مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Necm Sûresi, 17. Ayet
Daralt
X
-
"Göz ne kaydı ne de hedefinden şaştı."
Ebû Bekir el-Esam bu âyeti şöyle tefsir etti: Göz, kendisine emredilen, yaratıldığı sınırın gerisinde kalmadı. “Mâ tağâ” kelimesine de sınırı geçmedi diye mâna verdi. “Mâ zâğe” (مَا زَاغَ) fiili, göz kaymadı, sağa sola dönmedi mânasına gelebilir. “Mâ tağâ” (مَا طَغَى) fiili de sınırı geçmedi demektir. Ebû Avsece şöyle dedi: “Mâ zâğe'l-besar” (مَا زَاغَ الْبَصَرُ) göz kaymadı demektir. Mâ tağâ fiili, yükselmek mânasından gelir, su yükseldiğinde “tağâ'l-mâu” (طغى الماء) denir; coşmak, haddi aşmak demektir.
Yorumu Yorumla
-
zâğa (زَاغَ)
Arapça z-y-ğ kökünden türeyen bu fiil, etimolojik olarak "doğru yoldan veya hedeften sapmak, kaymak, eğrilmek, şaşıp başka yöne meyletmek" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde düz ve sabit bir çizgiden ayrılma, hedeften uzaklaşma ve bir tarafa doğru meyletme (meyl) eyleminin yattığını belirtir; kelimenin fiziksel bir kaymayı ifade ettiği gibi, hakikatten ve doğrudan sapmayı anlatan zihinsel bir durumu da etimolojik olarak kapsadığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "zeyğ" kavramının özünde istikameti kaybetme bulunduğunu, bağlam içerisinde gözün (görme yetisinin) hedeflenen ve kendisine gösterilen asıl nesneden başka bir tarafa kaymaması, yani yaşanan vizyon tecrübesinde hiçbir optik yanılsamaya veya bulanıklığa düşülmemesi anlamını taşıdığını açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın anlambilimsel haritasındaki yerini incelerken, bu kökün genellikle kalbin veya zihnin hakikatten sapması bağlamında kullanıldığını; ancak ayette doğrudan fiziksel görme eylemi için kullanılarak, Hz. Peygamber'in metafiziksel şahitliğinin ne kadar keskin, odaklı ve objektif bir gerçekliğe dayandığının etimolojik olarak kanıtlandığını vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), surenin retorik yapısı içerisinde bu kelimenin taşıdığı değere dikkat çeker; "mâ" olumsuzluk edatıyla birlikte (mâ zâğa) gözün şaşmamasının, o muazzam ve sarsıcı ilahi tecelli anında bile peygamberin psikolojik ve optik metanetini koruduğunu, bakışlarının sağa sola kayarak bir dehşet veya kafa karışıklığı emaresi göstermediğini etimolojik bir zarafetle resmettiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin bağlamını değerlendirirken, fiilin olumsuz yapısının müşriklerin "göz yanılması veya halüsinasyon" iddialarına verilmiş kesin bir cevap olduğunu; bakışın sağa sola kaymamasının, idrak edilen nesnenin hayali değil, tamamen ontolojik gerçekliği olan sarsılmaz bir fenomen olduğunu etimolojik olarak mühürlediğini belirtir.
el-besaru (الْبَصَرُ)
Arapça b-s-r kökünden türeyen bu kelime, etimolojik olarak "göz, görme duyusu, bakış, bir şeyi tüm gerçekliğiyle algılama ve nüfuz etme" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bilgi, kesinlik ve bir şeyin içyüzünü görecek kadar derin bir algı olduğunu belirtir; etimolojik olarak sadece optik bir yansımayı değil, aydınlığı, idraki ve şahit olunan şeyin mahiyetine tam anlamıyla vakıf olmayı kapsadığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "basar" kelimesinin hem fiziksel göz organı hem de bu organın işlevi olan görme gücü için kullanıldığını, aynı zamanda içsel bir kavrayış olan "basiret" ile etimolojik bir bütünlük taşıdığını açıklar; ayette yaşanan tecrübenin sadece kalple (fuad) değil, bizzat uyanık bir zihnin fiziksel ve keskin bakışıyla da onaylandığını gösterdiğini belirtir. Gabriel Said Reynolds, peygamberlik ve otorite tartışmaları bağlamında bu kelimenin kullanımını incelerken, Kur'an'ın elçiyi savunma stratejisinde "görme" (basar) eyleminin en güçlü epistemolojik kanıt olduğunu; bu kelimenin Hz. Muhammed'i sadece içsel ilhamlar alan bir figür olmaktan çıkarıp, ilahi alemin sınırlarına kadar giderek oradaki hakikati dışsal ve nesnel bir kesinlikle kaydeden mutlak bir "görgü tanığı" statüsüne etimolojik olarak yükselttiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayette kalbin (fuad) idrakinden sonra sıranın doğrudan gözün (basar) şahitliğine gelmesinin anlamsal önemine değinerek, metafizik alemin fiziksel görme yetisiyle bu kadar berrak bir biçimde algılanmasının, yaşanan tecrübenin bir rüya veya soyut bir tahayyül olma ihtimalini etimolojik ve ontolojik olarak tamamen ortadan kaldırdığını ifade eder.
tağâ (طَغَىٰ)
Arapça t-ğ-y kökünden türeyen bu fiil, etimolojik olarak "sınırı aşmak, haddi geçmek, taşkınlık yapmak, suyun yatağından taşması" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde ölçüyü kaçırmak, belirlenmiş olan sınırı ve kuralı ihlal ederek dışarı taşmak anlamının bulunduğunu belirtir; sel sularının her yeri kaplamasına verilen ismin (tuğyan) de bu etimolojik kökten doğduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "tuğyan" kavramının inançta, amelde veya fiziksel eylemlerde izin verilen ölçünün ötesine geçmek olduğunu belirtir; bağlam içerisinde gözün "taşkınlık yapmaması" (mâ tağâ) ifadesinin, peygamberin bakışlarının kendisine gösterilmesi emredilen sınırın ötesine geçmeye çalışmadığını, o dehşet verici sahne karşısında haddini bilmez bir merakla etrafı kolaçan etmeyip, ilahi edebe ve disipline tam bir uyum gösterdiğini etimolojik olarak kanıtladığını açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramı Cahiliye zihniyetiyle karşılaştırmalı olarak analiz eder; İslam öncesi Arap toplumunda kibrin, kural tanımazlığın ve ölçüsüzlüğün sembolü olan "tuğyan" kelimesinin, burada en yüce makamdaki bir peygamberin eyleminden etimolojik olarak nefyedildiğini (olumsuzlandığını); Hz. Muhammed'in en olağanüstü metafizik tecrübe anında bile "kul" (abd) kalma bilincini yitirmediğini, bakışlarındaki bu ölçülülüğün mutlak bir teslimiyetin göstergesi olduğunu vurgular. Angelika Neuwirth, vizyon sahnesinin estetik ve teolojik kurgusunu incelerken, fiilin kökündeki "sınır aşma" eyleminin reddedilmesinin, peygamberin yaşadığı tecrübenin kontrolsüz, şamanik veya vecd halindeki rastgele bir kendinden geçiş olmadığını; aksine, son derece odaklı, bilinçli ve sınırları ilahi otorite tarafından katı bir şekilde belirlenmiş disiplinli bir alımlama eylemi olduğunu etimolojik olarak sabitlediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "zâğa" (şaşmadı) ve "tağâ" (sınırı aşmadı) fiillerinin yan yana kullanımının yarattığı anlam bütünlüğüne dikkat çekerek; ilk fiilin hedeften eksik kalmamayı ve sağa sola sapmamayı, bu fiilin ise hedefi isabet ettirip onun ilerisine/ötesine taşmamayı anlattığını; her iki kelimenin birleşimiyle elçinin bakışlarındaki o kusursuz, pürüzsüz ve yüzde yüz isabetli algının etimolojik sınırlarının çizildiğini belirtir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla