وَفُتِحَتِ السَّمَٓاءُ فَـكَانَتْ اَبْوَاباًۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nebe' Sûresi, 19. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: göğün açılması, serap olma, nebe suresi 19. ayet, dağların yürütülmesi, nebe 19, kapılar, nebe suresi, sema
-
"Gökyüzü açılır da orada pek çok kapı oluşur."
Kimileri, Allah'ın meleklerinden dilediğini indirmesi için göğün açıldığını, kıyâmetin dehşetinden dolayı göğün yarılıp dağılacağını söylemişlerdir. Kimileri de şak, feth ve infitâr kelimelerinin hepsinin aynı anlama geldiğini, ancak "feth" kelimesini kullanmasının o günün korkusunun şiddetini belirtmek için olduğunu söylemişlerdir. Hepsinin aynı anlama gelmesi de mümkündür. Çünkü "İnşikâk"ın belirtildiği yerde meleklerin inmesinden de bahsedilmiştir: "O gün sema örten bulutlarla yarılacak/açılacak, melekler peş peşe indirilecek".
Yorumu Yorumla
-
Futihat (فُتِحَتِ)
Bu kelimenin kökü f-t-h harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "kapalılığın giderilmesi" olduğunu belirtir. Kelimenin özünde bir engelin ortadan kaldırılması, bir yolun açılması ve kapalılık halinin zıttı olan "infıtah" (açılma) bulunduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "feth" kavramının hem fiziksel hem de manevi engellerin kaldırılması için kullanıldığını açıklar; ayette gökyüzünün açılmasını, onun mevcudiyetindeki kapalılığın ve koruyucu bariyer özelliğinin ortadan kalkması olarak tanımlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın eskatolojik sahnelerinde bu fiilin pasif (meçhul) formda kullanılmasının, kozmik düzenin insan dışı, mutlak bir iradeyle "aniden" ve "sarsıcı" bir şekilde bozulduğunu gösterdiğini belirtir. Angelika Neuwirth, surenin bu bölümünde doğa tasvirlerinden kıyamet dehşetine geçildiğini, gökyüzünün "açılması"nın kadim dünyadaki "sağlam tavan" algısının yıkılmasını ve metafizik alemle fiziksel alem arasındaki sınırın kalkmasını temsil ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada gökyüzünün fiziksel bütünlüğünün bozulmasını, yarılmasını ve artık sığınılacak sarsılmaz bir yapı olmaktan çıkmasını simgelediğini vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin geçmiş zaman kalıbında gelmesinin, bu olayın ilahi ilimde kesinleşmiş olduğunu ve gerçekleşmesinin kaçınılmazlığını ifade ettiğini belirtir.
Es-semâu (السَّمَاءُ)
Bu kelimenin kökü s-m-v harflerinden oluşur. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "yükseklik" ve "yücelik" olduğunu belirtir; yukarıda olan her şeye, gölge yapan her buluta ve tavan niteliği taşıyan her unsura "sema" denildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kavramı "merkezden yukarıda kalan, kuşatan ve kapsayan her şey" olarak tanımlar; ayette semanın zikredilmesinin, az önce "sağlam" (şidâd) olarak nitelenen o muazzam yapının bile kıyamet günü parçalanacağını vurgulamak için olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde gökyüzünün ilahi kudretin en büyük nişanesi olduğunu, bu ayette ise bu nişanın form değiştirmesinin evrensel nizamın sona erişini temsil ettiğini belirtir. Angelika Neuwirth, kelimenin burada dünyanın "çatısı" olarak kurgulandığını ve bu çatının "açılması"nın kozmik evin yıkılışı anlamına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin fiziksel gökyüzüyle sınırlı kalmayıp, meleklerin ve ilahi emirlerin indiği yüce alemi de kapsadığını, ayetteki fethin (açılmanın) bu iki alem arasındaki perdenin kalkması anlamına geldiğini vurgular.
Kânet (كَانَتْ)
Bu kelimenin kökü k-v-n harflerinden oluşur. İbn Fâris, kökün temel anlamının "var olmak", "vuku bulmak" ve "bir halden diğerine dönüşmek" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kâne" fiilinin burada bir oluşu ve değişimi (tahavvül) ifade ettiğini; gökyüzünün önceki sabit halinden çıkıp yeni bir forma (kapılar haline) bürünmesini temsil ettiğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin burada sadece "oldu" değil, "artık şu hale dönüştü" anlamını taşıdığını ve nesnenin mahiyetindeki köklü değişimi nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin müennes (dişil) formda gelmesinin sema kelimesiyle olan dilbilgisel uyumunun ötesinde, bu büyük değişimin mutlak bir kesinlikle gerçekleşeceğini ihsas ettiğini ifade eder.
Abvâben (أَبْوَابًا)
Bu kelimenin kökü b-v-b harflerinden oluşur. İbn Fâris, b-v-b kökünün "giriş yeri", "açıklık" ve "bir şeyin aslına ulaştıran yol" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "bab" (kapı) kelimesinin aslen bir binaya giriş-çıkış yapılan yeri ifade ettiğini, ancak ayette gökyüzünün "kapılar haline gelmesi"nin bir teşbih olduğunu açıklar; bu durumun, göğün her tarafında yarıklar ve açıklıklar oluşarak artık geçit vermez o sağlamlığını yitirmesi anlamına geldiğini söyler. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin gökyüzünün geçilemez bir "bariyer" olmaktan çıkıp, meleklerin inişine veya insanların çıkışına imkan veren çok sayıda "geçit" ve "delik" haline gelmesini simgelediğini ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelime seçimindeki edebi dehşete dikkat çekerek, gökyüzünün sadece yarılmadığını, adeta her noktasının bir "kapı" gibi boşluklu hale gelerek o muazzam bütünlüğün tamamen parçalandığını savunduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, bu imgenin kıyamet sahnesindeki "geçirgenliği" artırdığını, gökyüzünün artık bir gizlilik alanı değil, her yanından açık bir sahneye dönüştüğünü ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada gökyüzünün paramparça olup her tarafının delik deşik bir hal almasını, sarsılmaz tavanın harabeye dönüşmesini temsil eden sarsıcı bir metafor olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla