Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nebe' Sûresi, 24. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nebe' Sûresi, 24. Ayet

    لَا يَذُوقُونَ ف۪يهَا بَرْداً وَلَا شَرَاباًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lâ yeżûkûne fîhâ berden velâ şerâbâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      24-25. "Kaynar su ve yanan vücut akıntısı dışında bir serinletici, bir içecek tatmaksızın."

      Bazıları, "berd" kelimesinden maksadın uyku olduğunu söylemişlerdir. Bazıları da rahat ve huzur olduğunu iddia etmişlerdir. Bazıları da onlardan sıcaklığı giderici olan bir serinlik tatmazlar, susuzluklarını giderici bir içecek içemezler, ancak kaynar su ve yanık vücut ifrazatı tadabilirler. "Hamîm" sıcaklığı noktasına ulaşmış kaynar su demektir. "Gassak" zemherîr, yani dondurucu soğuktur. Kimi de şöyle demiştir: Onların bedenlerinden akan irin ve sarı su ki o yağ eriyiğidir. Buna göre mâna -en doğrusunu Allah bilir ya- cehennem ehlinin tattıkları yiyecek ve içecekler onlara gıda olmaz, onlara hiçbir fayda sağlayamazlar. Buna mukabil yedikleri yiyecekler ve içtikleri içecekler helâklerinin sebebi olur. Onların hararetleri her artışında susuzluklarını giderecek serin bir şey içmek isterler bu kez de zemherîr, yani dondurucu soğuk ile suvarırlar ve soğuk da onların helâklerinin başka bir sebebi olur. İçtikleri o soğuk içecek onlara rahatlık vermez, susuzluklarına şifa olmaz. Onlar Allah Teâlânın nitelediği gibidirler: "Kim Rabb'ine günahkâr haliyle varırsa, bilsin ki cehennem onu beklemektedir; orada ne ölür ne de düzgün yaşar". Buna göre onlar ebedî olarak helâk içre kalırlar, öldürülmezler ki rahata ersinler, azap sona ermez ki hayatın tadına varsınlar. Denildi ki: "Gassâk", azabın bir çeşididir ve ne olduğunu Allah Teâlâ kullarından kimseye bildirmemiştir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yezûkûne (يَذُوقُونَ)

        Bu kelimenin kökü z-v-k harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin tadına bakmak, onu denemek ve mahiyetini kavramak için duyularla test etmek olduğunu belirtir. Kelimenin aslen yiyecek ve içeceklerin lezzetini anlamak için dille yapılan eylemi ifade ettiğini, ancak Kur'an'da bu anlamın genişleyerek "bir durumu veya acıyı bizzat tecrübe etmek" manasında kullanıldığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "zevk" kavramının hem fiziksel bir tat alma duyusunu hem de kalbi ve ruhi bir idraki temsil ettiğini ifade eder; ayetteki kullanımın, azgınların cehennemde herhangi bir serinlik veya rahatlatıcı unsurla en küçük bir temas kuramayacaklarını, yani bu duyguyu "tadamayacaklarını" vurguladığını belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında "tatma" fiilinin genellikle "cezayı tatmak" (zevkul azâb) terkibiyle birleşerek, soyut bir bilginin ötesinde, ilahi cezanın bedensel ve ruhsal olarak tam bir "deneyimlenişini" simgelediğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin burada geniş zaman (muzâri) kalıbında gelmesinin, bu yoksunluğun ve mahrumiyetin sürekliliğini, her an yeniden tecrübe edilen bir mahrumiyet halini temsil ettiğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada azabın şiddetini pekiştiren bir işlev gördüğünü; en temel insani ihtiyaç olan serinlik ve içeceğin bile onlara tattırılmayacağını, duyuların sadece azaba ayarlandığını vurgular.

        Berden (بَرْدًا)

        Bu kelimenin kökü b-r-d harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının sıcaklığın zıttı olan "soğukluk" ve "serinlik" olduğunu belirtir. Ancak bu kökün Arap dilinde ilginç bir şekilde "uyku" (nevm) anlamında da kullanıldığına dikkat çeker; uykunun bedeni hararetten kurtarıp sakinleştirmesi sebebiyle bu ismi aldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi hararetin azalmasıyla ortaya çıkan ferahlık hali olarak tanımlar; ayetteki "berd"in cehennemin kavurucu sıcağını hafifletecek herhangi bir esinti veya serinlik anlamına geldiğini, ancak bazı dilcilerin buradaki "serinliği" uykunun verdiği sükunet olarak da yorumladığını belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin "uyku" anlamında kullanılmasının kadim Arap şiirinde (Huzeyl lehçesi gibi) örnekleri olduğunu, ancak Kur'an'ın bu kelimeyi cehennemdeki "termal azap" ile zıtlık oluşturacak bir "serinlik" anlamında kullandığını savunur. Christoph Luxenberg, kelimenin Süryanice "bardâ" (soğuk/dolu) köküyle ilişkisine değinerek, buradaki temel vurgunun cehennemin yakıcılığına karşı bir "soğuma/rahatlama" imkanı olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "berd"in bir "rahmet" unsuru olduğunu (Hz. İbrahim kıssasında ateşin soğuk olması gibi), burada ise bu rahmetin mutlak bir yokluğundan bahsedildiğini belirtir. Angelika Neuwirth, kelimenin cehennemin "har" (sıcaklık) vasfına karşı bir antitez olarak seçildiğini, muhatabın en çok arzulayacağı şeyi (serinliği) bulamayacağını anlatan sarsıcı bir unsur olduğunu söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimeyi hem fiziksel serinlik hem de bedeni ve ruhu dinlendiren uyku anlamlarını kapsayacak şekilde değerlendirir; azgınların ne uykunun huzurunu ne de bir esintinin serinliğini bulamayacakları tam bir mahrumiyet içinde olduklarını vurgular.

        Şerâben (شَرَابًا)

        Bu kelimenin kökü ş-r-b harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir sıvıyı yutmak ve içmek olduğunu, ayrıca bitkilerin topraktan suyu çekmesi gibi "emmek" ve "içine çekmek" anlamlarını da barındırdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şerâb" kelimesini susuzluğu gidermek için içilen her türlü sıvıya verilen isim olarak tanımlar; ayette bu kelimenin belirsiz (nekira) gelmesinin, onların susuzluklarını dindirecek "hiçbir türden" içeceğe ulaşamayacakları anlamını pekiştirdiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, "şerâb"ın Kur'an'ın "cennet ve cehennem" tasvirlerindeki en önemli semantik zıtlıklardan birini oluşturduğuna dikkat çeker; cennette "şerâben tahûrâ" (temiz içecekler) ikram edilirken, burada bu kavramın önüne konulan "lâ" (değil/yok) edatının, varoluşsal bir hayatiyetin reddini temsil ettiğini ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin "berden" ile birlikte zikredilmesinin edebi bir denge oluşturduğunu; "berd"in bedenin dışını (cildi), "şerâb"ın ise bedenin içini serinlettiğini, dolayısıyla bu iki kelimenin yokluğunun insanın hem içten hem dıştan yanışını simgelediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin burada sadece bir sıvıyı değil, yaşama tutunma ve sönme ümidini temsil eden her türlü ferahlatıcı kaynağın kesilmesini anlattığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada azabın sürekliliğini ve şiddetini göstermek için kullanıldığını; insanın su içme ihtiyacının biyolojik bir zorunluluk olmasından hareketle, bu ihtiyacın karşılanmamasının en büyük azap türlerinden biri olarak sunulduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X