وَمَنٰوةَ الثَّالِثَةَ الْاُخْرٰى
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Necm Sûresi, 20. Ayet
Daralt
X
-
19-20. "Gördünüz değil mi (aciz durumdaki) Lât'ı, Uzzâ'yı ve üçüncüsü olan diğerini, Menât’ı?”
21. "Erkek çocuklar size de kız çocuklar O'na öyle mi?”
22. "Ama o takdirde bu insafsızca bir taksim!”
Gördünüz değil mi (aciz durumdaki) Lât’ı, Uzzâ’yı ve üçüncüsü olan diğerini, Menât’ı? Buradaki âyetlerin tefsiri farklı konularla ilgilidir. Yoksa Üçüncüsü olan diğerini, Menât’ı? cümlesindeki ve Erkek çocuklar size de kız çocuklar O’na öyle mi? meâlindeki âyette bulunan soruların cevabı burada yoktur. İlk yorum olarak şöyle denebilir: Cenâb-ı Hak burada şunu söylemektedir: Sizin tapmış olduğunuz Lât, Uzzâ ve Menât adlı putlar, kız çocuklarını Allah’a ayırdığını, erkek çocukları size bıraktığını ve meleklerin de Allahın kızları olduğunu mu haber verdiler? Bunları size onlar mı söyledi, bu bilgiyi onlardan mı aldınız? Öyle değilse, siz peygamberlere ve kitaplara inanmadığınız halde bu bilgiyi kimden aldınız? Bu bilgiyi putlardan almadıklarını o insanların bizzat kendileri de biliyorlardı. İşte burada Allah onlara beyinsizce davrandıklarını hatırlatmaktadır.
İkincisi, Allah Teâlâ Gördünüz değil mi Lât’ı, Uzzâ’yı ve üçüncüsü olan diğerini, Menât’ı? meâlindeki âyette şunu söylemektedir: Allah’ı bırakıp taptığınız, kız çocuklarını Allah’a, erkekleri de kendinize nispet ettiğiniz ve ilâh adını verdiğiniz putları görüyorsunuz değil mi? Sonra Allah bu sorunun cevabını vermemekte, onların putlarla ilgili durumlarını, onları bu davranışa kimin sevkettiğini ve bu bilgiyi kimden aldıklarını söylememektedir. Fakat hemen arkasından şunu söylemektedir: “Bunlar sizin ve atalarınızın putlara taktığı boş isimlerden ibarettir. Allah onlara öyle bir yetki ve güç vermemiştir”. En doğrusunu Allah bilir ya, Cenâb-ı Hak sanki şunu söylemektedir: Sizin onlara tanrı adını vermeniz ve erkek çocukları kendinize, kızları Allah’a nispet etmeniz, hiçbir delile dayanmamaktadır. Bu konuda elinizde hiçbir kanıt yoktur. Bunlar, delil ve kanıt olmadan sizin ve atalarınızın uydurduğu boş isimlerden ibarettir. Bunlar sadece nefis arzusu ve zanna dayanan kuruntulardır.
Üçüncüsü, Gördünüz değil mi Lât’ı, Uzzâ’yı ve üçüncüsü olan diğerini, Menât’ı? Allah’ın size vermiş olduğu nimetlere karşı Allah’tan başkasına şükretmenizi size bunlar mı söyledi? Cenâb-ı Hakkın “Allah dilediğine kız çocukları bahşeder, dilediğine de erkek çocukları bahşeder” meâlindeki âyette Allahın lütfü olduğunu haber verdiği kız çocuklarını kabul etmemenizi, Allahın lütfunu reddetmenizi, kızları canlı canlı toprağa gömerek çiğnemenizi, size nimetler ihsan edenden başkasına kulluk yapmanızı ve erkek çocuklarını kendinize, kızları Allaha diye taksim etmenizi onlar mı söyledi? Sonra Allah bunun yanlış olduğunu şöyle ifade buyurmaktadır: Ama o takdirde bu insafsızca bir taksim! Yani haksız ve zâlimce bir taksim! Yani sizin, verilen nimetlere şükretme görevini nimetleri verenden başkasına tevcih etmeniz, lâyık olmayana ibadet etmeniz ve Allah’ın lütfunu reddetmeniz çok zâlimce bir tutumdur. İşte bu âyetler bu şekilde yorumlanabilir. Başka türlü âyetlerin zâhirî mânaları, yorumları ve sorunun cevapları bilinemez.
Sonra Mücahid ve diğerleri Lat kelimesindeki “ta” (ت) harfini şeddeli okudular. Onun, tanrılarına hizmet eden, tanrılar için un ve zeytinyağı ile sevîk aşı hazırlayan ve bunu onlara yediren bir erkek ismi olduğunu söylediler. İbnu’l-Cevzâ, İbn Abbâs’tan (r.a.) şunu rivayet eder: O, hacca gelenler için sevîk aşı hazırlayan bir adamdı. Ta harfini şeddesiz okuyanlar da onun Uzzâ ve Menât gibi putun kendi ismi olduğunu söylediler. Neticede bunlar, insanların taptıkları putlardı. Bu âyetin tefsirinde Katâde şöyle dedi: Lât Tâif’te, Uzzâ Batn-ı Nahle’de, Menât da Kudeyd'de idi.
İbn Kuteybe, Bu insafsızca bir taksim cümlesindeki “dîzâ” (ضِيزَى) kelimesinin aslının duyzâ olduğunu, bunun “fu'lâ” (فُعْلَى) vezninden geldiğini, ortadaki ya (ي) harfinden dolayı dal harfinin harekesinin kesreye dönüştüğünü, sıfatlarda ise fi‘lâ diye bir veznin olmadığını söyledi. Ebû Avsece şöyle dedi: “Dîzâ” kelimesi, insafsız anlamına gelir. “Dayz” fiili aslında zulmetmek demektir. Ebu Ubeyde de nakıs, kusurlu diye mâna verdi.
Ğarânîk Olayı
Bazıları şöyle dediler: Hz. Peygamber, Gördünüz değil mi Lât’ı, Uzzayı ve üçüncüsü olan diğerini, Menât’ı? meâlindeki âyeti okuyunca, şeytan Peygamber'imizin diline şu sözleri de koydu: “Bunlar (bu üç put) ulu kuğulardır ve şüphesiz şefaatleri umulan varlıklardır. Böyleleri unutulmaz”. Bazıları burada ulu kuğular diye tercüme ettiğimiz ‘'el-ğarânîku’l-ulâ” (الغرانيق العلى) lafzından maksadın melekler olduğunu söyler, bazıları da “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” meâlindeki âyette ifade edildiği üzere insanların şefaat edecekleri ümidiyle taptıkları putlardır der.
Ancak Hz. Peygamber’in böyle bir sözü söylemesi yahut şeytanın onun diline böyle bir sözü koymuş olma ihtimali yoktur. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Eğer peygamber bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, elbette onu kıskıvrak yakalardık. Sonra onun can damarını koparırdık”. Şayet şeytanın, Hz. Peygamber'in diline bazı sözleri koyması mümkün olsaydı, onun Allah’a iftira etmesi düşünülebilirdi, ama böyle bir olay, imkân ve ihtimal dâhilinde değildir. Allah Teâlâ başka bir âyette meâlen şöyle buyurur: “Hayır, Rabb’ine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın onu kabullenmedikçe ve boyun eğip teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar”. Eğer bu caiz olsaydı Allah’ın onun diline yalanı söyletmesi de caiz olurdu, dolayısıyla onun verdiği hükümden rahatsızlık duyanın da kâfir olmaması gerekirdi. Bütün bunlar, bazılarının ileri sürdüğü o iddianın aslı olmadığını gösterir. Eğer bu rivayet sabitse, Hz. Peygamber’in dili o sözleri söylemiş yahut diline o sözleri gerçekten koymuş ise şöyle tefsir edilir: Bu üçü ulu kuğulardır ve şüphesiz şefaatleri umulan varlıklardır cümlesi, müşriklerin kendi kanaatlerini ve inançlarını ifade eder, onlara göre böyledirler demektir. Nitekim Hz. Mûsa'nın da yahudilerin tanrı diye taptıkları buzağı hakkında şöyle dediği âyette belirtilmektedir: “Şimdi şu tapıp durmakta olduğun tanrına bir bak!”. Yani senin nazarında tanrı olan şuna bir bak! Yoksa Hz. Mûsa'nın buzağıya tanrı demesi ihtimali asla yoktur. Allah Teâlâ başka bir âyette de; “İbrahim gizlice tanrılarının yanına vardı” buyurmaktadır. Yani Hz. İbrâhim, müşrikler tarafından tanrı kabul edilen nesnelerin yanına vardı. Bir başka âyette de şöyle buyurur: “Benim ortaklarım olduğunu iddia ettiğiniz tanrılar şimdi nerede?”. Burada da Allah onlar için benim ortaklarım demektedir. Biz bütün bunları Hac sûresinde, “Senden önce hiçbir resûl ve nebi göndermedik ki, o bir temennide bulunduğunda şeytan ille de onun arzularına bir şeyler katmaya kalkışmasın. Fakat Allah şeytanın katmaya çalıştığını iptal eder” meâlindeki âyetin tefsirinde zikrettik. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
menâte (مَنَاةَ)
Arapça m-n-y kökünden türeyen bu özel isim, etimolojik olarak "takdir etmek, kaderi belirlemek, ölçüp biçmek, kan akıtmak ve kurban kesmek" temel anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin ölçüsünün ve miktarının belirlenmesi ile bir sıvının (özellikle kan veya meninin) akıtılması anlamlarının yattığını belirtir; bu puta "Menat" isminin verilmesinin ardında, ona kurbanlar sunularak kan akıtılması (imnâ) veya insanların kaderini (meniyye) elinde tuttuğuna yönelik sahte bir inancın bulunması etimolojisini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin kader ve ölüm anlamına gelen "meniyye" ile aynı kökten geldiğine dikkat çekerek, İslam öncesi Arap zihninde bu putun kaderi, yaşam süresini ve ölümü tayin eden ilahi bir otorite olarak görüldüğünü ve isminin de bu etimolojik tasavvurdan doğduğunu açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin antik Sami dillerindeki köken haritasını çıkarırken, bu ismin sadece Hicaz'a özgü olmadığını, Eski Ahit'te (İşaya 65:11) kader ve talih tanrısı olarak geçen "Meni" kelimesiyle doğrudan etimolojik ve teolojik bir bağ taşıdığını, Nabati ve geniş Ortadoğu coğrafyasındaki kader tanrıçası kültünün bir uzantısı olduğunu belirtir. Patricia Crone, kelimenin İslam öncesi dönemdeki sosyo-kültürel bağlamını analiz ederek, özellikle Evs ve Hazrec kabileleri tarafından Kudeyd bölgesinde saygı duyulan bu putun, etimolojik kökenindeki "pay/nasip ayırma ve kader belirleme" fonksiyonları nedeniyle bereket ve talih kültüyle yakından ilişkili kadim bir dişil figür olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin surenin bağlamındaki ironik işlevini değerlendirirken, müşriklerin bizzat kendi elleriyle yonttukları cansız bir nesneye etimolojik olarak "kaderi belirleyen, talih dağıtan" anlamında Menat ismini vermelerindeki absürtlük ve çelişkinin, ayetin temel retorik eleştirisini oluşturduğunu vurgular.
es-sâlisete (الثَّالِثَةَ)
Arapça s-l-s kökünden türeyen bu kelime, sıra sayısı olup etimolojik olarak "üçüncü" anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün sayısal bir değeri ve belirli bir sıralamayı ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin etimolojik olarak doğrudan matematiksel bir sırayı bildirdiğini; ayetteki bağlamında Lat ve Uzza'dan sonra anılan Menat'ın, müşrik pantheonundaki (tanrılar topluluğundaki) derecesine ve hiyerarşik konumuna işaret ettiğini açıklar. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi surelerinin yapısal ve ritmik kurgusunu incelerken, bu sıra sayısının kullanımının tesadüfi olmadığını; Kureyş'in ve diğer Arap kabilelerinin en çok değer verdiği bu "üçlü" (trinity) yüksek tanrıça figürünün etimolojik bir sıralama ile tamamlandığını ve izleyen ayetlerde yapılacak olan köklü teolojik yıkım için sahnenin bu kelimeyle eksiksiz bir biçimde kurulduğunu ifade eder. Gabriel Said Reynolds, Kur'an'ın putperestlikle olan edebi ve teolojik polemiğinde bu sıralamanın işlevine dikkat çekerek, Menat'ın "üçüncü" sıfatıyla numaralandırılmasının, bu uydurma tanrıçaları adeta sıradan bir nesne listesine indirgediğini; onlara atfedilen "Allah'ın kızları" efsanesini çürütmek için etimolojik bir kataloglama ve değersizleştirme taktiği olarak kullanıldığını belirtir.
el-uhrâ (الْأُخْرَىٰ)
Arapça e-h-r kökünden türeyen bu kelime, "âhar" kelimesinin müennes (dişil) ism-i tafdil veya sıfat kalıbı olup etimolojik olarak "diğeri, ötekisi, geride kalmış olan, sonuncu, değersiz olan" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde öne geçmenin (tekaddüm) tam zıddı olan geriye bırakma, gecikme, arkada kalma ve ertelenme durumunun bulunduğunu belirtir; etimolojik olarak bu kökün ilk veya asıl olana kıyasla ikincil ve daha düşük seviyedeki bir konumu ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "âhir" ve "uhrâ" kavramlarının, birincinin zıddı olarak sonra gelen veya geride bırakılan manasını taşıdığını; ayette "üçüncü" sıfatıyla birlikte kullanıldığında bu kelimenin Menat'ı betimleyen alelade bir zamir olmaktan çıkıp, "şu geride kalan, şu öteki, değersiz ve bayağı olan" şeklinde etimolojik bir tahkir (aşağılama) sıfatına dönüştüğünü açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin anlambilimsel bağlamını incelerken, Kur'an'ın müşrik inançlarını çürütme stratejisinde bu tür sıfatların kullanımına dikkat çeker; Menat putuna "diğeri/öteki" şeklinde işaret edilmesinin, putun etrafındaki sahte kutsiyet halesini tamamen yırtıp attığını, ona etimolojik olarak en ufak bir saygı payesi bırakmayıp ontolojik bir hiçe indirgediğini vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'ın edebi ve işitsel retoriğindeki estetik konumunu analiz ederken, e-h-r kökünün "uhrâ" formundaki ses uyumunun, surenin başından beri devam eden fâsıla (ayet sonu) ritmine kusursuz bir şekilde oturduğunu; aynı zamanda kök anlamındaki o dışlayıcı ve küçümseyici vurgunun, Kureyş'in en yüce saydığı putu müzikal bir alaycılıkla tarihin çöplüğüne attığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içerisindeki ironik ağırlığını değerlendirerek, "uhrâ" sıfatının Menat'ın "üçüncü" olma vasfına eklenen etimolojik bir darbe olduğunu; ifadenin bütünüyle "ve şu geride kalan, dikkate bile değmeyen o üçüncü ötekini (Menat'ı) da gördünüz mü?" manasına gelerek pagan inancını kelimelerin gücüyle kökünden tahrip ettiğini belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla