde hiçbir aktif rolü veya kontrolü bulunmadığını, o minik damlanın rahim duvarına tutunuşundaki o mutlak çaresizliği ve edilgenliği etimolojik bir zarafetle resmettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içerisindeki felsefi ağırlığını değerlendirerek; m-n-y kökünün doğrudan "kader/ölçü" kavramıyla olan bu sıkı bağının, üreme olayını basit bir doğa kanunu olmaktan çıkarıp, her bir bedene işlenmiş o kusursuz ilahi ölçüyü ve takdiri (miktarı belirlemeyi) etimolojik bir mucize gibi muhatabın zihnine kazıdığını belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X