Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nebe' Sûresi, 28. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nebe' Sûresi, 28. Ayet

    وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا كِذَّاباًۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve keżżebû bi-âyâtinâ kiżżâbâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Ayetlerimizi yalanladıkça yalanlıyorlardı."

      "Kizzâb" ve "tekzîb" Arap dilinde aynıdır. Burada âyetlerden maksat âhiret hayatı ile ilgili âyetlerdir. Keza vahdâniyet âyetlerinin ve risâlet/peygamberlik âyetlerinin ve benzerlerinin kastedilmesi de mümkündür.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kezzebû (كَذَّبُوا)

        Bu kelimenin kökü k-z-b harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "sıdk" (doğruluk) kavramının zıttı olduğunu, yani sözün gerçeğe uygun olmamasını ifade ettiğini belirtir. Kelimenin "tef'il" kalıbındaki bu formu (tekzib), sadece yalan söylemek değil, kendisine sunulan bir hakikati kasten ve ısrarla yalanlamak, onu geçersiz saymak ve yalan olduğunu iddia etmek anlamına gelir. Râgıb el-İsfahânî, "tekzib" eylemini bir haberi veya o haberi getireni yalanla itham etmek olarak tanımlar; ayetteki çoğul formun, azgınların bu inkar eylemini toplu bir iradeyle ve bir hayat tarzı olarak benimsediklerini gösterdiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, "tekzib" kavramının Kur'an'ın polemik dilinde merkezi bir yere sahip olduğunu, bunun basit bir epistemolojik hata değil, "Hakk" (Mutlak Gerçek) karşısında sergilenen ahlaki ve ontolojik bir dikbaşlılık olduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, bu fiilin erken Mekke surelerinde genellikle peygamberin tebliğine karşı geliştirilen aktif ve sert bir direnç mekanizmasını ifade ettiğini, bu ayette ise "kizzâbâ" vurgusuyla birleşerek inkarın şiddetini zirveye taşıdığını söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada müşriklerin ayetlerin delalet ettiği ahiret gerçeğine karşı takındıkları alaycı ve kökten reddedici tavrı simgelediğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, fiilin "tef'il" kalıbında gelmesinin, bu yalanlama eyleminin süreklilik arz ettiğini ve muhatapların zihin dünyasında bir "karakter yapısı" haline dönüştüğünü ifade eder.

        Âyâtinâ (آيَاتِنَا)

        Bu kelimenin kökü e-y-y harflerinden oluşur. İbn Fâris, kökün temel anlamının "belirgin işaret", "alamet" ve "bir şeyin hakikatine götüren nişan" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ayet" kavramını, kendisi üzerinde düşünüldüğünde başka bir gizli gerçeğin kavranmasını sağlayan açık işaret olarak tanımlar; ayetteki "ayetlerimiz" ifadesinin hem Kur'an'ın vahyedilen sözlerini hem de önceki ayetlerde zikredilen kozmik mucizeleri (dağlar, gökler, gece-gündüz) kapsadığını açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice ve Süryanice "âthâ" (işaret/mucize) kelimesiyle olan köklü Semitik bağlarına dikkat çeker ve Kur'an'da bu terimin "ilahî mesajın kanıtı" anlamında teknik bir derinlik kazandığını belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "ayet"lerin Allah ile insan arasındaki iletişimi sağlayan temel birimler olduğunu, bu birimlerin inkar edilmesinin doğrudan yaratıcıyı ve O'nun yasalarını reddetmek anlamına geldiğini vurgular. Angelika Neuwirth, kelimenin burada "bizim ayetlerimiz" şeklinde iyelik ekiyle gelmesinin, işaretlerin kaynağının mutlaklığına ve dolayısıyla inkarın büyüklüğüne işaret ettiğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki ayetlerin özellikle öldükten sonra dirilmeyi ispat eden deliller olduğunu, müşriklerin ise bu açık kanıtlar karşısında kör bir inat sergilediklerini ifade eder.

        Kizzâbâ (كِذَّابًا)

        Bu kelimenin kökü k-z-b harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu formun "tekzib" masdarının yerine geçen ve eylemin şiddetini, sıklığını ve büyüklüğünü ifade eden mübalağalı bir isim olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kizzâb" kelimesinin burada inkarın herhangi bir boşluk bırakmayacak şekilde "toptan" ve "kesin" bir karakter taşıdığını anlattığını açıklar. Arthur Jeffery, bu formun (fi'âl) özellikle Hicaz ve Yemen lehçelerinde "tef'il" kalıbının masdarı olarak kullanıldığına veya Aramice etkisindeki vurgulu yapılara benzediğine dikkat çeker. Toshihiko Izutsu, kelimenin bu şekilde gelmesinin (tekziben yerine kizzâbâ), yalanlama eyleminin muhataplarda bir meleke haline geldiğini ve hakikatin her türünü sistematik olarak reddettiklerini simgelediğini ifade eder. Angelika Neuwirth, kelimenin fonetik yapısındaki sertliğin ve surenin sonundaki "â" sesli uyumunun, inkarın yarattığı sarsıntıyı ve buna karşılık gelecek olan cezanın (cezâen vifâkâ) dehşetini pekiştiren estetik bir unsur olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "kizzâbâ" kelimesinin "cayır cayır yalanlamak" veya "baştan sona inkar etmek" gibi bir anlam yoğunluğuna sahip olduğunu, bunun basit bir şüpheden öte bilinçli bir sahtekarlık ve inat hali olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ifadenin bir önceki fiili (kezzebû) pekiştirdiğini ve azgınların sadece yalanlamadıklarını, aynı zamanda yalanlamayı bir hayat felsefesi haline getirerek hakikate karşı savaş açtıklarını simgelediğini ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X