لِلطَّاغ۪ينَ مَاٰباًۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nebe' Sûresi, 22. Ayet
Daralt
X
-
21-22. "Şüphesiz, azgınlar için barınak olan cehennem pusuda beklemektedir;"
Kimi müfessirler şöyle açıklamıştır: Cehennem, Allah'ın ilm-i ezelisinde kimin üzerine azap yazılmış idiyse onu gözetler ve bekler, ona azap eder, ondan asla kaçış imkânı yoktur. Şöyle de denilmiştir: Cehennem kükremesiyle, homurdanmasıyla azabı hak etmiş olan kimseleri bekler ve onlara azap eder, Allah'ın gazap ettiklerine azap etmesiyle Rabb'ine olan itaat görevini yerine getirir ve O'na yakınlaşır. Başka bir yorum da şöyledir: "Mirsad" kelimesi mümin kâfir herkesin üzerinden geçtiği yerdir (cehennem üzerindeki köprü veya sırât). Ancak kâfır olanlar içine düşerler, mümin olanlar da kurtulurlar.
"Meab" kelimesi dönüş yeri demektir. "Tagi" ise Allah'ın koymuş olduğu sınır çizgilerini aşan, O'nun hukukuna riayet etmeyen ve nimetlerine karşı nankörlük eden kimse anlamına gelir.
Yorum
-
Et-Tâğîn (الطَّاغِينَ)
İbn Fâris, t-ğ-y kökünün temel anlamının bir şeyin sınırını aşması, taşması ve ölçüsünden sapması olduğunu belirtir; suyun yatağından taşmasına "tuğyan" denilmesi gibi, insanın da kendisine tanınan meşru sınırların dışına çıkmasını bu kavramla açıklar. Râgıb el-İsfahânî, "tâğî" kelimesini her türlü isyanda ve zulümde haddini aşanlar için kullanılan bir isim olarak tanımlar; ayetteki kullanımın özellikle Allah'a karşı kibirlenen, O'nun belirlediği fıtri, ahlaki ve hukuki sınırları pervasızca çiğneyen "azgınları" nitelediğini vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik yapısında "tâğî" kavramının "mümin" tipolojisinin tam zıt kutbunda yer aldığını, insanın kendi varlığını mutlaklaştırarak ilahi otoriteyi hiçe saymasıyla oluşan bir "ontolojik başkaldırı" halini simgelediğini ifade eder. Angelika Neuwirth, bu kelimenin surenin genelindeki hesaplaşma tonuna uygun olarak, dünyadaki güçlerine ve zenginliklerine güvenip ahireti yalanlayan seçkin ve kibirli sınıfları temsil eden politik-teolojik bir terim olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin burada bir sıfat olarak seçilmesinin, verilecek azabın gerekçesini doğrudan ortaya koyduğunu; insanın kendi varlık alanındaki dengeyi bozarak azgınlaşan bir karaktere bürünmesini ifade ettiğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel bağlamda Mekke'nin küstah ve zalim kodamanlarını hedef aldığını, bu azgınlığın temelinde hem inançsızlığın hem de zayıfları ezen toplumsal bir adaletsizliğin yattığını vurgular.
Meâb (مَآبًا)
İbn Fâris, e-v-b kökünün temel anlamının "dönmek" ve "geri gelmek" olduğunu belirtir; ancak bu dönüşün sıradan bir hareket değil, bir yere yerleşmek ve orayı son durak edinmek üzere yapılan bir "rücu" olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "meâb" kelimesini bir kişinin varacağı nihai hedef, döneceği asıl mekan ve yerleşeceği barınak olarak tanımlar; ayette Cehennem'in azgınlar için bir "meâb" kılınması, onların dünyadaki eylemleriyle oraya gitmeyi adeta kendileri için kaçınılmaz bir "yazgı ve son ikametgah" haline getirdiklerini simgeler. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice ve Süryanice'deki "v-y-b" (dönüş/istekle yönelme) kökleriyle olan paralelliklerine değinerek, Kur'an'da bu terimin "nihai varış yeri" anlamında teknik bir eskatolojik kavram olarak yerleştiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, "meâb" kavramının Kur'an'daki "yolculuk" metaforunun final noktası olduğunu, insanın dünyadaki manevi yöneliminin onu eninde sonunda bir sığınağa ulaştıracağını; bu sığınağın azgınlar için Cehennem olduğunu ifade eder. Angelika Neuwirth, kelime seçimindeki ironiye dikkat çekerek, normalde huzurlu bir barınağı çağrıştıran bu kelimenin burada azap mekanı için kullanılmasının, suçluların ait oldukları yerin artık orası olduğunu hissettiren sarsıcı bir üslup özelliği taşıdığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada insanların dünyadaki yaşantılarının ve tercihlerinin bir neticesi olarak "tıpış tıpış" dönecekleri ve yerleşecekleri ebedi ikametgahı temsil ettiğini vurgular.
Yorum
Yorum