Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Necm Sûresi, 45. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Necm Sûresi, 45. Ayet

    وَاَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve ennehu ḣaleka-zzevceyni-żżekera vel-unśâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Erkeğiyle dişisiyle iki cinsi yaratan da O’dur.”

      Buradaki zevc kelimesi birbirine benzer mânasına geldiği gibi farklı şekilde mânasına da gelir. Yani erkek ve kadın her ne kadar birbirinin zıddı olsalar da şekil açısından benzerdirler. Erkek ve kadın birbirinin karşıtı ve zıddı varlıklardır anlamına da gelir. Allah burada şunu söylemektedir: Allah erkek ve kadını, birbirleriyle evlenmeleri için benzer şekilde yahut birbirinden farklı özellikte yarattı. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        haleka (خَلَقَ)

        Arapça h-l-k kökünden türeyen bu fiil, etimolojik olarak "yaratmak, ölçüp biçmek, bir şeyi yoktan ve belirli bir ölçüye göre var etmek" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin miktarını takdir etmek (ölçmek) ve onu bir modele bakmaksızın, pürüzsüzce var etmek anlamının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "halk" kavramının salt bir "yapma" eylemi olmadığını, eşyayı muazzam bir matematiksel ölçü ve ahenk içinde icat etmek olduğunu; bağlam içerisinde cinsiyetin (eril ve dişil) rastgele bir biyolojik oluşum değil, son derece bilinçli ve ölçülü bir ilahi mühendislik (takdir) ürünü olduğunu etimolojik olarak mühürlediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Cahiliye dönemindeki bedevi kullanımına değinerek; eskiden deriyi kesmeden önce ölçüp biçmek için kullanılan bu somut kökün, Kur'an tarafından evrensel bir ontolojik terime dönüştürüldüğünü, yokluktan varlığa çıkarmanın yegane failini (Allah'ı) nitelediğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içerisindeki işlevini değerlendirerek; insanın varoluşsal kaynağını açıklayan bu fiilin, hayatın ve cinsiyetlerin oluşumunu tesadüflere veya doğa güçlerine değil, doğrudan "yaratan" (haleka) mutlak bir iradeye bağladığını ifade eder.

        ez-zevceyni (الزَّوْجَيْنِ)

        Arapça z-v-c kökünden türeyen ve tesniye (ikil) formunda olan bu kelime, etimolojik olarak "iki eş, birbiriyle eşleşen çift, takımın iki parçası" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde tekliğin (ferdiyetin) tam zıddı olan bir beraberlik, birbirine muhtaç olma ve eşleşme durumunun yattığını belirtir; etimolojik olarak tek başına anlam ifade etmeyen, ancak diğeriyle birleştiğinde bütünlük sağlayan varlıklara "zevc" denildiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "zevc" kavramının birbirinin tamamlayıcısı olan her iki unsuru nitelediğini; ayetteki ikil (tesniye) kullanımının, evrendeki biyolojik ve ontolojik yapının kusursuz bir düalizm (ikili sistem) üzerine kurulduğunu etimolojik olarak açıkladığını ifade eder. Angelika Neuwirth, surenin felsefi kurgusunda bu kelimenin kullanımını analiz ederken; z-v-c kökünün içerdiği "çift olma/eşleşme" vurgusunun, yaratılmışların doğasındaki ontolojik muhtaçlığı resmettiğini, mutlak "tek" (ehad) olan Yaratıcı ile "çift" (zevceyn) olarak yaratılan fani varlıklar arasındaki o devasa teolojik ayrımı estetik bir kesinlikle ortaya koyduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin felsefi boyutunu değerlendirerek; kelimenin etimolojisindeki o "birbirine dönüklük ve tamamlayıcılık" vasfının, evrendeki hiçbir varlığın kendi kendine yetemeyeceğini, her şeyin zıddıyla veya eşiyle kaim olduğu gerçeğini sarsılmaz bir ilahi yasa olarak mühürlediğini vurgular.

        ez-zekera (الذَّكَرَ)

        Arapça z-k-r kökünden türeyen bu kelime, etimolojik olarak "erkek, eril cinsiyet" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün anma, hatırlama (zikr) boyutuyla birlikte "dişinin zıddı olan erkek cinsiyeti" (zeker) anlamını barındırdığını, erkeğe fıtratındaki bedensel sertlik ve keskinlik sebebiyle etimolojik olarak bu ismin verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin burada her türlü kültürel veya ataerkil üstünlük hissinden sıyrılarak, salt biyolojik bir varoluş kategorisini ifade ettiğini; z-k-r kökünün ayet bağlamında ilahi yaratılışın iki eşit parçasından sadece birini (erilliği) niteleyen tarafsız bir etimolojik işleve sahip olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Cahiliye zihniyetindeki karşılığını analiz ederken; müşriklerin güç, şeref ve soy üstünlüğü atfettikleri "zeker" (erkek) kavramının, burada Kur'an tarafından ilahi müdahale ile yaratılmış (mahlûk) sıradan bir fonksiyona indirgendiğini, erilliğin putlaştırılmasının bu "yaratılmışlık" vurgusuyla kökünden yıkıldığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet bağlamındaki sosyolojik ve teolojik eşitlik işlevine dikkat çekerek; putperestlerin kendi aleyhlerinde yücelttikleri erkekliğin (ez-zeker), aslında Yaratıcı'nın "zevceyn" (çift) tasarımının sıradan ve diğer yarıya (dişiye) muhtaç bir parçası olmaktan öteye geçemediğini etimolojik bir netlikle yüzlerine vurduğunu ifade eder.

        el-unsâ (الْأُنثَىٰ)

        Arapça e-n-s kökünden türeyen bu kelime, etimolojik olarak "dişi, dişil cinsiyet, yumuşaklık" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde sertliğin ve katılığın tam zıddı olan bir yumuşaklık, esneklik durumunun yattığını belirtir; dişi cinse yapısındaki bu nahiflikten dolayı etimolojik olarak bu ismin verildiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "ünsâ" kavramının "zeker" (erkek) kelimesinin ontolojik eşiti ve karşıtı olduğunu; bağlam içerisinde dişilliğin rastgele bir zayıflık değil, bizzat Yaratıcı tarafından "zevceyn" (çift) sisteminin olmazsa olmaz tamamlayıcı yarısı olarak tasarlandığını etimolojik olarak mühürlediğini açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), surenin edebi kurgusunu incelerken; e-n-s kökünün barındırdığı o yumuşaklık ve incelik hissinin, cümlenin sonunda "zeker" kelimesiyle yan yana gelerek muazzam bir estetik denge (merizm) oluşturduğunu, Cahiliye toplumunun bir utanç vesilesi saydığı dişiyi (ünsâ), ilahi tasarımın mutlak eşit ve vazgeçilmez bir parçası konumuna yükselttiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlam içerisindeki eleştirel gücünü değerlendirerek; insanın kendi elleriyle oluşturduğu cinsiyet hiyerarşisinin, Allah'ın doğrudan "haleka" (yarattı) fiiline bağlanan bu dişil (ünsâ) kategoriyle tamamen yıkıldığını, varoluş sahnesinde erilin ve dişilin sadece mutlak ilahi kudretin birer biyolojik tecellisi olduğunu etimolojik bir kesinlikle ortaya koyduğunu belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X