لَقَدْ رَاٰى مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِ الْـكُبْرٰى
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Necm Sûresi, 18. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: büyük ayetler, necm 18, meva cenneti, sidretül münteha, gözün şaşmaması, necm suresi 18. ayet, necm suresi, rab, ayet
-
"Hiç kuşkusuz o, Rabb'inin âyetlerinden en büyüğünü görmüştü.”
Burada sözü edilen Allah’ın âyetlerinden en büyüğü ifadesinden maksadın, muhtemelen Cibril aleyhisselâmı aslî suretiyle görmüş olmasıdır. Nitekim Abdullah b. Mesûd’dan (r.a.) böyle rivayet edilmiştir: “O, Cibril’i aslî suretiyle iki kez gördü”. Bu rivayet, âyetin tefsiridir. Bundan başka yorumların yapılması da mümkündür, ancak biz yapmıyoruz. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
raâ (رَأَىٰ)
Arapça r-e-y kökünden türeyen bu fiil, etimolojik olarak "görmek, müşahede etmek, kavramak ve idrak etmek" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde gözle doğrudan fiziksel bir görme eyleminin yanı sıra akıl ve kalple kavrama boyutunun da bulunduğunu, bu ayetteki bağlamında vizyoner tecrübenin ulaştığı o nihai ve kesin şahitlik makamını etimolojik olarak tasdik ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rü'yet" kavramının duyu organlarıyla veya içsel basiretle algılamayı ifade ettiğini; ayetteki fiilin bu mutlak zirve noktasında peygamberin maruz kaldığı sarsıcı metafizik gerçekliği tereddütsüz bir biçimde, tüm açıklığıyla ve tam bir uyanıklık haliyle idrak edişini anlattığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içerisindeki nihai işlevini değerlendirerek, "gördü" fiilinin yaşanan tecrübenin soyut bir ilhamdan veya uykudaki bir rüyadan ibaret kalmadığını, nesnel ve ontolojik bir gerçekliğe bizzat tanıklık etme eylemi olarak etimolojik bir kesinlik sunduğunu ifade eder. Gabriel Said Reynolds, peygamberlik otoritesinin inşasında bu kelimenin rolünü incelerken, fiilin elçiyi salt bir mesaj ileticisi olmaktan çıkarıp, ilahi alemin en uç sınırlarına kadar giderek oradaki hakikati dışsal ve nesnel bir kesinlikle kaydeden mutlak bir "görgü tanığı" statüsüne etimolojik olarak mühürlediğini vurgular.
âyâti (آيَاتِ)
Arapça e-y-y kökünden türeyen bu kelime, "ayet" sözcüğünün çoğuludur ve etimolojik olarak "işaretler, alametler, deliller, mucizeler" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeye açıkça işaret eden, onun varlığını, niteliğini veya doğruluğunu kanıtlayan belirgin iz ve alamet olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ayet" kavramının etimolojik olarak zahir (görünür) olan bir şeyden yola çıkarak batın (gizli) olan bir hakikate ulaşmayı sağlayan kesin delil anlamına geldiğini; bağlam içerisinde bu kelimenin, Sidre-i Münteha'da peygambere gösterilen ve Allah'ın mutlak kudretini yansıtan olağanüstü kozmik ve metafizik tecellileri ifade ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kökenini araştırırken, Aramice veya Süryanicedeki "âthâ" (işaret/mucize) kelimeleriyle etimolojik bağına dikkat çeker ve Kur'an'ın bu kadim kelimeyi kullanarak onu ilahi varlığın ve kudretin en yüksek göstergeleri anlamında yeniden şekillendirdiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın anlambilimsel sistemindeki yerini incelerken, bu kelimenin Tanrı'nın insan idrakiyle iletişim kurmak için kullandığı ontolojik işaretleri temsil ettiğini; ayetteki çoğul kullanımının sıradan doğa olaylarını değil, doğrudan metafizik aleme ait sarsıcı ve olağanüstü sembolleri etimolojik bir temelle sunduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin epistemolojik boyutunu analiz ederken, bu çoğul formun peygambere gösterilen ilahi sırların ve hakikatlerin çeşitliliğini, büyüklüğünü ve sınır tanımaz zenginliğini etimolojik olarak yansıttığını belirtir.
rabbihi (رَبِّهِ)
Arapça r-b-b kökünden türeyen ve sonuna üçüncü tekil şahıs iyelik zamiri (hi) eklenen bu kelime, etimolojik olarak "onun efendisi, onun sahibi, onu terbiye edip yetiştireni" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyi ıslah etmek, gözetmek, efendisi olmak ve onu aşama aşama olgunluğa eriştirmek anlamlarının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rabb" kavramının mutlak malikiyet ve terbiye edicilik vasıflarını etimolojik olarak kendisinde topladığını, kelimenin sadece yaratmayı değil, yaratılanı sürekli bir gözetim, yönlendirme ve şefkat altında tutmayı da ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramı İslam öncesi dönemin anlambilimsel haritasıyla kıyaslayarak, "rabb" kelimesinin puta tapıcılıktaki yerel ve parçalı efendilik tasavvurlarını yıkarak evrensel ve mutlak bir ilahi otoriteyi temsil ettiğini; kelimeye eklenen "hi" (onun) zamirinin ise mutlak aşkınlığın ortasında, Tanrı ile peygamberi arasındaki o çok özel, himaye edici ve mahrem ilişkiyi etimolojik olarak somutlaştırdığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içerisindeki bağlamını değerlendirirken, "Rabb" isminin özel olarak tercih edilmesinin ve iyelik zamiriyle peygambere nispet edilmesinin, gösterilen o dehşetli ayetlerin yabancı veya korkutucu bir kaynaktan değil, peygamberi sürekli koruyup kollayan, onu aşama aşama bu vizyona hazırlayan ilahi makamdan geldiğini etimolojik bir güven hissiyle aktardığını ifade eder.
el-kubrâ (الْكُبْرَىٰ)
Arapça k-b-r kökünden türeyen bu kelime, "ekber" (en büyük) ism-i tafdilinin müennes (dişil) formudur ve etimolojik olarak "en büyük, en yüce, en azametli" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde küçüklüğün (sığar) tam zıddı olan boyutsal, hacimsel veya makamsal bir büyüklük ve yücelik durumunun bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kibr" ve "kebîr" kavramlarının etimolojik olarak hem nesnel gerçeklikteki bir hacmi hem de mana, şeref ve kudret bakımından eşsiz bir üstünlüğü ifade ettiğini; ayette ism-i tafdil (üstünlük) kalıbında gelerek, peygambere gösterilen işaretlerin artık daha ötesi veya daha büyüğü tasavvur edilemeyecek mutlak zirvesini anlattığını açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), surenin retorik ve edebi tırmanışını (klimaks) incelerken, bu en üstünlük sıfatının vizyoner sahnenin kapanış noktasında kullanılmasının etimolojik bir sarsıntı yarattığını; insan dilinin ve tahayyülünün ulaşabileceği en son sınırı işaretleyerek, o muazzam tecrübenin ihtişamını estetik bir kesinlikle mühürlediğini ifade eder. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi vizyon ayetlerinin yapısal analizini yaparken, bu kelimenin bağlam içerisinde bir doruk noktası işlevi gördüğünü; "en büyük" vasfının etimolojik gücünün, surenin başından beri adım adım yükselen kozmik gerilimi ve ilahi tecelli sahnesini aşkın, görkemli ve aşılamaz bir azametle sonlandırdığını belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla