Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Necm Sûresi, 33. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Necm Sûresi, 33. Ayet

    اَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي تَوَلّٰىۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Eferaeyte-lleżî tevellâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      33-34. "Gördün mü o yüz çevireni; Azıcık verip sonra keseni!”

      Bu âyet iki anlama gelir. Birincisi, kâfirlerin büyüklerinden ve ileri gelenlerinden Yüz çeviren kişiyi gördün mü? O, iman ehlinin zayıflarına, Muhammed aleyhisselâma imandan ve onu tasdik etmekten vazgeçmeleri ve kendisini yalanlamaları için malından az bir miktarını verir. Âyetteki “ekdâ” (أَكْدَى) kelimesi, aynı zamanda onlardan kesti mânasına gelir. İbn Kuteybe böyle dedi. “Ekdâ” fiili, kuyu kazılan yerin sert ve katı olması anlamındaki “küdye’den (الكدية) gelmektedir, toprağın sertliğinden dolayı kazan kişi kazmaktan ve kuyuyu tamamlamaktan ümidini keser. Bir şey istediği halde ona ulaşamayan yahut veren fakat tamamlamayan herkes için böyle denilir. Ebû Avsece, “ekdâ” fiiline cimri olmak diye mâna verdi.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        efera'eyte (أَفَرَأَيْتَ)

        Arapça r-e-y kökünden türeyen ve başında soru edatı (hemze) ile atıf harfi (fe) bulunan bu fiil, etimolojik olarak "gördün mü, düşündün mü, haber ver, şu işin aslına bir bak" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde gözle gerçekleşen optik bir görmenin yanı sıra, kalple ve akılla ulaşılan derin bir idrak ve kesinlik anlamının bulunduğunu; ayetteki soru formunun ise muhatabın zihnini sarsarak onu rasyonel bir değerlendirmeye iten etimolojik bir uyarıcı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rü'yet" kavramının bu özel kalıpta (era'eyte) kullanıldığında "bana haber ver, bana şu acayip durumu açıkla" manasında bir deyime dönüştüğünü; bağlam içerisinde peygamberin ve dinleyicinin dikkatini, hakikatten inatla kaçan o prototipik inkarcının trajikomik ve anlamsız haline çektiğini açıklar. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi surelerinin yapısal analizini yaparken, bu kelimenin surenin akışında çok keskin bir edebi kırılma ve yeni bir sahne açılışı oluşturduğuna dikkat çeker; genel kozmolojik ve ahlaki prensiplerden sonra "gördün mü şu adamı?" şeklindeki bu etimolojik hamlenin, teolojik tartışmayı aniden somut, dramatik ve polemik bir karakter analizine dönüştürdüğünü ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içerisindeki retorik işlevini değerlendirerek; aklın ve vahyin sunduğu onca kesin delile (hakk) rağmen inatla sırtını dönen kişinin bu akıl almaz tavrı karşısında yaşanan ilahi ve nebevi "hayreti" etimolojik bir soru formuyla resmettiğini belirtir.

        tevellâ (تَوَلَّىٰ)

        Arapça v-l-y kökünden türeyen ve tefe'ul babında çekimlenmiş olan bu fiil, etimolojik olarak "yüz çevirmek, arkasını dönüp gitmek, ilgiyi kesmek, uzaklaşmak" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının aslında birbirine bitişik olma, peş peşe gelme ve yakınlık (velayet/veli) olduğunu belirtir; ancak kelimenin bu formda ve zımni olarak "an" (den/dan) edatıyla kullanıldığında etimolojik olarak tamamen aksi bir manaya bürünerek o yakınlığı kasten bozmayı, arka dönmeyi ve ilişkileri kopararak uzaklaşmayı (tevellî) ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "tevellî" kavramının yönelişi değiştirmek ve terk etmek olduğunu; bağlam içerisinde vahyin getirdiği gerçeklikten, ahlaki sorumluluktan ve ilahi davetten yüz çevirerek kasten inkarı tercih etme eylemini anlattığını açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Cahiliye zihniyeti ve Kur'an'ın anlambilimsel haritasındaki yerini analiz ederken; "tevellâ" eyleminin sadece basit bir fiziksel uzaklaşma veya mekân değiştirme değil, bizzat "küfr" (inkar) ve kibrin ontolojik, psikolojik ve eylemsel dışavurumu olduğunu, insanın mutlak hakikat karşısında kasten sırtını dönme iradesini etimolojik olarak kusursuzca resmettiğini vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), surenin retorik ve estetik kurgusunda bu fiilin taşıdığı görsel zıtlığa dikkat çeker; surenin başlarındaki vizyon sahnesinde Hz. Peygamber'in hakikate kilitlenmiş, şaşmayan ve sapmayan o sarsılmaz bakışına (mâ zâğa'l-besaru) karşılık, buradaki inkarcının hakikati görür görmez küstahça sırtını dönmesi (tevellâ) eyleminin, iman ile inkar arasındaki estetik ve etimolojik uçurumu dramatik bir sahneyle ortaya koyduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin varoluşsal boyutunu değerlendirerek; kök anlamındaki "yakınlık ve dostluğu" (velayet) reddeden bu yüz çevirişin, insanın sadece bir metne değil, kendi yaratılış sözleşmesine (fıtrat) ve Allah ile olan ilksel bağına kasten sırtını dönmesi anlamına geldiğini etimolojik bir derinlikle belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X