Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Necm Sûresi, 16. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Necm Sûresi, 16. Ayet

    اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰىۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İż yaġşâ-ssidrate mâ yaġşâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "O an sidreyi bürüyen bürümüştü.”

      Müfessirlerin geneli şöyle der: Onu altından bir döşek bürümüştü. Merfû bir haberde de böyle rivayet edilmiştir: “Ben onun üzerinde altından bir döşek gördüm”. Fakat biz, sidreyi bürüyenin ne olduğu konusunda bir yorum yapmıyoruz, tevatür yoluyla gelen mütevâtir bir hadis olmadıkça, onu Allah’ın müphem bıraktığı gibi biz de müphem bırakıyoruz. En doğrusunu Allah bilir.

      Sidreyi bürüyen bürümüştü. Bazıları bunu, Allah’ın emriyle bürüyen şey sidreyi bürümüştü diye tefsir ederler. Bu konuda Enes b. Mâlik’ten (r.a.) de Resûlullah'ın (s.a.) şöyle söylediğini rivayet ederler: “Sidretü’l-müntehâya ulaştığımda, onun yapraklarının fil kulakları gibi olduğunu gördüm. Meyvelerinin de testiler gibi iri iri olduğunu gördüm. Allah’ın emriyle, o sidreyi bürüyen şey bürüyünce, hali değişti...” diyerek yakut haline geldiğini söyledi. Eğer bu rivayet sahih ise o zaman sidrenin bir ağaç olduğu anlaşılır, çünkü onun yapraklarından ve Allah’ın emrinin onu bürümesinden söz edilmektedir. İbn Abbâs (r.a.), Sidreyi bürüyen bürümüştü cümlesini, onu melekler bürüdü diye tefsir etti. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        iz (إِذْ)

        Arapça e-z-z veya bağımsız bir edat kökünden gelen bu kelime, etimolojik olarak geçmiş zamana işaret eden "o vakit, o an, ...dığı zaman" anlamlarında bir zaman zarfıdır. İbn Fâris, bu tür harf ve edatların genellikle müstakil bir kök anlamından ziyade cümle içindeki bağlayıcı ve zaman belirleyici işlevlerine dikkat çeker; "iz" edatının bir olayın gerçekleştiği o kritik ana, kesin bir zaman dilimine işaret ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin geçmişteki veya gerçekleşmesi kesin olan bir zamana atıf yaptığını ifade eder; bağlam içerisinde bu edatın, peygamberin vizyon tecrübesinin yaşandığı o eşsiz metafiziksel anı dondurarak muhatabın zihninde bir sahne açılışı işlevi gördüğünü açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet içerisindeki konumunu değerlendirirken, bu zaman zarfının Sidre-i Münteha'da vuku bulan o muazzam ve sarsıcı hadiseyi (ilahi tecellinin ağacı bürümesi) tarihin ve mutlak zamanın içine kesin bir "an" olarak mühürlediğini belirtir.

        yağşâ (يَغْشَىٰ)

        Arapça ğ-ş-y kökünden türeyen bu fiil, etimolojik olarak "örtmek, bürümek, kaplamak, tamamen sarmak ve gizlemek" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi her taraftan kuşatarak görünmez kılmak, üstünü örtmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ğaşy" ve "ğışâve" kavramlarının bir nesneyi öylesine yoğun bir biçimde kaplaması anlamına geldiğini ifade eder ki, altta kalanın görünürlüğü tamamen ortadan kalkar; ayette fiilin "yağşâ ... mâ yağşâ" (bürüdü... bürüyen şey) şeklinde tekrarlanarak kullanılmasının, ağacı saran o metafiziksel örtünün, ilahi nurun veya meleklerin yarattığı muazzam kuşatmanın ihtişamını ve sınır tanımazlığını etimolojik olarak vurguladığını açıklar. Toshihiko Izutsu, kök anlamı olan "bürümek ve örtmek" eyleminin, Kur'an'ın aşkınlık tasavvurunda fiziksel sınırların ilahi varlık alanı tarafından yutulmasını temsil ettiğini; yaşanan hadisenin duyusal dünyanın tamamen iptal olduğu ve mutlak bir gizemin tüm ufku kapladığı an olduğunu vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), surenin retorik ve edebi kurgusunda bu fiilin art arda gelişinin yarattığı estetik sarsıntıya dikkat çeker; etimolojik kökenindeki "karanlık, sis veya yoğun ışıkla kaplanma" hissinin, yaşanan tecrübenin insan diliyle tarif edilemez azametini ve dehşetini yansıtan bir kapama/örtme stratejisi olarak tasarlandığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin etimolojik olarak mutlak bir ihata (kuşatma) ifade ettiğini belirterek, fiilin Sidre-i Münteha'yı kaplayan o tecellinin yoğunluğunu ve beşeri idraki tamamen aşan kuşatıcılığını anlattığını belirtir.

        es-sidrate (السِّدْرَةَ)

        Arapça s-d-r kökünden türeyen bu kelime, etimolojik olarak "Arabistan kirazı ağacı, gölgelik veren nebat, hayret etmek, gözü kamaşmak" anlamlarına gelir. İbn Fâris, kök anlamı olarak bilinen gölgeli ve ihtişamlı bir çöl ağacına işaret ettiğini, ancak kökte bulunan göz kamaşması ve hayret etme anlamlarının da bu ağacın muazzam yapısıyla semantik bir bağ kurabileceğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin fiziksel bir ağaç isminden yola çıkılarak, meleklerin, ruhların ve ilahi nurun etrafında toplandığı o nihai metafiziksel sınırı ifade etmek üzere kullanıldığını açıklar; ayetteki bağlamında, bu ağacın olağanüstü bir tecelli tarafından bürünmesinin, onu salt bir botanik figür olmaktan çıkarıp, varoluşun son hududunu simgeleyen kozmik bir kavşağa dönüştürdüğünü etimolojik olarak tasdik eder. Arthur Jeffery, kelimenin köken haritasında Süryanice ve Aramice gibi dillerdeki "kozmik sınır ağacı" veya "hayat ağacı" motifleriyle akrabalığına işaret eder; Kur'an'ın bu kadim Ortadoğu etimolojik mirasını alarak onu en yüksek ilahi tecrübenin merkezine yerleştirdiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin ayette "bürünen nesne" konumunda olmasını analiz ederken, kökündeki "hayret" ve "göz kamaşması" (sedar) anlamlarının, ağacı saran o tarif edilemez ilahi yoğunluk karşısında yaratılmışların akli kapasitesinin donup kaldığı ve idrakin sınırlarına ulaştığı anı etimolojik bir alt metinle muhataba hissettirdiğini ifade eder.

        mâ (مَا)

        Arapça'da ism-i mevsul (ilgi zamiri) olan bu kelime, etimolojik olarak "şey, her ne, o şey ki" anlamlarına gelir ve yapısı gereği kapalı, belirsiz (müphem) bir mahiyet taşır. İbn Fâris, bu zamirin kullanımında nesnenin veya eylemin sınırlarının belirsiz bırakılmasının, o şeyin azametini, çokluğunu veya tarif edilemezliğini vurgulayan bir "tahvîl" (büyütme/heybetlendirme) işlevi gördüğünü belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mâ" edatının etimolojik belirsizliğinin, insan aklının sınırlarını aşan varlıkları veya olayları ifade etmede kasti olarak tercih edildiğini; "ağacı bürüyen her ne ise" şeklindeki kullanımın, o tecellinin hiçbir dünyevi kategoriye sığdırılamayacağını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin fiille oluşturduğu yapıyı değerlendirirken, bu ilginç ve belirsiz zamirin, ilahi tecellinin haşmetini kelimelere hapsetmekten kaçınan ve sadece muazzam bir dehşet ve ihtişam hissi uyandıran en üst düzey bir etimolojik tazim (yüceltme) aracı olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X