Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nebe' Sûresi, 35. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nebe' Sûresi, 35. Ayet

    لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْواً وَلَا كِذَّاباًۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lâ yesme’ûne fîhâ laġven velâ kiżżâbâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Orada ne boş bir söz ne de yalan işitirler."

      Yani onlar orada kulak asılmaması gereken sözleri işitmezler, bilakis her hayırlı ne varsa onu duyarlar. Boş vermeyi gerektiren sözler yemin, lakırdı, yalan gibi sözlerdir. Onlar, dünya ehlinin işret meclislerinde duymaya alışık oldukları bu kabilden nahoş hiçbir söz işitmezler. "Kizzâben" şeddesiz (tahfif ile) okunursa "kezib" kelimesinden gelir. O takdirde yalan söylemezler demek olur. Eğer şeddeli okunursa o takdirde "tekzîb" kelimesinden gelir ve birbirlerini yalanla itham etmezler, demek olur. Mâna sanki şöyledir: İçmekte oldukları şarap onlara böylesi bir etkide bulunmaz, dolayısıyla onları aynen dünya şaraplarının etkisi gibi yalan söylemeye ve birbirlerini yalancılıkla itham etmeye sevk etmez. Âyetteki "Fîhâ", orada yani cennette demektir. Şuna da işaret etmekte yarar vardır. "Kizzâben" kelimesini bazıları iki yerde tahfif ile okumuşlardır. Biri burasıdır. Diğeri de "Ayetlerimizi yalanladıkça yalanlıyorlardı" meâlindeki âyette geçen kelime. Bazı kırâat imamları her iki yerde de onu şeddeli okumuşlardır. Bazı kırâatçılar da birincide şeddeli ikincisinde ise şeddesiz okumuşlardır. Kisâî'nin şöyle dediği nakledilmiştir: Şeddesiz okuma Mudar lügatıdır. Şeddeli okuma ise Yemâniyye lügatıdır. "Kezzebehû tekzîben ve kizzâben" denilir, şu örnekteki gibi: "Harrabehû tahriben ve hırrâben". Ve bunun gibi. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Lâ Yesme'ûne (لَا يَسْمَعُونَ)

        Bu kelimenin kökü s-m-e harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının seslerin kulak vasıtasıyla algılanması ve bir habere muttali olunması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sem'" eyleminin sadece fiziksel bir duyma değil, aynı zamanda duyulan şeyi idrak etme ve ondan etkilenme anlamına da geldiğini ifade eder. Ayetteki olumsuz formun (lâ yesme'ûne), cennet ehlinin işitme duyularının her türlü rahatsız edici ve boş sesten korunmuş olduğunu simgelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında "duyma" eyleminin iletişimsel bir boyutu olduğunu, cennetteki bu işitme mahrumiyetinin (boş sözlere karşı) aslında bir "işitsel huzur" ve "akustik saflık" anlamına geldiğini belirtir. Angelika Neuwirth, bu ifadenin cennetin huzurlu atmosferini niteleyen temel bir unsur olduğunu, cehennemdeki gürültü ve feryatların aksine burada tam bir sükunetin hakim olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada cennetin sosyal dokusunu anlattığını; orada insanların birbirini incitecek, huzurunu kaçıracak veya moralini bozacak hiçbir sözü işitmeyeceklerini, dolayısıyla işitme duyusunun sadece güzelliklere ayarlandığını vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu fiilin burada geniş zaman kalıbında gelmesinin, bu huzurlu sessizliğin ve seçkin işitsel ortamın ebedi bir karakter taşıdığını simgelediğini belirtir.

        Lağven (لَغْوًا)

        Bu kelimenin kökü l-ğ-v harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "dikkate alınmayan", "faydası olmayan" ve "aslı bulunmayan" her türlü söz ve eylem olduğunu belirtir. Kuş seslerine "lağv" denilmesi, bu seslerin insan kelamı gibi belirli bir anlam ve maksat taşımamasından kaynaklanır. Râgıb el-İsfahânî, "lağv" kelimesini "düşünülmeden söylenen, üzerinde durulmaya değmeyen, insana ne dünyada ne ahirette fayda sağlayan saçma sapan konuşmalar" olarak tanımlar. Cennette "lağv" işitilmemesi, oradaki iletişimin mutlak bir anlam ve hikmet üzerine kurulu olduğunu gösterir. Arthur Jeffery, kelimenin Habeşçe "lağva" (gürültü/anlamsız ses) veya Süryanice kökenlerle olan muhtemel bağlantılarına değinerek, kavramın kadim Arap toplumunda "cahiliyye" döneminin gürültülü ve içi boş konuşmalarını karşılayan bir terim olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, "lağv" kavramının Kur'an'ın etik yapısında "anlam krizini" temsil ettiğini; cennetin ise bu krizden arındırılmış, her kelimenin bir değer taşıdığı "semantik bir mükemmellik" alanı olduğunu ifade eder. Angelika Neuwirth, surenin bu bölümünde cennetin sadece fiziksel nimetlerle değil, aynı zamanda "dilsel bir nezaket" ile de donatıldığını, lağvın yokluğunun ruhsal bir arınmışlığı simgelediğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada boşboğazlık, dedikodu, malayani ve her türlü seviyesiz konuşmayı kapsadığını; muttakîlerin bu tür kültürel düşüklüklerden uzak tutulacağını vurgular.

        Kizzâbâ (كِذَّابًا)

        Bu kelimenin kökü k-z-b harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "gerçeğe aykırı beyan" ve "sadakatin zıttı" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin burada "karşılıklı yalanlama" veya "birbirini yalancılıkla suçlama" anlamına geldiğini ifade eder. Surenin daha önceki ayetlerinde (28. ayet) azgınların ayetleri yalanlamasını niteleyen bu kelime, burada cennet ehli arasındaki ilişkilerin mutlak bir "doğruluk" ve "güven" (sıdk) üzerine kurulu olduğunu anlatmak için kullanılmıştır. Toshihiko Izutsu, kelimenin mübalağalı formunun (kizzâbâ) cennette hiçbir şekilde yalanın gölgesinin bile bulunmayacağını simgelediğini belirtir. Ona göre bu, toplumsal bir barışın (selam) dilsel tezahürüdür; kimse kimseyi aldatmaz ve kimse bir başkasını yalancılıkla itham etmez. Angelika Neuwirth, kelime seçimindeki simetriye dikkat çekerek; dünyada ayetleri "kizzâbâ" (şiddetle) yalanlayanların aksine, cennette bu tür bir iletişim bozukluğunun tamamen ortadan kaldırıldığını ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "lağven" ve "kizzâbâ" kelimelerinin birlikte zikredilmesinin, cennetin hem entelektüel hem de ahlaki açıdan en üst seviyeyi temsil ettiğini gösterdiğini; "lağv" ile anlamsızlığın, "kizzâb" ile de güvensizliğin ve ahlaki tutarsızlığın nefyedildiğini (reddedildiğini) belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada cennet toplumunda dürüstlüğün tek geçerli akçe olduğunu, insanların birbirine olan güveninin sarsılmayacağı şeffaf ve samimi bir iletişim ortamını nitelediğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X