Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nebe' Sûresi, 4. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nebe' Sûresi, 4. Ayet

    كَلَّا سَيَعْلَمُونَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kellâ seya’lemûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      4. "Hayır! İleride bilecekler!"

      5. "Hayır hayır! Yakında bilecekler!"

      Kimi dedi ki: Bu ifade vaîd olmak üzere tehdit ifade eder. Daha önce de belirttiğimiz gibi Arap dilinde vaîd ifade etmenin bir yolu da, pekiştirmek maksadıyla tekrara başvurmaktır; "Heyhâte heyhâte!"; "Evlâ leke fe-evlâ!" âyetlerinde olduğu gibi. Şöyle bir yorum da mümkündür: Birinci "Hayır! İleride bilecekler!" buyruğu, istidlâle dayalı biçimde öğrenecekler, ikinci "Hayır hayır! Yakında bilecekler!" ifadesi de bizzat müşahede etme ve baş gözüyle görerek bilecekler" şeklinde olmalıdır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ya'lemûn (يَعْلَمُونَ)

        Bu kelimenin kökü e-l-m harflerinden oluşur ve temel olarak bir şeyi diğerinden ayıran iz, nişan, işaret ve alamet anlamına gelir. İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi belirgin kılan "alamet" olduğunu, "ilim" (bilgi) kavramının da bilinen şeyi zihinde diğerlerinden ayıran bir iz bırakması sebebiyle bu kökten türediğini belirtir; ayetteki kullanımın, inkar edilen hakikatin gelecekte hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde bir "nişan" gibi ortaya çıkacağını ihsas ettiğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, ilmi "bir şeyin hakikatini idrak etmek" olarak tanımlar ve bunu ikiye ayırır: Birincisi bir şeyin zatını idrak etmek, ikincisi ise o şey üzerinde bir hükme varmaktır; ayetteki "ya'lemûn" (bilecekler) ifadesinin, muhatapların dünyada inkar ettikleri veya üzerinde ihtilafa düştükleri "büyük haberin" mahiyetini, zamanı geldiğinde kaçınılmaz bir kesinlikle kavrayacakları anlamına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında "ilm" kavramının sıklıkla "zann" (asılzız varsayım, kuruntu) kavramının zıttı olarak kullanıldığını belirtir; müşriklerin diriliş hakkındaki spekülasyonlarının "zann" kategorisinde olduğunu, ancak ayette geçen "ya'lemûn" fiilinin bu spekülasyonların yerini sarsılmaz, objektif ve ontolojik bir "kesin bilgiye" (haqqul yaqin) bırakacağı anı temsil ettiğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, fiilin başına gelen "sin" harfinin yakın gelecek ve kesinlik ifade ettiğini, buradaki bilme eyleminin sadece teorik bir öğrenme değil, bizzat yaşanacak ve reddedilemeyecek bir "yüzleşme" olduğunu belirtir; ona göre bu kelime, bilginin bir "tecrübî gerçekliğe" dönüşme anını anlatır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin geçtiği bağlamın bir "tehdit" ve "uyarı" (vaid) üslubu içerdiğini ifade eder; buradaki bilmenin, inkar edilen gerçeğin dehşetiyle baş başa kalındığında hasıl olacak zorunlu bir biliş olduğunu, alaycı tavrın yerini acı bir itirafa bırakacağını vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X