وَاَنَّهُ هُوَ اَضْحَكَ وَاَبْكٰىۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Necm Sûresi, 43. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: necm 43, güldüren, tam karşılık, necm suresi 43. ayet, ağlatan, necm suresi, dönüş, esmaül hüsna
-
"Güldüren de O’dur, ağlatan da.”
Allah Teâlâ, insanların canlarını, hallerini ve fiillerini yaratmaktaki kudretini ve hükümranlığını muhtelif âyetlerde açıklamaktadır. İnsanın varlığı üzerindeki kudretini meâlen şöyle açıklıyor: “Sizi topraktan yarattığı zamanki halinizi de annelerinizin karınlarında cenin olarak bulunuşunuzu da en iyi bilen O’dur”. İnsanların halleri konusundaki kudretini de şu ayetlerde meâlen şöyle açıklamaktadır: “Çok veren de O’dur, az veren de”. “Öldüren de O’dur, yaşatan da”. İnsanın fiilleri üzerindeki kudretini de burada açıklamaktadır: Güldüren de O’dur, ağlatan da. Allah Teâlâ, insanlar kendisini hiçbir varlığın aciz bırakamayacağını bilsinler diye muhtelif âyetlerde kudretini ve hükümranlığını beyan etmektedir. Sonra Güldüren de O’dur, ağlatan da İlâhî kelâmı iki anlama gelir. Birincisi, bu cümlede kinâye ve istiâre vardır; Allah gülmeyi sevinç ve mutluluktan, ağlamayı da hüzün ve kederden kinâye yapmıştır. Bu durum insanlar arasında da bilinen bir husustur; insanlar çok sevindiklerinde gülerler, çok üzüldükleri zaman da ağlarlar. İkincisi, âyetteki gülme ve ağlama fiilleri hakiki mânada kullanılmıştır, bu da iki şekilde açıklanır. Birincisi, Allah onları gülecek ve ağlayacak tabiatta yaratmıştır. İkincisi, insanlardaki gülme ve ağlama fiillerini yaratan Allah’tır. Bize göre bu, iki yorumun en uygun olanıdır.
Yorumu Yorumla
-
edhake (أَضْحَكَ)
Arapça d-h-k kökünden türeyen ve if'al babında mazi (geçmiş zaman) kalıbında olan bu fiil, etimolojik olarak "güldürdü, sevindirdi, neşelendirdi" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde ferahlık, açılma ve insanın sevinç anında dişlerinin görünmesi anlamının yattığını belirtir; hatta bulutsuz ve açık bir gökyüzüne de bu "ferahlık ve açılma" etimolojisinden dolayı aynı kökten isimler verildiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, gülme kavramının insanın içsel sevincinin dışa vurumu olduğunu; fiilin if'al (oldurganlık) kalıbında kullanılarak, insandaki bu psikolojik ve biyolojik rahatlama/gülme yeteneğini var edenin, onu sevindirecek sebepleri yaratanın bizzat Allah olduğunu etimolojik olarak mühürlediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik kurgusunda bu kelimenin kullanımını analiz ederken; insanın en içsel, sıradan ve doğal tepkilerinden biri olan "gülme" eyleminin bile kendiliğinden veya tesadüfi bir biyolojik reaksiyon değil, doğrudan ilahi fıtratın bir parçası olarak Yaratıcı'nın kudretine bağlandığını vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), surenin yapısal estetiğinde kelimenin yerini değerlendirirken; d-h-k kökünün içerdiği o aydınlık, neşe ve açılma hissinin, insan doğasının o eşsiz canlılığını resmettiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içerisindeki bağlamını inceleyerek; fiilin salt fiziksel bir mimiği değil, insana dünyada refah, huzur, mutluluk ve neşe veren her türlü olumlu varoluşsal durumu etimolojik olarak kapsadığını ve tüm bu süreçlerin mutlak sahibinin (huve) Allah olduğunu kesin bir dille ortaya koyduğunu belirtir.
ebkâ (أَبْكَىٰ)
Arapça b-k-y kökünden türeyen ve if'al babında mazi (geçmiş zaman) kalıbında olan bu fiil, etimolojik olarak "ağlattı, hüzünlendirdi, gözyaşı döktürdü" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde içsel bir acı, keder ve bu kederin bir sonucu olarak gözden yaşın taşması, akması anlamının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bekâ" kavramının insanın karşılaştığı kayıplar veya acılar karşısındaki ruhsal daralmasını ve bunun bedensel bir tepkiye dönüşmesini ifade ettiğini; ayette "edhake" (güldürdü) fiilinin hemen ardına yerleştirilerek, insanı sevindiren sebepler gibi onu hüzne boğan, ağlatan ve sınırlarıyla yüzleştiren varoluşsal olayların da ilahi takdirin (if'al babı) bir parçası olduğunu etimolojik olarak açıkladığını ifade eder. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi surelerindeki dualite (ikilik) sanatını analiz ederken; gülme ve ağlama kelimelerinin oluşturduğu bu sarsıcı zıtlığın (merizm), insanlık durumunun (human condition) iki uç noktasını temsil ettiğini, d-h-k ve b-k-y köklerinin bir araya gelmesiyle insan duygularının tüm yelpazesinin bütünüyle Allah'ın tasarrufunda olduğu gerçeğinin estetik bir retorikle inşa edildiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin ontolojik derinliğini değerlendirirken; insanın kibre kapıldığında (tezkiye) veya kendi gücüne (sa'y) güvendiğinde unuttuğu o fıtri acziyetini, b-k-y kökünün içerdiği "gözyaşı ve çaresizlik" vurgusuyla hatırlattığını, insanın en güçlü anındaki sevincinin de en zayıf anındaki gözyaşının da ontolojik olarak aynı yüce Yaratıcı'ya bağımlı olduğunu etimolojik bir zarafetle resmettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin cümlenin öznesine (Allah'a) vurgu yapan "huve" (O) zamiriyle pekiştirilmesinin önemine dikkat çekerek; hayatın iniş ve çıkışlarını, neşeyi ve matemi insanın kendi kontrolünde sanma yanılgısına karşı, ağlatma yetkisini ve acı tecrübelerini de mutlak iradenin bir tecellisi olarak etimolojik bir kesinlikle sabitlediğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla