Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Necm Sûresi, 39. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Necm Sûresi, 39. Ayet

    وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-en leyse lil-insâni illâ mâ se’â

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "İnsan ancak çabasının sonucunu elde eder.”

      Bu âyet sanki insan ancak çalıştığının karşılığını alır, şanı yüce olan Allah ise lütfü ve keremiyle ona sevap verir ve çalıştığından da fazlasını ikram eder, mânasına gelmektedir. Nitekim başka bir âyette Allah meâlen şöyle buyurur; “Kim iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır”. İnsanların hiçbir gayret göstermediği küçük işler için de Allah lütfuyla bazan sevap yazar. Kötülüğün karşılığı ise ancak ona denk bir cezadır, çünkü âyette “Ancak dengiyle cezalandırılır” buyurulmaktadır. Bu âyette kullanılan ve insanın lehinde anlamına gelen “lehû” (لَهُ) zamirinin, aleyhinde mânasına gelecek şekilde “aleyhi” (عليه) diye kullanılması mümkündür. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: “Eğer iyilik ederseniz kendiniz için iyilik etmiş olursunuz; kötülük ederseniz yine kendinize edersiniz”. Burada, kendi aleyhinize kötülük etmiş olursunuz mânasına gelmek üzere “lehâ” (لها) zamiri kullanılmıştır. Açıklamaya çalıştığımız âyetin, haklarında “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez” meâlindeki âyetin nâzil olduğu kâfirler hakkında gelmiş olması muhtemeldir. Allah buyuruyor ki: O insan için sadece kendi gayretinin karşılığı vardır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        el-insâni (لِلْإِنسَانِ)

        Arapça e-n-s veya n-s-y kökünden türeyen ve başına aidiyet bildiren "li" (lam) harf-i cerri eklenen bu kelime, etimolojik olarak "alışmak, cana yakın olmak, sosyalleşmek" veya "unutmak" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde vahşiliğin zıddı olan bir "ünsiyet" (bir arada yaşama, ehlileşme) durumunun yattığını; insanın doğası gereği diğer insanlarla ünsiyet kurmaya muhtaç olmasından dolayı bu etimolojik kökten isimlendirildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "insan" kavramının sosyal doğasına (üns) dikkat çekmekle birlikte, kelimenin "nisyan" (unutma) köküyle olan bağına da vurgu yapar; bağlam içerisinde kelimenin başındaki aidiyet edatıyla (li'l-insâni) birlikte değerlendirildiğinde, insanın ilahi nizam karşısında salt bir kabile veya grup üyesi olarak değil, sadece "kendi başına/birey olarak" muhatap alındığını etimolojik olarak sabitlediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın ahlak sistemindeki sosyolojik devrimini inceler; Cahiliye döneminde bireyin (insan) kendi başına hiçbir hukuki veya eskatolojik değeri olmadığını, tüm sorumluluğun ve kurtuluşun kabileye (asabiyete) ait olduğunu belirtir. Kur'an'ın ise bu kelimeyi kullanarak o devasa kolektif yapıyı yıktığını ve tüm ahlaki yükümlülüğü tamamen yalnız, yalıtılmış ve tekil bir varlık olan "bireyin" (insan) omuzlarına etimolojik bir kesinlikle yüklediğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlam içerisindeki adalet terazisi işlevini değerlendirerek; insanın başkalarının amellerinden, ecdadının asaletinden veya putların şefaatinden medet umma şeklindeki o temelsiz beklentisinin, etimolojik olarak sadece kendi zayıf fıtratıyla ve tekil kimliğiyle baş başa bırakılması yoluyla kökünden çürütüldüğünü ifade eder.

        se'â (سَعَىٰ)

        Arapça s-a-y kökünden türeyen ve mazi (geçmiş zaman) kalıbında olan bu fiil, etimolojik olarak "hızlı adımlarla yürümek, çabalamak, bir işi başarmak için kasıtlı ve yoğun bir efor sarf etmek" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde normal bir yürümeden (meşy) daha hızlı, ancak tam bir koşmadan (adv) daha yavaş olan tempolu, kararlı ve hedefe odaklı fiziksel bir hareketin bulunduğunu belirtir; dildeki mecazi genişlemeyle birlikte her türlü bilinçli çalışma, kazanma hırsı ve maksatlı eylemin (hayır veya şer) bu etimolojik kökten isimlendirildiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "sa'y" kavramının etimolojik olarak bedensel bir gayreti ifade etmesine rağmen, Kur'an terminolojisinde insanın tüm içsel niyetlerini, ahlaki tercihlerini ve iradi eylemlerini kapsayan bütüncül bir "varoluşsal çaba" anlamına dönüştüğünü açıklar; bağlam içerisinde insanın ahiretteki tek sermayesinin kendi elleriyle ürettiği bu bilinçli ve tempolu (sa'y) amelleri olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin Cahiliye zihniyetindeki karşılığını analiz ederken, İslam öncesi dönemde "sa'y" eyleminin genellikle kabilenin şanını yüceltmek, intikam almak veya dünyevi zenginlik elde etmek için harcanan dışa dönük sığ bir enerjiyi anlattığını; Kur'an'ın ise bu somut etimolojik kökü alarak onu tamamen içselleştirilmiş, ahlaki ve eskatolojik (ahiret odaklı) bir "kurtuluş mücadelesi" kavramına yükselttiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin ontolojik boyutunu değerlendirirken, s-a-y kökünün içerdiği o "aktif hareket ve yorgunluk" imgesinin, insanın varoluşsal değerinin pasif bir bekleyişte (veya şefaat umudunda) değil, bizzat sahada döktüğü terde ve ahlaki üretimde saklı olduğunu etimolojik bir zarafetle resmettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin teolojik ağırlığına dikkat çekerek; ilahi adaletin hiçbir şekilde dışarıdan bir kayırmayı (torpili) kabul etmeyeceğini, insanın sadece kendi "kasıtlı çabasının/emeğinin" (mâ se'â) mülkiyetine sahip olabileceğini ve kurtuluşun bedelinin bu etimolojik kökte saklı olan "kendi iradi eforundan" başka hiçbir şey olamayacağını kesin bir dille ortaya koyduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X