Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nebe' Sûresi, 31. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nebe' Sûresi, 31. Ayet

    اِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ مَفَازاًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnne lilmuttekîne mefâzâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "İtaatsizlikten sakınmış olanlar için artık murada erme zamanıdır."

      "Mefâzen" kelimesi azgınlar hakkında sözü edilen azabın her türlüsünden kurtulmuş olacaklar demektir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        El-muttekîn (الْمُتَّقِينَ)

        İbn Fâris, v-k-y kökünün temel anlamının bir şeyi korumak, sakınmak ve zarardan muhafaza etmek olduğunu belirtir. Bu kökten gelen "vâkıye" kelimesinin, bir nesneyi dış etkilerden koruyan her türlü siper veya kalkanı ifade ettiğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, "ittikâ" kavramını nefsi korkulan şeyden koruma çabası olarak tanımlar; dinî ıstılahta ise nefsi günahtan muhafaza etmek suretiyle Allah'ın azabından sakınmak anlamına geldiğini açıklar. Ona göre "takva", sadece pasif bir sakınma değil, bilincin uyanık tutulması halidir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik dünyasında "takva"nın merkezi bir konumda olduğunu, başlangıçta "çölde hayatta kalmak için sergilenen tetikte olma hali" olan bu kavramın, İslam ile birlikte "Allah karşısında duyulan derin saygı ve sorumluluk bilinci"ne dönüştüğünü belirtir. Muttekîyi, kendi varlığını ilahi sınırlara göre ayarlayan "etik insan" tipi olarak tanımlar. Angelika Neuwirth, surenin bu bölümünde "azgınlar" (tâğîn) ile "sakınanlar" (muttekîn) arasında kurulan antiteze dikkat çeker; muttekîlerin, dünyanın geçici zevkleri yerine ilahi rızayı ve ahiret dengesini gözeten kimseler olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin kökündeki "korunma" vurgusunun, insanın kendi fıtratını bozacak her türlü sapmadan iradî bir şekilde uzak durmasını temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "muttekîn" vasfının burada özellikle ahiret sorumluluğunu idrak etmiş, hayatını hesap verme bilinciyle disipline etmiş kimseleri nitelediğini ve bu bilincin onları "mefâz"a (başarıya) ulaştıracağını vurgular.

        Mefâzâ (مَفَازًا)

        İbn Fâris, f-v-z kökünün temel anlamının "başarıya ulaşmak", "istediğini elde etmek" ve "tehlikeden kurtulmak" olduğunu ifade eder. Arapların helak yeri olan çöle (sahra) ironik bir şekilde "mefâze" demelerinin, orayı sağ salim geçmeyi ümit etmelerinden kaynaklandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fevz" kavramını hayır ve iyilikle beraber selamete ulaşmak olarak tanımlar; ona göre "mefâz", kişinin korktuğu azaptan kurtulup arzu ettiği nimete kavuştuğu "nihai zafer ve kurtuluş yeri"dir. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice ve Süryanice'deki "f-v-z" (kurtulmak/özgürleşmek) kökleriyle olan paralelliklerine değinerek, kavramın Kur'an'da "eskatolojik kurtuluş" anlamında teknik bir terim haline geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, "mefâz" kelimesinin Kur'an'ın ödül (reward) semantiğinde "feth" ve "necât" kavramlarıyla ilişkili olduğunu, insanın dünyevi imtihan sahasından başarıyla çıkıp ebedi güvenliğe kavuşmasını simgelediğini ifade eder. Angelika Neuwirth, bu kelimenin surenin başında sorulan "büyük haber"in muttekîler için olan olumlu sonucunu temsil ettiğini; azgınların hüsranına (cehennem) karşılık muttekîlerin "kurtuluş mekanına" (cennet) ulaştığını belirten dramatik bir dönüm noktası olduğunu söyler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin ism-i mekan ve masdar-ı mîmî özelliği taşıdığını, dolayısıyla hem kurtuluş eylemini hem de bu eylemin gerçekleşeceği o eşsiz mekanı (cenneti) aynı anda nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada her türlü kederden, korkudan ve dünyevi kısıtlılıktan tamamen özgürleşmiş, mutlak güven ve başarıya ulaşılmış bir "varoluş mertebesini" temsil ettiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X