Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nebe' Sûresi, 23. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nebe' Sûresi, 23. Ayet

    لَابِث۪ينَ ف۪يهَٓا اَحْقَاباًۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lâbiśîne fîhâ ahkâbâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Orada yıllar ve yıllar boyu kalırlar."

      Ayette "ahkab" kelimesi kullanılmış ancak ne kadar bir süre olduğu belirtilmemiştir. Eğer kâfirler hakkında onların orada kalmalarının süresi belli olsaydı o takdirde süre ile ilgili beyan mutlaka gelirdi. Nitekim kıyamet gününün nihayetine dair öyle bir açıklama gelmiş ve şöyle buyrulmuştur: "O gökten yere her işi düzenleyip yönetir. Sonra bütün işler sizin hesabınıza göre bin yıl tutan bir günde O'nun katına çıkar"; "Melekler ve ruh O'na, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselip çıkar". Burada öyle bir süre belirleme olmadığına göre cehennem için belirlenmiş bir süre ile ilgili değildir. Hasan-1 Basri bu görüşü benimsemiştir.

      Bazılarına göre "ahkāb"ın mânası şöyledir: Onlar cehennemde üç "hukub" kalacaklardır. Her bir hukub seksen yıldır. Bunu da şöyle anlamak gerekir: Onlar orada azabın bir türünü görecekler, arkasından başka bir tür azap göreceklerdir, yani "Hukub"ların bitiminde azap kesilecek değildir. Ahkâb, vakitlerle ilgili nihayettir (en uzun olanıdır). Allah Teâlâ vakitlerin nihayetini ve en uzun olanını belirtmiştir ki onların orada ebedî kalacakları bilinsin. Aynen şu âyette ifade edildiği gibi: "Rabb'inin dilediği hariç, onlar gökler ve yer durdukça o ateşte ebedi kalacaklardır". Bu âyette gökler ve yerden bahsedilmiştir, çünkü bu ikisi devamlılığı ile bilinen varlıklardır. Dolayısıyla bu ifade ebediliği anlatmış olmaktadır. Aynı şekilde bir olguyu, vakitlerin nihaî noktasına bağlamak da onların ebedî olarak orada kalacaklarının bilinmesi amacına mâtuftur.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Lâbisîne (لَّابِثِينَ)

        Bu kelimenin kökü l-b-s harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir yerde durmak, beklemek, gecikmek ve ikamet etmek olduğunu belirtir. Kelimenin özünde hareketin kesilmesi ve bir mekanda sabit kalma halinin bulunduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "lebth" kavramını bir yerde bekleyip kalmak olarak tanımlar ve bunun bazen bir süreliğine bazen de çok uzun süreli kalışlar için kullanıldığını açıklar. Ayetteki ism-i fâil (yapan/eden) formunun, bu bekleyişin ve kalışın sürekliliğini, oradaki varlığın geçici bir uğrak değil, yerleşik bir hal aldığını simgelediğini vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında bu kelimenin insanların dünyadaki veya berzahtaki kalış sürelerini ifade etmek için de kullanıldığını, ancak Cehennem bağlamında "lâbisîn" denilmesinin, azabın içinde kaybolmuş, zaman algısını yitirmiş ve oraya hapsolmuş bir varoluş biçimini temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin çoğul ve hal formunda gelmesinin, azgınların Cehennemdeki o dehşet verici bekleyişlerinin toplu ve kaçınılmaz bir mahkumiyet olduğunu ihsas ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada azgınların Cehennemde ne kadar süre kalacaklarına dair bir "mekansal ve zamansal sabitleme" işlevi gördüğünü, onların orada adeta "takılıp kaldıklarını" ifade eden bir süreklilik anlamı taşıdığını belirtir.

        Ahkâbâ (أَحْقَابًا)

        Bu kelimenin kökü h-k-b harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel olarak iki anlama geldiğini belirtir: Birincisi, birbiri ardınca gelen uzun zaman dilimleri, ikincisi ise devenin terkisine bağlanan yük veya bağdır. "Hukb" kelimesinin uzun zaman anlamına gelmesi, zamanın da tıpkı bir bağ gibi birbiri ardına eklenmesi ve bitmek bilmeyen bir süreklilik arz etmesiyle ilişkilendirilir. Râgıb el-İsfahânî, "hukb" kelimesini seksen yıl veya daha fazla süren uzun bir zaman dilimi olarak tanımlar ve ayetteki çoğul formu olan "ahkâb"ın, bu uzun sürelerin birbirini takip ederek sonsuzluğa doğru uzandığını ifade ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Güney Arapçası ve diğer Sami dillerindeki (özellikle Aramice "heqbâ") paralelliklerine değinerek, kavramın kadim Arap şiirinde "çağlar boyu süren zaman" anlamında köklü bir geçmişi olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'ın zaman tasavvurundaki en çarpıcı terimlerden biri olduğunu, "ahkâb" kelimesinin tek bir sonu değil, biten her bir dönemin ardından yeni bir dönemin başlayacağı bir "periyodik sonsuzluk" imgesi yarattığını savunur. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin "ahkâb" şeklinde nekira (belirsiz) ve çoğul gelmesinin, insan zihninin kavrayamayacağı kadar uzun ve belirsiz bir süreyi nitelediğini, bunun da azabın ağırlığını ve bitmek bilmezliğini pekiştirdiğini ifade eder. Angelika Neuwirth, bu kelimenin surenin ritmik yapısı içindeki sarsıcı etkisine dikkat çekerek, bunun inkârcıların "diriliş olmayacak" iddiasına karşı, başladığında asla bitmeyecek olan devasa zaman bloklarını simgelediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin buradaki işlevinin azabın ebediyetini değil, o ebediyetin içindeki her bir anın ne kadar ağır ve uzun geçeceğini hissettirmek olduğunu savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, klasik tefsirlerdeki "seksen yıl" gibi sayısal sınırlandırmaların kelimenin asıl vurgusunu daralttığını, "ahkâb"ın burada ucu bucağı görünmeyen, birbirini izleyen devirler ve çağlar boyu sürecek bir cezalandırma dönemini temsil ettiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X