وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Necm Sûresi, 13. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: necm suresi 13. ayet, necm 13, gözün şaşmaması, necm suresi, büyük ayetler, meva cenneti, sidretül münteha, nüzul
-
raâhu (رَآهُ)
Arapça r-e-y kökünden türeyen ve sonuna üçüncü tekil şahıs muttasıl zamiri (hu) eklenmiş olan bu fiil, etimolojik olarak "onu gördü, müşahede etti, idrak etti" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde gözle doğrudan fiziksel bir görme eyleminin yanı sıra akıl ve kalple kavrama boyutunun da bulunduğunu belirtir; sonundaki zamirin, görme eyleminin belirsiz bir hayale değil, belirli ve somut bir varlığa (meleğe) yöneldiğini etimolojik olarak sabitlediğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "rü'yet" kavramının farklı idrak seviyelerini kapsadığını hatırlatarak, ayette nesne konumundaki zamirle (hu) birlikte kullanımının, peygamberin daha önce ufukta gördüğü varlığı bir kez daha tam, eksiksiz ve hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak netlikte müşahede ettiğini anlattığını açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayet bağlamındaki işlevini değerlendirirken, fiile eklenen nesne zamirinin müşriklerin iddialarına karşı bir kesinlik bildirdiğini; görülen şeyin bir sanrı veya zihinsel kurgu olmadığını, bilakis ontolojik gerçekliği olan ve "o" diye işaret edilebilen bir varlık (Cebrail) olduğunun etimolojik bir vurguyla tekrar onaylandığını belirtir. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi vizyoner surelerinin retorik kurgusunda "görme" fiilinin nesne alarak tekrarlanmasının, peygamberlik otoritesinin inşasında kilit bir rol oynadığını ve muhatabı ilahi tecrübenin inkar edilemez nesnelliğiyle yüzleştirdiğini ifade eder. Gabriel Said Reynolds, bu fiilin nesne zamiriyle kullanımının, elçiyi sadece vahyi duyan bir alıcı konumundan, kaynağı doğrudan ve defalarca "gören" sarsılmaz bir görgü tanığı konumuna etimolojik olarak mühürlediğini vurgular.
nezleten (نَزْلَةً)
Arapça n-z-l kökünden türeyen bu kelime, mastar bina-i merre (bir eylemin kaç defa yapıldığını gösteren form) kalıbında olup etimolojik olarak "bir iniş, bir defalık süzülüş, bir kere nüzul etme" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının yüksek bir yerden aşağıya doğru inmek ve bir yere konaklamak olduğunu belirtir; kelimenin sonundaki kapalı te (tâ-i marbûta) harfinin bu inme eylemini sınırlandırdığını, soyut ve sürekli bir inişten ziyade belirli bir zamanda gerçekleşen somut, tekil bir iniş hadisesini (bir defa iniş) etimolojik olarak ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "nüzul" kavramının etimolojik olarak yukarıdan aşağıya doğru bir intikali anlattığını, bu kelimenin de vahiy meleğinin peygamberle kurduğu temas anındaki o özel ve sınırlı iniş anını (kere/defa) resmettiğini açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), surenin görsel ve estetik yapısını incelerken, kelimenin morfolojik yapısındaki bu "tekillik ve sınırlandırma" işlevine dikkat çeker; "nezleten" formunun, yaşanan ilahi temasın bulanık ve zamansız bir rüya olmadığını, aksine başlangıcı ve sonu belli olan, tarihte belirli bir ana kazınmış son derece net bir görsel ve mekânsal hadise olduğunu etimolojik olarak pekiştirdiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin etimolojik kökenindeki mekânsal iniş olgusunun, peygamberin şuurunda gerçekleşen metafizik bir boyut değiştirmeyi veya melekî aklın insan idrakine doğru gösterdiği o muazzam tenezzülü (aşağı inme) çok çarpıcı bir biçimde somutlaştırdığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin gramatikal formunu bağlam içerisinde değerlendirerek, "bir iniş" şeklindeki ifadenin surenin başındaki ilk karşılaşmadan (ufuktaki süzülüşten) bağımsız, yepyeni ve apayrı bir vahiy/görüşme seansına işaret ettiğini belirtir.
uhrâ (أُخْرَىٰ)
Arapça e-h-r kökünden türeyen bu kelime, ism-i tafdil veya sıfat kalıbında olup "âhar" kelimesinin müennesi (dişili) olarak etimolojik olarak "diğer, başka, bir diğeri, sonuncu" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde öne geçmenin ve ilkin (tekaddüm) zıddı olan geriye bırakma, gecikme ve "başka olma" durumunun bulunduğunu belirtir; etimolojik olarak ilk var olanın veya ilk gerçekleşenin dışındaki bir yeniliği temsil ettiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin "nezleten" sözcüğünü niteleyen bir sıfat olarak, gerçekleşen iniş eyleminin (görüşmenin) tekil ve tesadüfi bir olay olmadığını, ilkiyle kıyaslanabilen ama ondan zaman ve mekan olarak ayrışan bağımsız "ikinci" bir tecrübe olduğunu etimolojik olarak tasdik ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin anlambilimsel bağlamını incelerken, "diğer/başka" kavramının Hz. Peygamber'in metafizik tecrübesine bir süreklilik ve tarihsellik kattığını; yaşanan olayın anlık bir sanrı olmadığını kanıtlamak için, bu kelimenin yarattığı ikileme ve tekrarlanabilirlik vurgusunun müşrik zihniyete karşı çok güçlü bir epistemolojik delil sunduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bağlam içerisindeki bütünleyici rolüne dikkat çekerek, "uhrâ" sıfatının peygamberin vahiy meleğiyle olan iletişiminin bir defaya mahsus bir istisna olmaktan çıktığını, bu ilişkinin sarsılmaz bir düzene oturduğunu ve her iki tecrübenin de birbirini doğrulayan nesnel gerçeklikler olduğunu etimolojik bir kesinlikle ortaya koyduğunu ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla