Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nebe' Sûresi, 37. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nebe' Sûresi, 37. Ayet

    رَبِّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۙ الرَّحْمٰنِ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَاباًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Rabbi-ssemâvâti vel-ardi vemâ beynehumâ-rrahmân(i)(s) lâ yemlikûne minhu ḣitâbâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabb'idir. O, Rahmândır. İnsanlar O'nun huzurunda (izinsiz ve asılsız) konuşmaya yetkili olamayacaklar;"

      "Rab", "mâlik" ve "sahip" demektir. Allah Teâlâ, göklerin ve yerin Rabb'i olduğunu belirtmekle bildirmek istedi ki kullarını kendisine ibadet etmekle sınamasının amacı hiçbir surette kendisi için değildir. Allah, kulun ibadetine ne ihtiyaç duyacak, ne de bundan dolayı kendisine bir yarar dokunacaktır. Bilakis O, zengindir; göklerde ve yeryüzünde her ne varsa O'na aittir. Kulların sınanmış oldukları ibadetler, onları tam olarak yapmaları halinde bizzat kendi çıkarları içindir. Buna mukabil onları gereği gibi yapmamaları halinde ortaya çıkacak zarar ve mahrumiyet de kendilerine yönelik olacaktır. "Rahmân" Allah, kendisinin Rahmân olduğunu beyan buyurdu ki insanlar O'nun rahmetini arzulasınlar, O'nu bilmeye (marifetullah) koşuşsunlar. "Lâ yemlikûne minhu hitâben" Yani Allah'ın heybeti, O'nun hukukunu tâzim sebebiyle O'nunla konuşma imkânı bulamazlar. Onun heybetinden dolayı şefaat olsun yahut davalaşma olsun ya da başka bir sebeple olsun huzurunda asla konuşmaya yeltenemezler.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Rabb (رَبِّ)

        Bu kelimenin kökü r-b-b harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeye malik olmak, onu ıslah etmek ve üzerinde sürekli bir otorite kurmak olduğunu belirtir. Kelimenin özünde "dağınıklığı toplamak" ve "idare etmek" anlamlarının yattığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "rab" kavramını "bir şeyi adım adım kemale erdirene kadar terbiye eden ve onu koruyan" şeklinde tanımlar. Ayetteki bağlamda bu isim, göklerin ve yerin sadece yaratıcısı değil, aynı zamanda her anını planlayan ve yöneten mutlak otoriteyi simgeler. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik hiyerarşisinde "rab" kelimesinin Allah ile evren arasındaki "sahip-mülk" ilişkisini en güçlü şekilde temsil eden terim olduğunu belirtir. Ona göre bu kelime, yaratılan her şeyin varlığını sürdürebilmesi için muhtaç olduğu merkezi iradeyi ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "rab" vasfının burada yaratıcının evren üzerindeki "kayyumiyet" (yönetme ve ayakta tutma) vasfıyla birleştiğini, göklerin ve yerin düzeninin bu ilahi terbiye ve kontrol sayesinde devam ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada kozmik nizamın yegâne belirleyicisi ve hakimi anlamında kullanıldığını, hiçbir varlığın bu rububiyet alanının dışında kalamayacağını ifade eder.

        Es-Semâvâti (السَّمَاوَاتِ)

        Bu kelimenin kökü s-m-v harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yükseklik" ve "üstünlük" olduğunu belirtir; yukarıda olan ve kuşatan her şeye bu ismin verildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "semâ" kelimesinin her türlü ulviyeti ve fiziksel gökyüzünü temsil ettiğini, ayetteki çoğul formun (semâvât) ise evrenin çok katmanlı, hiyerarşik ve muazzam genişlikteki yapısına işaret ettiğini açıklar. Angelika Neuwirth, surenin bu noktasında göklerin zikredilmesinin, az önce bahsedilen "yedi sağlam gök" (seb'an şidâdâ) imgesiyle bütünleşerek ilahi otoritenin makro-kozmik sınırlarını çizdiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada sadece astronomik bir birimi değil, meleklerin ve ilahi emirlerin bulunduğu yüce alemleri de kapsayan kuşatıcı bir mekan algısını temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "semâvât" ifadesinin burada ilahi gücün sınırsızlığını ve yaratılıştaki çeşitliliği göstermek için seçildiğini belirtir.

        El-Ardi (الْأَرْضِ)

        Bu kelimenin kökü e-r-d harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "aşağıda olan", "alçak" ve "üzerine basılan" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ard" kelimesini gökyüzünün zıttı olarak, insanın yaşadığı ve rızkını temin ettiği katı zemin olarak tanımlar. Arthur Jeffery, kelimenin İbranice "erets" ve diğer Sami dillerindeki paralel formlarına dikkat çekerek, bunun kadim dünyada "yaşam alanı/ülke" anlamındaki köklü bir terim olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "semâ-ard" (gök-yer) ikilisinin evrenin bütününü ifade eden sembolik bir bütünlük (merizm) oluşturduğunu, Allah'ın her iki alanın da tek hakimi olduğunun bu kelimelerle vurgulandığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada insanın biyolojik varlığının sahnesi olan yeryüzünü temsil ettiğini ve ilahi otoritenin göklerde olduğu kadar yerde de mutlak olduğunu gösterdiğini belirtir.

        Er-Rahmân (الرَّحْمَنِ)

        Bu kelimenin kökü r-h-m harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "incelik", "şefkat" ve "acımak" olduğunu, annenin rahmine de bu ismin verilmesinin o organın koruyuculuğu ve şefkatiyle ilgili olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rahmân" isminin merhametin en geniş ve en yoğun halini ifade ettiğini, bu formun (fa'lân) sadece Allah'a özgü olduğunu ve O'nun tüm varlıkları kuşatan rahmetini simgelediğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Güney Arapçası (Hımyarice) ve Süryanice'deki "Rahmânân" formuyla olan bağlarına dikkat çekerek, Kur'an'ın bu kelimeyi tevhid inancının merkezi bir sıfatı olarak kullandığını belirtir. Toshihiko Izutsu, "Rahmân" kavramının Kur'an'ın etik nizamında adaleti de içine alan bir "kozmik enerji" ve "yaratıcı cömertlik" olduğunu ifade eder. Gabriel Said Reynolds, bu kelimenin pre-islamik monoteist geleneklerdeki kullanımıyla Kur'an'daki özgün vurgusu arasındaki sürekliliğe değinerek, "Rahmân"ın burada hem mutlak şefkati hem de mutlak otoriteyi temsil eden bir unvan olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada Allah'ın azametini ve celalini yumuşatan, hesabı adalet ve lütufla gören yönüne işaret ettiğini vurgular.

        Lâ Yemlikûne (لَا يَمْلِكُونَ)

        Bu kelimenin kökü m-l-k harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "güç", "sahip olma" ve "bir şeyi bir arada tutma" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "milk" (mülkiyet) kavramının bir şey üzerinde dilediği gibi tasarruf etme yetkisini ifade ettiğini açıklar. Ayetteki olumsuz form (lâ yemlikûne), hesap günü Allah'ın huzurunda bulunan hiçbir varlığın (melekler, insanlar, cinler), O'nun izni olmadan herhangi bir müdahalede bulunma, söz söyleme veya bir şeyi değiştirme yetkisine (malikiyetine) sahip olamayacağını simgeler. Toshihiko Izutsu, bu fiilin Kur'an'ın "Son Saat" tasvirindeki en önemli otorite vurgularından biri olduğunu, mülkün o gün sadece "Mâlik" olan Allah'a ait olduğunu ve diğer tüm varlıkların mutlak bir "acziyet" (meliklikten yoksunluk) içinde kalacağını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin burada varlıkların ilahi irade karşısındaki tam bağımlılığını ve o gün hiçbir aracının veya şefaatçinin bağımsız bir tasarruf gücü olmadığını nitelediğini belirtir.

        Hitâbâ (خِطَابًا)

        Bu kelimenin kökü h-t-b harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "karşılıklı konuşma", "birine yöneltilen söz" ve "önemli bir konuyu dile getirme" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "hitâb" kavramını iki taraf arasındaki anlamlı ve maksatlı söz alışverişi olarak tanımlar. Ayette "hitaba malik olamamak" ifadesi, huzur-u ilahide kimsenin kendi başına bir diyalog başlatamayacağını, itiraz edemeyeceğini veya sözü yönlendiremeyeceğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin "iletişim" (communication) bağlamında kullanıldığını ve o gün dillerin sadece ilahi izinle çözüleceğini, dolayısıyla "hitâb"ın bile ilahi bir lütfa bağlı olduğunu belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelime seçimindeki celadete dikkat çekerek, "hitâb"ın burada sadece sözü değil, o sözün arkasındaki iradeyi ve muhatap alınma isteğini de temsil ettiğini, ancak azamet karşısında bu isteğin bile felç olduğunu savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada şefaat talebi, mazeret beyanı veya herhangi bir savunma girişimi anlamlarını kapsadığını; "Rahmân"ın huzurunda tam bir sessizlik ve teslimiyetin hakim olacağını vurgulayan hukuki-eskatolojik bir terim olduğunu belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X