اَعِنْدَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرٰى
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Necm Sûresi, 35. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: gayb ilmi, az verme, necm suresi 35. ayet, yüz çevirme, görme, kesme, necm suresi, necm 35, ilim, bilgi
-
"Gaybın bilgisine sahip de onunla mı görüyor?"
Yani Cenâb-ı Hak burada şunu söylemektedir: Gaybın bilgisi onun elinde midir ki, Muhammed aleyhisselâmı inkâr etmeyi emrediyor, ondan yüz çevirmeye izin veriyor ve onu inkâr edene mal veriyor? Yani, gaybın bilgisi onun elinde değildir, çünkü onlar peygamberlere ve kitaplara inanmıyorlar. Halbuki ilmi elde etmenin vasıtaları, peygamberler ve kitaplardır.
Yorumu Yorumla
-
a'ındehû (أَعِندَهُ)
Arapça i-n-d kökünden türeyen ve sonuna üçüncü tekil şahıs zamiri (hu) ile başına soru edatı olan hemze (e) eklenen bu kelime, etimolojik olarak "onun katında mı, onun yanında mı, onun mülkiyetinde ve huzurunda mı?" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir varlığın başka bir varlığa mekânsal, zihinsel veya mülkiyet bakımından yakın bulunması, ona sahip olması anlamının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ind" kavramının bir kimsenin doğrudan kontrolü ve gözetimi altında bulunan şeyleri ifade ettiğini; ayetteki soru formuyla (e-ındehû) kullanıldığında, hakikatten yüz çevirip ebedi kurtuluşu küçük bedellerle (a'tâ kalîlen) satın alabileceğini sanan bu kişinin, gayb alemine dair bir sözleşmenin kendi tekelinde ve mülkiyetinde olup olmadığının etimolojik bir ironiyle sorgulandığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içerisindeki retorik işlevini değerlendirerek; başındaki istifham (soru) edatının muhatabın kibrini alaya aldığını, ölüm ötesine dair hiç kimsenin "kendi yanında/kasasında" saklı bir bilgi veya garanti belgesi bulunduramayacağını etimolojik bir iğnelemeyle yüzüne çarptığını belirtir.
ilmu (عِلْمُ)
Arapça a-l-m kökünden türeyen bu kelime, etimolojik olarak "bilmek, bir şeyin aslına ve hakikatine vakıf olmak, zihinde kesin bir iz ve alamet bırakmak" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyi diğerlerinden ayıran belirgin bir işaret (alamet) bırakma eyleminin yattığını; bilginin (ilim) de insan zihninde şüpheleri yok eden kesin ve sarsılmaz bir iz bırakması sebebiyle bu etimolojik kökten doğduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ilim" kavramının bir nesneyi kendi gerçekliği içinde kusursuz bir biçimde idrak etmek olduğunu; bağlam içerisinde bu kelimenin, müşrik zihniyetin kendi hevalarına dayanan sığ "zanları" ile mutlak ve ilahi "bilgi" arasındaki o devasa uçurumu göstermek için kullanıldığını açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel haritasında "ilim" teriminin nesnel ve ilahi hakikati temsil ettiğini inceler; ayetteki kullanımının, dünyevi zenginliğiyle ahireti yönlendirebileceğini sanan kişinin bu eyleminin hiçbir "ilmi/ontolojik" temele dayanmadığını, tamamen temelsiz bir cehaletten güç aldığını etimolojik olarak ifşa ettiğini vurgular.
el-ğaybi (الْغَيْبِ)
Arapça ğ-y-b kökünden türeyen bu kelime, etimolojik olarak "gözden kaybolmak, gizli kalmak, duyuların ve idrakin ötesinde bulunmak" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin üzerinin örtülmesi, görünmez hale gelmesi ve mevcut fiziksel sınırların dışına çıkması anlamının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ğayb" kavramının insan aklının ve beş duyu organının kendi başlarına ulaşamayacağı, mahiyeti sadece Allah tarafından bilinen aşkın/metafizik alemleri ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin ontolojik değerini analiz ederken; Kur'an evreninin "şehadet" (görünen) ve "ğayb" (görünmeyen) olarak ikiye ayrıldığını, gaybın mutlak surette Allah'ın tekelinde (monopolünde) bulunduğunu, dolayısıyla bir ölümlünün ahirette ne olacağına dair kendinden emin pazarlıklar yapmasının etimolojik olarak bu ilahi egemenlik alanına (ğayb) hadsizce bir tecavüz girişimi olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlam içerisindeki ironik gücüne dikkat çekerek; cimrilik edip haktan yüz çeviren adamın, sanki ölüm ötesindeki hesap defterlerini (ğaybı) açıp okumuş gibi rahat davranmasındaki o teolojik kibri ve ahmaklığı etimolojik bir kesinlikle deşifre ettiğini ifade eder.
yerâ (يَرَىٰ)
Arapça r-e-y kökünden türeyen ve muzari (şimdiki/geniş zaman) kalıbında olan bu fiil, etimolojik olarak "görmek, bakmak, müşahede etmek, kavramak ve kesin bilgiyle idrak etmek" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün hem doğrudan fiziksel gözle görmeyi (basar) hem de kalp ve akılla derinlemesine kavramayı (basiret/yakîn) etimolojik olarak içinde barındırdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rü'yet" eyleminin ayette muzari formunda kullanılarak "şu an sürekli görüyor mu?" şeklinde alaycı ve sorgulayıcı bir zaman kurgusu yarattığını; gayb ilminin hiçbir şekilde gözlemlenemeyecek (rü'yet edilemeyecek) bir alan olduğunu, dolayısıyla bu kişinin iddiasının etimolojik ve felsefi bir imkansızlık taşıdığını açıklar. Angelika Neuwirth, surenin bütüncül retorik yapısındaki edebi zıtlığa dikkat çeker; surenin ilk ayetlerinde Hz. Peygamber'in ilahi hakikati mutlak ve şüphesiz bir biçimde "görmesi" (raâ / yerâ) yüceltilirken, bu ayette hakikatten kaçan dünyevi bir adamın gaybı "gördüğü" iddiası (yerâ) ironik bir şekilde tersyüz edilerek kullanılmış, vahyin hakiki "görmesi" ile kibrin sahte "görmesi" etimolojik bir kutuplaşmayla muhataba sunulmuştur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin epistemolojik sınırları çizdiğini belirterek; "o mu görüyor?" sorusunun, bilginin kaynağını sorguladığını ve insan idrakinin gayb karşısındaki o mutlak körlüğünü (görememe halini) etimolojik bir tokat gibi müşrik aklına indirdiğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla