Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nebe' Sûresi, 13. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nebe' Sûresi, 13. Ayet

    وَجَعَلْنَا سِرَاجاً وَهَّاجاًۖ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve ce’alnâ sirâcen vehhâcâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Orada ısı ve aydınlık saçan bir lamba yarattık."

      "Siracen" sanki burada güneş anlamındadır. Allah onu her an parıldayan ve yer gök arasına ışık saçan enerji kaynağı (vehhâc) yapmıştır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Cealnâ (جَعَلْنَا)

        İbn Fâris, c-e-l kökünün temel anlamının bir şeyi bir durumdan başka bir duruma dönüştürmek, bir şeyi ortaya koymak veya bir işlev yüklemek olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda bu fiil, güneşin kozmik sistem içerisinde aydınlatıcı ve ısıtıcı bir merkez olarak konumlandırılmasını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "ceal" eyleminin burada bir varlığa belirli bir özellik kazandırma anlamı taşıdığını; güneşin sadece yaratılmakla kalmayıp, bir "lamba" (sirâc) vazifesiyle donatıldığını vurgular. Toshihiko Izutsu, bu fiilin Kur'an'ın ontolojik kurgusunda rastgeleliği dışlayan ilahi bir mühendisliği temsil ettiğini, evrenin karanlığına karşı aktif bir ışık kaynağının planlı bir şekilde yerleştirildiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin birinci çoğul şahıs formunda gelmesinin, bu muazzam enerji kaynağının yaratılışındaki kudret ve azameti tebarüz ettirdiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin burada güneşin biyolojik ve fiziksel yaşamın devamı için "koşullanmış" bir araç olarak kurgulandığını belirtir.

        Sirâcen (سِرَاجًا)

        İbn Fâris, s-r-c kökünün temel anlamının "parlaklık" ve "ışık saçmak" olduğunu ifade eder; "sirâc" kelimesinin esasen karanlığı aydınlatan lamba anlamında kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimeyi "yağı yakılarak ışık elde edilen alet" olarak tanımlar ve ayette güneşin bir "sirâc" olarak nitelenmesinin, onun hem ışık kaynağı hem de ısı enerjisi üreten yapısına yönelik harika bir teşbih olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça'ya Farsça "çerâğ" veya Süryanice "şerâgâ" formlarından geçmiş olabileceği ihtimali üzerinde durur ve bu kelimenin Kur'an'da "ışık saçan nesne" anlamında teknik bir terim haline geldiğini belirtir. Christoph Luxenberg, kavramın Süryanice kökenleriyle olan ilişkisine değinerek, "parlak ve aydınlatıcı cisim" vurgusunun ön planda olduğunu savunur. Toshihiko Izutsu, "sirâc" kelimesinin Kur'an semantiğinde hem güneş hem de bazen Hz. Peygamber (sirâcen münîrâ) için kullanıldığını, her iki kullanımda da karanlığı yırtan, yol gösteren ve hayat veren bir "merkezi aydınlık" imgesinin hakim olduğunu ifade eder. Angelika Neuwirth, surenin kozmolojik pasajlarında bu kelimenin, gökyüzünün karanlığına asılmış devasa bir kandil imajı yaratarak estetik bir huşu uyandırdığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada güneşin yakıtı kendinden olan ve sürekli enerji üreten otonom yapısına işaret ettiğini vurgular.

        Vehhâcen (وَهَّاجًا)

        İbn Fâris, v-h-c kökünün temel anlamının "ateşin ve ışığın şiddetlenmesi", "parıltının artması" olduğunu belirtir. Kelimenin hem yoğun ışığı hem de beraberindeki yüksek sıcaklığı aynı anda ifade ettiğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, "vehhâc" vasfının ışığın ve hararetin (sıcaklığın) birleştiği en üst noktayı temsil ettiğini, güneşin sadece aydınlatmakla kalmayıp yakıcı ve ısıtıcı bir güce de sahip olduğunu bu kelimeyle açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin seçilmesinin güneşin dinamik ve enerjik yapısını vurguladığını, "sirâc" kelimesindeki statik lamba imgesine "vehhâc" ile hareketli ve şiddetli bir enerji boyutu eklendiğini ifade eder. Angelika Neuwirth, kelimenin surenin ritmik ve fonetik yapısına kattığı coşkuya dikkat çekerek, gökyüzündeki bu büyük lambanın "alev alev yanışını" ve kozmik heybetini simgelediğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu sıfatın güneşin fiziksel yapısındaki nükleer reaksiyonları ve devasa enerji patlamalarını andıran bir semantik yoğunluğa sahip olduğunu, ışığın "saf ve şiddetli" formunu anlattığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "mübalağa" kalıbındaki bu kelimenin güneşin kesintisiz ve muazzam bir parıltıyla dünyayı hem aydınlatıp hem de ısıtarak hayatın biyolojik motoru olduğunu ifade ettiğini vurgular.


        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X