Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Necm Sûresi, 41. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Necm Sûresi, 41. Ayet

    ثُمَّ يُجْزٰيهُ الْجَزَٓاءَ الْاَوْفٰىۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Śumme yuczâhu-lcezâe-l-evfâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Sonra kendisine karşılığı tastamam verilecektir.”

      Âhirette verilen ceza, iyi olsun kötü olsun yapılan şeyin tam karşılığıdır, onda eksiklik söz konusu değildir. Bu hükmün kâfirler hakkında olması da muhtemeldir, buna göre kâfir şirkin ve işlediği bütün kötülüklerin cezasını görecektir. Mümine gelince, onun kötülükleri bağışlanır ve hayırlarının mükâfatını görür. Nitekim Allah meâlen şöyle buyurmaktadır: “İşte cennetlikler arasında olan bu kimselerin, yaptıklarının güzelini kabul ederiz, kötülüklerini de görmezlikten geliriz. Bu kendilerine yapılagelen gerçek vâddir”.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        yuczâhu (يُجْزَاهُ)

        Arapça c-z-y kökünden türeyen, muzari (geniş/şimdiki zaman) meçhul (edilgen) kalıbında olan ve sonuna üçüncü tekil şahıs iyelik zamiri (hu) eklenen bu fiil, etimolojik olarak "karşılığı verilir, bedeli ödenir, hak ettiği tam olarak kendisine teslim edilir" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin yerini tutmak, bir emeğe bedel olmak ve yapılan bir işin eksiksiz, tam karşılığını vermek (kifayet ve bedel) anlamlarının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "cezâ" kavramının iyilik veya kötülüğün misliyle ödenmesini ifade ettiğini; fiilin meçhul (edilgen) kalıpta (yuczâ) gelmesinin, insanın çabasının (sa'y) nihai sonucunun kendi elinde veya tasarrufunda olmadığını, bu eylemin mutlak adil ve aşkın bir otorite (Allah) tarafından ona tastamam ödeneceğini etimolojik olarak kesinleştirdiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın eskatolojik ceza ve mükafat sisteminde bu kökün yerini incelerken; c-z-y kökünün rastgele veya keyfi bir ödüllendirmeyi/cezalandırmayı değil, insanın dünyadaki ahlaki eylemlerinin ahiretteki ontolojik ve adil yansımasını anlattığını, amelin bizatihi kendi ağırlığınca özneye geri dönmesi kuralını mühürlediğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, insanın dünyevi çabası ile ahiretteki varoluşsal sonucu arasındaki bu ontolojik denkliğin, kökteki "misliyle karşılık olma" vurgusu sayesinde ahlaki bir zorunluluğa ve ilahi bir yasaya dönüştüğünü belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, meçhul fiil kalıbının faili gizleyerek evrensel bir ilkeye işaret ettiğini, "karşılığı muhakkak verilecek" vurgusunun insanın yeryüzündeki hiçbir emeğinin zayi olmayacağına dair muazzam bir ilahi ve etimolojik garanti sunduğunu ifade eder.

        el-cezâe (الْجَزَاءَ)

        Arapça c-z-y kökünden türeyen bu mastar, etimolojik olarak "tam karşılık, bedel, yapılan işin dengi olan mükafat veya ceza" anlamlarına gelir. Ayette "yuczâhu" fiilinin meful-i mutlak'ı (kendi kökünden gelen pekiştirici nesnesi) olarak kullanılmıştır. İbn Fâris, kökün temelindeki denklik ve bedel olma halinin ismleşmiş ve somutlaşmış formu olan bu kelimenin, bir eylemin kendi cinsinden, eksiksiz ve kesin karşılığını ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, aynı kökten gelen fiil ve mastarın yan yana kullanılmasının (yuczâhu'l-cezâe) verilecek olan karşılığın sıradan, üstünkörü bir ödeme olmadığını; yapılan amelin mahiyetine tıpatıp uyan, içinde zerre kadar haksızlık, fazlalık veya eksiklik barındırmayan o mutlak ve nihai adalet tecellisi olduğunu etimolojik olarak perçinlediğini açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimelerin dizilişindeki estetik ve retorik boyutu analiz ederken; iştikak sanatının (aynı kökten kelimelerin peş peşe tekrarı) yarattığı işitsel ve anlamsal ağırlığa dikkat çeker, bu etimolojik tekrarın ilahi adaletin şüphe götürmezliğini, kesinliğini ve ahiret sahnesindeki o hesaplaşmanın görkemini muhatabın zihnine çekiç gibi vurduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin belirli (harf-i tarifli) formda gelmesinin (el-cezâ) taşıdığı teolojik anlama dikkat çekerek; bu "karşılığın" rastgele bir bedel değil, bizzat Allah'ın başından beri vadettiği, mahiyeti ve adalet boyutu ilahi ilimle sabit olan o bilindik, muazzam "nihai ödeşme" olduğunu etimolojik olarak kanıtladığını vurgular.

        el-evfâ (الْأَوْفَىٰ)

        Arapça v-f-y kökünden türeyen ve "vefâ/vefiy" kelimesinin ism-i tafdil (en üstünlük bildiren sıfat) kalıbı olan bu sözcük, etimolojik olarak "en tam, en eksiksiz, en mükemmel, kusursuz ve tastamam" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin tamlık sınırına ulaşması, hiçbir noksanlık barındırmaması (kemal ve tamam) anlamının yattığını; ism-i tafdil formunun ise eksikliğin ve haksızlığın zerre miktarının bile bulunmadığı o mutlak, nihai bütünlüğü ve dolgunluğu etimolojik olarak ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vefâ" ve "teveffî" kavramlarının bir borcu veya hakkı hiçbir noksan bırakmadan, en ince ayrıntısına kadar ifa etmek olduğunu; ayette bu sıfatın ceza/karşılık kelimesini niteleyerek (el-cezâe'l-evfâ), ilahi terazideki hesaplaşmanın insanın aklına gelebilecek en kusursuz, en dolgun ve hiçbir kesintiye/gaspa uğratılmamış bedel olacağını etimolojik olarak açıkladığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimenin ahlaki ve eskatolojik derinliğini incelerken; bu ism-i tafdilin, sadece Tanrı'nın mutlak adaletini değil aynı zamanda lütfunu da temsil ettiğini, dünyadaki insan emeğinin (sa'y) içerdiği cılızlığa veya kusurlara rağmen ilahi merhametin bu karşılığı "en eksiksiz, en vefalı" (evfâ) şekilde tamamlayarak sahibine iade edeceğini vurgular. Angelika Neuwirth, surenin son bölümlerindeki yapısal, retorik ve tematik simetriyi değerlendirirken muazzam bir etimolojik bağa dikkat çeker; v-f-y kökünün önceki ayetlerde Hz. İbrahim'in sadakatini ve kulluğunu nitelemek için (veffâ - tastamam yerine getirdi) kullanıldığını, burada ise bizzat Allah'ın vereceği nihai ödülü nitelemek için (evfâ - en eksiksiz şekilde) kullanıldığını; dolayısıyla kulun ahdine vefası (sadakati) ile Yaratıcının mutlak adaletli ve vefalı karşılığı arasındaki bu etimolojik kök birliğinin surede kusursuz bir teolojik estetik oluşturduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, sıfatın bağlam içerisindeki ilahi lütuf boyutunu değerlendirerek; insanın yeryüzündeki geçici ve yorucu çabasının ilahi mülkiyette nasıl devasa, sınır tanımaz bir karşılığa dönüştüğünü, "el-evfâ" sıfatının kuru bir hukuki adaletin ötesine geçerek mutlak ilahi cömertliğin (fazl) ontolojik zirvesini resmettiğini ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X