Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Necm Sûresi, 9. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Necm Sûresi, 9. Ayet

    فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fekâne kâbe kavseyni ev ednâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Öyle ki, iki yay kadar hatta daha yakın oldu.”

      Hz. Peygamber Cibril'i Gördü

      Bu âyetin işaret ettiği anlama dair ihtilaf edilmiştir. Bazıları şöyle dedi: Buradaki “kâb” (قَابَ) kelimesi, yayın orta kısmı demektir, yayın iki ucu arasındaki mesafe kirişin iki katı kadardır. Bazıları buna, gerçek anlamda iki yay kadar anlamını verdi. İbn Kuteybe ise iki Arap yayı kadar mânasını verdi. Ebû Avsece bu kelimeye uzunluk miktarı anlamını verdi. “Kavs” (قَوْسَيْنِ) kelimesi ise burada arşın anlamına gelir, yani aralarında iki arşın kadar bir mesafe vardı. İlk mâna benim daha çok hoşuma gidiyor, çünkü Hz. Peygamber’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Sizden birinizin (cennette) yayı yahut kamçısı kadar bir yere sahip olması, dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır”.

      Biz deriz ki: Resûlullah’tan (s.a.) uzakta olduğunda net olarak göremediği için, yüzlerden hangisi olursa olsun onun Cibril (s.a.) olmadığına hükmedilir. Çünkü bir şey gözden uzak olduğunda ona ancak içtihatla ve tahminle karar verilir, gerçek hüviyeti bilinemez. Aynı şekilde ona yaklaşıp dokunur hale geldiğinde de göz onu tam anlamıyla idrak edemez. Fakat uzakla yakın arası normal bir mesafede olduğunda onu tanır ve hüviyetini tam olarak idrak eder. İşte Allah Teâlâ burada, Hz. Peygamber’in Cibril’i tahmin yoluyla değil, tam anlamıyla bildiğini ve hakiki hüviyetiyle idrak ettiğini haber vermektedir. En doğrusunu Allah bilir.

      Hatta daha yakın oldu. Müfessirler şöyle dedi: Buradaki yahut anlamına gelen “ev” (أَوْ) harfi, şüphe ve tereddüt edatıdır. Ancak böyle bir mâna Allah Teâlâ hakkında mümkün değildir. Dolayısıyla bu kelime kesinlik ifade eder, yani aksine daha yakın oldu demektir. Bazıları buna şöyle mâna verdi: Eğer o ikisine baksaydınız, sizin tahmininize ve kanaatinize göre birbirlerine iki yay kadar, hatta daha kısa bir mesafede bulunduğunu düşünürdünüz.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        kâbe (قَابَ)

        Arapça k-v-b kökünden türeyen bu kelime, etimolojik olarak "ölçü, miktar, mesafe, bir şeyin kabuğu veya oyuğu" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyi oymak, ortasını açmak ve iki nesne arasındaki boşluk veya mesafe anlamının bulunduğunu belirtir; kelimenin zamanla somut bir ölçü birimini ve miktarı ifade edecek şekilde etimolojik bir evrim geçirdiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "kâb" kelimesinin özellikle bir yayın kabzası ile ucu arasındaki mesafeyi veya genel anlamda "ölçü/miktar" kavramını karşıladığını belirterek, bağlam içerisindeki kullanımının fiziksel bir boşluğun miktarını belirlemeye yönelik olduğunu açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Arap dilindeki kullanım bağlamlarını değerlendirerek, etimolojik olarak "miktar ve mesafe" anlamına gelen bu sözcüğün, vahiy meleği ile Hz. Peygamber arasındaki yakınlığın derecesini insan zihninin kavrayabileceği bir metrik üzerinden somutlaştırmak amacıyla tercih edildiğini vurgular.

        kavseyni (قَوْسَيْنِ)

        Arapça k-v-s kökünden türeyen ve tesniye (ikil) formunda olan bu kelime, etimolojik olarak "iki yay, eğri nesne, ölçüm aleti" anlamlarına gelir. İbn Fâris, kökün temel anlamının eğrilik ve bükülme olduğunu belirtir; savaş aleti olan "yay" (kavs) kelimesinin de kavisli yapısından dolayı bu etimolojik kökten türediğini ve kelimenin aynı zamanda Araplarda bir uzunluk ölçüsü (zira') olarak da kullanıldığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bilinen atış yayı manasına geldiğini ifade ederek, ayetteki ikil yapının (iki yay) ya doğrudan iki fiziksel yayın uzunluğunu ya da Arapların kullandığı belirli bir ölçü birimini temsil ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin İslam öncesi Arap toplumundaki kültürel ve anlambilimsel arka planını inceler; "iki yay" imgesinin, Cahiliye döneminde iki kabile liderinin ittifak kurarken yaylarını üst üste koyarak birleştirmeleri ritüeline dayandığını, Kur'an'ın bu etimolojik ve kültürel figürü alarak, elçi ile muhatabı arasındaki eşsiz ruhsal ve fiziksel bütünleşmeyi, araya kimsenin giremeyeceği mutlak bir yakınlığı tasvir etmek için kullandığını vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki bu ikil formun etimolojik kökeninin sıradan bir mesafe bildiriminden ziyade, vahiy anındaki sarsılmaz bağı, tam bir güveni ve iki iradenin sembolik olarak tek bir atış/hedef için birleşmesi halini yansıttığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin etimolojik olarak eski Arap geleneğindeki ittifak ve güvence ritüellerinden beslendiğine katılarak, bu metaforik ölçünün Hz. Peygamber ile vahiy meleği arasındaki mesafenin tamamen kapandığını, görsel ve mekânsal sınırların en aza indiğini anlatan çok güçlü bir dilsel araç olduğunu belirtir.

        ednâ (أَدْنَىٰ)

        Arapça d-n-v kökünden türeyen bu kelime, ism-i tafdil (en üstünlük/aşırılık bildiren sıfat) kalıbında olup etimolojik olarak "daha yakın, en yakın, daha aşağı" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde uzaklığın zıddı olan yakınlık durumunun bulunduğunu belirtir; ism-i tafdil formunun bu yakınlığı ölçülemez bir seviyeye taşıyarak etimolojik bir pekiştirme sağladığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "denâ" (yaklaştı) fiilinin zirve noktası olduğunu ifade ederek, "iki yay mesafesi" şeklinde belirlenen o çok kısa sınırın bile aşıldığını, yakınlığın tasavvur edilebilecek en uç noktaya ulaştığını etimolojik olarak tasdik ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "ev" (yahut/veya) bağlacıyla birlikte kullanılan "ednâ" kelimesini değerlendirirken, bu sıfatın etimolojik yapısındaki pekiştirmenin, "iki yay" metaforuyla çizilen beşeri ölçü sınırını tamamen yıktığını, aradaki mesafenin insan idrakini aşacak ölçüde kapandığını vurgulayan bir düzeltme ve ileriye taşıma işlevi gördüğünü ifade eder. Angelika Neuwirth, Mekke dönemi vizyoner ayetlerinin retorik yapısı bağlamında, bu ism-i tafdil formunun kullanımının etimolojik bir "aşkınlık" hissi yarattığını; insan dilinin ve ölçü birimlerinin (kavseyn) o anki ilahi yakınlığı tarif etmede yetersiz kaldığını göstermek üzere, sınırları belirsizleştiren ve yakınlığı mutlaklaştıran estetik bir manevra olarak kurgulandığını açıklar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X