Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Necm Sûresi, 3. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Necm Sûresi, 3. Ayet

    وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰىۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vemâ yentiku ‘ani-lhevâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      3-6. "Kişisel arzularına göre de konuşmamaktadır. O (size okuduğu), kendisine indirilmiş vahiyden başka bir şey değildir. Onu, çok güçlü, üstün niteliklerle donatılmış biri (Cibril) öğretti.”

      O, kişisel arzularına göre de konuşmamaktadır. Yani o, nefsinin istediği sözleri söylemiyor, aksine sadece kendisine verilen vahyi dile getiriyor. Çünkü Allah, bunun hemen arkasından şunu söylemektedir: O (size okuduğu), kendisine indirilmiş vahiyden başka bir şey değildir. Onu, çok güçlü biri (Cibril) öğretti. Aksi halde Onu, çok güçlü biri (Cibril) öğretti cümlesini Allaha nispet etmek de caizdir. Çünkü Allah Teâlâ, “Kuranı Rahmân öğretti” mealindeki ayette öğretmeyi kendi zatına nispet etmektedir. Ancak üstün niteliklerle donatılmış biri öğretti mealindeki âyet, ondan maksadın Allah olmadığını açıklamaktadır. Çünkü Allah’ın, üstün niteliklerle donatılmış biri diye nitelenmesi mümkün değildir. Müfessirlerin de söyledikleri gibi bundan maksat Cibril aleyhisselâmdır. Âyette geçen “kuvâ” (الْقُوَى) kelimesi aslında ipler demektir, bundan maksat da güç ve takattir, bunun tekili “kuvvet” (قوة) gelir. Dolayısıyla âyetteki öğretme işi Cibril’e nispet edilmektedir, çünkü Resûlullah (s.a.) onu dinlemiş ve Kur’ân’ı ondan almıştı.

      Sonra Allah, öğretme işini bazan Cibril’e, bazan da kendi zatına nispet etmektedir. Cibril’e nispet etmesi, Resûlullah’ın (s.a.) onu dinlemiş ve Kur’ânı ondan almış olmasından dolayıdır. Kendi zatına nispet etmesi de iki şekilde açıklanır. Birincisi, Cibril’i gönderen, ona Kur’ân’ı öğretmesini emreden ve Cibril’de öğretme fiilini yaratan Allah olduğu için bunu kendi zatına nispet etmektedir.

      İkincisi, öğretme sırasında kendisinde ilim meydana gelmesi, her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah’ın lütfü sayesinde olduğu için onu kendine nispet etmektedir. Öğrenciler, kendilerinde bilgi meydana gelmesi bakımından farklı durumdadırlar, çünkü her ne kadar öğretme işi onların hepsinde eşit ise de Allah’ın lütfunun eserleri onlarda farklı farklıdır. Başarıya ulaştıran sadece Allah'tır.

      Onu üstün niteliklerle donatılmış biri (Cibril) öğretti. Müfessirler buradaki “zû mirratin” (ذُو مِرَّةٍ) kelimesine, kuvvetli anlamını verdiler. Buna muhkem mânası da verilmiştir. İplerin güçlü olmasından maksat güç ve takat sahibi olmaktır, tekili “kuvvet” gelir. “Mirra” da fitil anlamına gelir. Âyetteki “istevâ” (فَاسْتَوَى) fiili ise Muhammed aleyhisselâm kendisine gelen vahiy için düzgün ve mutedil oldu mânasına gelir. Buna, Cibril aleyhisselâm ona kendi suretinde göründü anlamı verilmiştir. Çünkü Hz. Peygamber, Cibril i kendi asli suretinde göstermesini Rabb’inden niyaz etmişti, Cibril de ona kendi asli suretinde göründü ve o da kendisini o şekilde gördü.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        yentıku (يَنْطِقُ)

        Arapça n-t-k kökünden türeyen bu fiil, etimolojik olarak "konuşmak, anlaşılır ve anlamlı sesler çıkarmak, telaffuz etmek" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kökün temelinde sese bir anlam yükleme ve maksadı açıkça ifade eden harfleri bir araya getirme eyleminin yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "nutk" kavramının etimolojik sınırlarını çizerken, bunun sadece sıradan bir ses (savt) çıkarmak olmadığını, insanın düşünsel kapasitesine dayanan, mantıksal bir dizgiye sahip ve muhatap tarafından net olarak anlaşılan "düşünceli konuşma" anlamına geldiğini, bu yüzden insan dışındaki varlıklar için ancak mecazen kullanılabildiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin bağlamındaki kelimeyi değerlendirirken, bu fiilin Hz. Peygamber'in tebliğ sırasındaki sözlü eylemine işaret ettiğini ve etimolojik olarak vahyin sadece içsel bir ilham değil, açıkça telaffuz edilen kelimeler dizisi olarak aktarıldığı gerçeğini pekiştirdiğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin Kur'an'daki retorik kullanımını ele alırken, "nutk" fiilinin bilinçli ve iradi bir konuşmayı temsil ettiğini, dolayısıyla müşriklerin iddia ettiği gibi cinnet veya sihir halindeki şuursuz sayıklamaları etimolojik doğası gereği kesinlikle dışladığını vurgular.

        el-hevâ (الْهَوَىٰ)

        Arapça h-v-y kökünden gelen bu isim, etimolojik olarak "nefsin bir şeye şiddetle meyletmesi, akıl ve mantık süzgecinden geçmeyen kişisel arzu ve heves" anlamlarına gelir. İbn Fâris, bu kelimenin kökeninde boşluk ve yukarıdan aşağıya düşüş anlamlarının bulunduğunu, insani bir duygu olarak bu ismin de kişiyi manevi bir çöküşe veya akılsızca bir sürüklenişe ittiği için tercih edildiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin sözlükte insan nefsinin şehvete veya sübjektif tutkulara eğilimi anlamına geldiğini belirtir ve etimolojik olarak kişiyi hakikatten saptırıp felakete düşürdüğü (heviyye) için bu kökten türetildiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramı anlambilimsel açıdan Cahiliye dönemi ahlak yapısıyla karşılaştırmalı olarak inceler; bu ifadenin İslam öncesi Arap zihninde aklın ve ağırbaşlılığın (hilm) tam karşıtı olan kör tutku, bencilce kapris anlamına geldiğini, Kur'an'ın bu kelimeyi kullanarak vahyin karşısına konabilecek her türlü sübjektif beşeri uydurmayı etimolojik olarak değersizleştirdiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin kullanımını Hz. Peygamber'in sözlerinin kaynağı açısından analiz eder; kavramın salt kişisel menfaat, önyargı veya asılsız kurgu ifade ettiğini belirterek, peygamberin tebliğinin bu tür beşeri zaaflardan ve indi görüşlerden etimolojik olarak tamamen arındırıldığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tefsir geleneğindeki yansımalara değinerek, bu ifadenin burada Kur'an vahyinin karşısındaki her türlü ilahi olmayan kaynağı temsil ettiğini ve bağlam içerisinde mutlak bir reddiye işlevi gördüğünü belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X