عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَأْوٰىۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Necm Sûresi, 15. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: necm 15, gözün şaşmaması, necm suresi, büyük ayetler, meva cenneti, sidretül münteha, necm suresi 15. ayet, cennet
-
"Ki onun yanında huzur içinde kalınacak cennet vardır.”
Burada geçen cennet kelimesindeki cim harfi üstünlü ve esreli olarak okunmuştur. Sa‘d b. Ebû Vakkas’a (r.a.), falan bu âyeti esreli olarak “cinnetü’l-me’vâ” (جِنَّةُ الْمَأْوَى) diye okuyor denildiğinde, öyle değil, “Cennetullâh’tır (جَنَّةُ الله), yani Allah’ın cenneti diyerek üstün okumuş. Ameş, Hz. Âişe’nin (r.a.) şöyle söylediğini rivayet eder: Kim “cinnetü’l-me’vâ” diye okursa, Allah onu örter. Ebu’l-Âliye’den rivayet edilmiştir: Bu konu İbn Abbâs’a (r.a.) soruldu, o da bana dönerek, bunu nasıl okuyorsun yâ Ebe’l-Âliye? diye sordu. Ben de cennetü'l-me'vâ diye okudum. Bunun üzerine İbn Abbâs (r.a.), doğru okudun, bunun benzeri başka bir âyette de böyle geçmektedir: “Onları bekleyen, huzur içinde kalacakları cennetler vardır”. Hasan-ı Basrî âyeti, “cennetu l-me’vâ” diye okudu ve şöyle dedi: Orası cennetlerden biridir, İsrâ hadisi bunu doğrulamaktadır; orası Resûlullah’a (s.a.) gösterildi ve içeri girmesine izin verildi. Âyet-i kerîme, orasının müminlerin kaldıkları gökteki bir cennet olduğuna işaret etmektedir.
Yorumu Yorumla
-
cennetü (جَنَّةُ)
Arapça c-n-n kökünden türeyen bu kelime, etimolojik olarak "örtmek, gizlemek, duyulardan saklamak" temel anlamlarına gelir. İbn Fâris, kökün temelinde bir şeyi gözden saklamak ve örtmek eyleminin bulunduğunu, ağaçları ve bitkileri toprağı gölgeleyip örttüğü için sık ve gür ağaçlı bahçelere "cenne" (cennet) denildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kök anlamı olan "gizlilik ve örtünmenin", bu kelimede ağaçların yapraklarıyla toprağı sıkıca kaplaması durumunu ifade ettiğini; ayetteki bağlamında ise sıradan bir bahçeyi değil, Sidre-i Münteha'nın yanında bulunan, mahiyeti dünyevi duyulardan gizlenmiş metafiziksel ve nihai ebedi yurdu etimolojik olarak işaretlediğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki kökenini araştırırken, Aramice veya Süryanicedeki "ganta" veya "ginta" (etrafı çevrili bahçe) kelimeleriyle etimolojik bağına dikkat çeker; Kur'an'ın bu kelimeyi sadece dünyevi bir vaha anlamından çıkarıp, Ortadoğu dinlerindeki aşkın ve ilahi bahçe mefhumuyla semantik olarak bütünleştirdiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi dönemdeki anlambilimsel haritayı incelerken, aynı kökten gelen "cin" kavramının görünmezliği temsil etmesi gibi, "cennet" kelimesinin de çöl Arapları için sıcaktan saklanılan, ağaçlarla kaplı gölgelik ve saklı bir vaha anlamına geldiğini; Kur'an'ın bu etimolojik kökeni alarak onu mutlak huzurun, ebedi esenliğin ve metafiziksel barınağın sembolü haline getirdiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlam içerisindeki konumunu değerlendirerek, dünyevi bir yeşillik veya bahçe tasavvurunun ötesinde, vahiy tecrübesinin yaşandığı sınır noktasında yer alan, mahiyeti insan aklını aşan ve tüm güzellikleri kendisinde saklayan mutlak ahiret yurdunu etimolojik olarak tasvir ettiğini belirtir.
el-me'vâ (الْمَأْوَىٰ)
Arapça e-v-y kökünden türeyen ve ism-i mekân kalıbında olan bu kelime, etimolojik olarak "sığınılacak yer, barınak, geri dönülüp yerleşilen makam" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeye acımak, şefkat göstermek ve bir kimseyi yanına alıp ona sığınak sağlamak, toplanmak ve geri dönmek anlamlarının yattığını belirtir; etimolojik olarak kelimenin sadece fiziki bir mekanı değil, aynı zamanda güven ve şefkatle sarmalanmış bir aidiyeti ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, fiilin kökeninde bir kimsenin güvenle sığındığı ve sükunet bulduğu yer anlamına geldiğini; "me'vâ" kelimesinin ise ayette "cennet" sözcüğünü tamlayarak, bu metafizik yurdun geçici bir durak değil, ruhların nihai sükunete ereceği, tüm tehlikelerden uzaklaşıp sığınacağı en son ve mutlak barınak olduğunu etimolojik olarak kesinleştirdiğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin etimolojik yapısındaki sığınma ve toplanma hissinin, Sidre-i Münteha'nın yanındaki bu yurdun ontolojik değerini artırdığını; dünyevi varoluşun getirdiği tekinsizlik ve endişenin tam zıddı olan mutlak bir emniyet ve ilahi koruma alanını tasvir ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki isim tamlamasını değerlendirirken, bu kelimenin cennetin sıfatı ve mahiyeti olarak işlev gördüğünü; etimolojik kökeninde var olan dönüş ve sığınma anlamının, yaratılışın en yüksek sınırında yer alan bu mekânın yaratılmışlar için en yüce ve nihai varış noktası olduğunu açıkça ortaya koyduğunu ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla