Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nebe' Sûresi, 26. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nebe' Sûresi, 26. Ayet

    جَزَٓاءً وِفَاقاً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Cezâen vifâkâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "(Yaptıklarına) uygun bir karşılık olarak."

      "Cezâen vifâkan" yani gördükleri cezalar yaptıklarının tam karşılığı olmakta, hak ettiklerinden ne fazla ne de noksan kılınmakta, aksine yaptıklarının tam karşılığını görmektedirler. Gördükleri cezanın iğrençlikte, yaptıkları amellerle tam bir uyum içinde olması diye bir yorum yapmak da mümkündür.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Cezâen (جَزَاءً)

        Bu kelimenin kökü c-z-y harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yeterli gelmek", "bir şeyin yerini tutmak" ve "karşılık vermek" olduğunu belirtir. Bir eylemin bedeli olarak sunulan şeyin, o eylemin boşluğunu tam olarak doldurması sebebiyle bu ismin verildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "cezâ" kavramını bir amelin iyi veya kötü olmasına bakılmaksızın ona tam olarak denk gelen "mutlak bedel" şeklinde tanımlar. Kur'an'da genellikle adaletin tecellisi olarak sunulan bu kelimenin, hem mükafatı hem de cezayı kapsayan semantik bir genişliğe sahip olduğunu, ancak bu ayette "vifâkâ" ile nitelenerek azgınların dünyadaki cürümlerine denk düşen "adil bir retribüsyon" (karşılık) anlamında kullanıldığını açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik yapısında "cezâ" kelimesinin merkezi bir kavram olduğunu, bunun insan eylemi ile ilahi cevap arasındaki kopmaz bağı simgelediğini belirtir. Ona göre bu kelime, evrendeki ahlaki determinizmin bir sonucudur; yani hiçbir eylemin karşılıksız kalmayacağı gerçeğinin ontolojik bir ifadesidir. Angelika Neuwirth, erken Mekke surelerinin üslup özellikleri bağlamında bu kelimenin, muhataba dünyadaki davranışlarının sonuçlarından kaçamayacağını bildiren "hukuki bir ihtar" niteliği taşıdığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin burada "meçhul bir ceza" değil, failin bizzat kendi elleriyle hazırladığı bir akıbetin "teslim alınması" sürecini anlattığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada özellikle inkârcıların "hesap günü olmayacak" iddiasına karşı, her eylemin bir "faturası" olduğunu gösteren ve ilahi adaletin hassas terazisini temsil eden bir kavram olarak seçildiğini belirtir.

        Vifâkâ (وِفَاقًا)

        Bu kelimenin kökü v-f-k harflerinden oluşur. İbn Fâris, v-f-k kökünün temel anlamının "iki şeyin birbirine tam olarak uyması", "aralarında hiçbir boşluk ve aykırılık kalmayacak şekilde örtüşmesi" olduğunu belirtir. Kelimenin özünde bir uyumluluk ve mutabakat hali yattığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "vifâk" kelimesini miktar ve nitelik bakımından iki şeyin birbirine "eşit ve denk" gelmesi olarak tanımlar. Ayette cezanın "vifâk" olarak nitelenmesi, verilen azabın ne suçtan daha fazla ne de daha az olduğunu, tam aksine işlenen cürmün hacmine ve mahiyetine milimetrik bir uygunluk gösterdiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin cehennem tasvirindeki "adalet" vurgusunu zirveye taşıdığını belirtir; ilahi cezanın keyfî bir şiddet değil, amelin aynadaki tam yansıması olduğunu simgelediğini savunur. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelime seçimindeki belagat inceliğine dikkat çekerek, azgınların dünyadaki isyanlarının büyüklüğü ile cehennemdeki azabın dehşeti arasındaki "mütekabiliyeti" (karşılıklılığı) anlatan en güçlü terimin bu olduğunu ifade eder. Angelika Neuwirth, "vifâkâ" kelimesinin surenin genel ritmiyle uyumlu olan sarsıcı yapısının, dinleyiciye "ne ekersen onu biçersin" mantığının kozmik bir yasaya dönüştüğünü hissettirdiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin masdar formunda gelmesinin, bu uygunluğun değişmez bir ilke olduğunu ve ilahi adaletin matematiksel bir kesinlikte tecelli edeceğini vurguladığını söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin azgınların cehennemdeki "neden bu kadar ağır?" sorusuna verilmiş susturucu bir cevap olduğunu, yaşanılan her acının dünyadaki her bir inkar ve zulmün "tam karşılığı" ve "doğal sonucu" olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X