وَاَعْطٰى قَل۪يلاً وَاَكْدٰى
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Necm Sûresi, 34. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: necm 34, necm suresi, gayb ilmi, necm suresi 34. ayet, az verme, yüz çevirme, görme, kesme
-
33-34. "Gördün mü o yüz çevireni; Azıcık verip sonra keseni!”
Bu âyet iki anlama gelir. Birincisi, kâfirlerin büyüklerinden ve ileri gelenlerinden Yüz çeviren kişiyi gördün mü? O, iman ehlinin zayıflarına, Muhammed aleyhisselâma imandan ve onu tasdik etmekten vazgeçmeleri ve kendisini yalanlamaları için malından az bir miktarını verir. Âyetteki “ekdâ” (أَكْدَى) kelimesi, aynı zamanda onlardan kesti mânasına gelir. İbn Kuteybe böyle dedi. “Ekdâ” fiili, kuyu kazılan yerin sert ve katı olması anlamındaki “küdye’den (الكدية) gelmektedir, toprağın sertliğinden dolayı kazan kişi kazmaktan ve kuyuyu tamamlamaktan ümidini keser. Bir şey istediği halde ona ulaşamayan yahut veren fakat tamamlamayan herkes için böyle denilir. Ebû Avsece, “ekdâ” fiiline cimri olmak diye mâna verdi.
Yorumu Yorumla
-
a'tâ (وَأَعْطَىٰ)
Arapça a-t-v kökünden türeyen ve if'al babında mazi (geçmiş zaman) kalıbında olan bu fiil, etimolojik olarak "verdi, uzattı, elden teslim etti, bağışta bulundu" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyi elle tutmak, almak veya karşı tarafa uzatıp teslim etmek (münâvele) anlamının yattığını; eylemin tamamen fiziksel bir el değiştirme ve somut bir aktarım kökeninden geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "i'tâ" kavramının bir malı veya değeri başkasına tahsis etme eylemi olduğunu; bağlam içerisinde bu fiilin, hakikatten yüz çeviren kişinin (tevellâ) kendi vicdanını rahatlatmak veya bir anlaşma yapmak umuduyla ortaya koyduğu o hesaplı ve kısıtlı verme eylemini anlattığını açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Cahiliye dönemi ticaret ve ahlak anlayışındaki yerine değinerek; "verme" (a'tâ) fiilinin burada Kureyş'in o tüccar zihniyetini, inancı ve ahiret sorumluluğunu bile ufak tefek maddi bedellerle (vererek) satın alabileceğini zanneden o sığ merkantilist (çıkarcı) ahlakı etimolojik olarak kusursuzca resmettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içerisindeki polemik işlevini değerlendirerek; a-t-v kökünün ifade ettiği bu somut elden çıkarma işleminin, müşrik zihniyetin dindeki samimiyetsizliğini ifşa ettiğini, onların kurtuluşu içsel bir ahlaki dönüşümde değil, dışsal ve pazarlığa tabi bir "verme" işleminde aradıklarını etimolojik bir vurguyla ortaya koyduğunu belirtir.
kalîlen (قَلِيلًا)
Arapça k-l-l kökünden türeyen bu kelime, etimolojik olarak "az, miktar olarak yetersiz, hacimsiz, önemsiz ve hafif" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde hacim veya sayı bakımından ufaklık, ağırlıktan yoksun olma ve hafif olduğu için kolayca havaya kaldırılma anlamlarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kıllet" (azlık) kavramının çokluğun (kesret) tam zıddı olduğunu; ayette "a'tâ" (verdi) fiilinin zarfı olarak kullanıldığında, hakikate sırtını dönen bu kişinin verdiği o maddi veya manevi tavizin ne kadar yetersiz, cılız ve komik derecede önemsiz olduğunu etimolojik olarak kesinleştirdiğini açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin retorik ve estetik bağlamını analiz ederken; k-l-l kökünün içerdiği o "hafiflik ve değersizlik" imgesinin, putperest aklının Yüce Allah'a veya ilahi sisteme karşı giriştiği o pazarlık çabasının ontolojik sefaletini vurguladığını, kişinin kendi ebedi kurtuluşu için bile ancak "azıcık, cılız bir miktar" vermeye razı olmasındaki o derin cimriliği etimolojik bir iğnelemeyle gözler önüne serdiğini ifade eder.
ekdâ (وَأَكْدَىٰ)
Arapça k-d-y kökünden türeyen ve if'al babında mazi (geçmiş zaman) kalıbında olan bu fiil, etimolojik olarak "sert kayaya çarptı, kazmayı bıraktı, vermeyi kesti, cimrileşti ve tükendi" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir kuyu kazıcısının toprağı kazarken aniden önüne çıkan ve kazmayı engelleyen "aşılmaz sert kaya" (kudye) anlamının yattığını; etimolojik olarak bu somut bedevi tecrübesinden yola çıkılarak, bir iyilik yapmaya veya bir şey vermeye başlayıp da aniden kesen, cimrilik edip duran kişiler için bu fiilin mecazi olarak kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ekdâ" kavramının etimolojik kökenindeki bu "kayaya çarpıp durma" imgesinin altını çizerek; ayette bir miktar verdikten (a'tâ kalîlen) sonra aniden vermekten vazgeçen kişinin bu eyleminin, tıpkı kazıcının sert kayaya çarpıp pes etmesi gibi inatçı ve geri dönülmez bir ahlaki tıkanmayı ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın anlambilimsel haritasındaki edebi muhteşemliğini incelerken; k-d-y kökünün çöl ortamına ait fiziksel bir engeli (kuyu kazarken kayaya denk gelmeyi) alıp, onu insanın iç dünyasındaki psikolojik bir engele, yani bencilliğe, cimriliğe ve ruhsal katılığa (hardening of the heart) dönüştürmesinin etimolojik ve metaforik bir şaheser olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin felsefi boyutunu değerlendirerek; bu fiilin insanın iyilik ve fedakarlık potansiyelinin önündeki asıl engelin dışsal değil, bizzat kendi içindeki o katılaşmış ego (kudye) olduğunu etimolojik olarak resmettiğini, hakikate sırt çeviren adamın kendi içindeki o sert kayaya toslayarak manevi yürüyüşünü tamamen durdurduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içerisindeki işlevini analiz ederek; "azıcık verdi ve kayaya toslayıp kesti" (ekdâ) ifadesinin, müşriklerin dini bir ticari sözleşme gibi gördüklerini, iş kendi menfaatlerine veya konfor alanlarına dayandığında (kayaya çarptığında) o sahte fedakarlıkların aniden nasıl bıçak gibi kesildiğini etimolojik bir kesinlikle ve çok çarpıcı bir deyimle yüzlerine vurduğunu ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla