Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nebe' Sûresi, 2. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nebe' Sûresi, 2. Ayet

    عَنِ النَّبَأِ الْعَظ۪يمِۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    ‘Ani-nnebe-i-l’azîm(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      1. "Birbirlerine neyi soruyorlar?"

      2-3. "Hakkında ayrılığa düştükleri büyük haberi mi?"


      Birbirlerine sorup durdukları şey hakkında farklı izahlar yapılmıştır. Kimine göre bu karşılıklı sorup durma Hz. Peygamber'in durumuna dair idi; onun bir peygamber olup olmadığını soruşturuyorlardı. Kimine göre de bu soru faslı Kur'ân'a ilişkindi, acaba o Allah Teâlâdan mıydı? Yoksa Allah Teâlâdan değil miydi? Yahut acaba kendileri onun bir benzerini getirebilirler mi, yoksa getiremezler mi? diye kendi durumları hakkında sorular soruyorlardı. Bu soruşturma işinin ölümden sonra diriltilme ve âhiret hayatı ya da tevhit hakkında olması da mümkündür. Nitekim Yüce Allah tevhitle ilgili onların halini bildirmekte ve şöyle buyurmaktadır. "Yoksa tanrıları tek tanrıya mı indiriyor?" Bu soruların küfrü benimseyen inkârcılar tarafından sorulmuş olması da mümkündür. Onlar birbirlerine bu kabil sorular sormuşlar, aralarında ihtilaf etmişlerdir, bundan dolayı da doğruya isabet edememişlerdir. Allah Teâlânın şu buyruğuna bakmaz mısın?! "Hayır! İleride bilecekler! Hayır hayır! Yakında bilecekler!" Eğer, içlerinde tasdik eden biri olsaydı o vakitte onun konuya dair bir bilgisi olurdu ve onun öğretilmeye ve dikkatinin çekilmesine ihtiyaç kalmazdı.

      Eğer soru Hz. Peygamber'in nübüvvetiyle ilgili idiyse o takdirde anlaşamadıkları nokta şu olurdu: Bazıları onun şair olduğunu vehmetmekteydi. Bazıları ise sihirbaz olduğunu söylüyorlardı. Diğer bazıları iftiracı ve yalancı olduğunu iddia ediyor, bir başka grup da onun cinlenmiş (mecnun) biri olduğunu ileri sürüyordu. Bu soru işinin inkârcıların müminlere yönelik olarak sorduğu bir soru olması da mümkündür. Eğer mesele böyle idiyse o takdirde müfessirlerin "İçlerinde tasdik edici de yalanlayıcı da vardı" demeleri şöyle izah edilecektir: İnkâr edenler soruyu soran kimseler, tasdik edenler ise kendilerine soru yöneltilmiş olan müslümanlardır. Şunu da belirtmekte yarar vardır. Hiç kimsenin, buradaki soru meselesinin tek bir açıklaması bulunduğunu söylemesi ve bununla ilgili kesin bir yargıda bulunması doğru değildir. Kesin yargı ancak katî bilgiyi gerektirici tevkif (yani Allah'ın bildirmesi) ile olur.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        En-nebe' (النَّبَإِ)

        İbn Fâris, n-b-e kökünün temel olarak bir yerden başka bir yere intikal etmek, çıkmak ve belirginleşmek anlamlarını taşıdığını belirtir; haberin bu isimle anılmasının sebebi, bilginin bir kimseden diğerine intikal etmesi ve muhatap nezdinde açıklık kazanmasıdır. Ayrıca kökün "yüksek yer" anlamıyla olan ilişkisine değinerek, haberin de sıradan sözlerin arasından sıyrılan bir yüksekliğe ve öneme sahip olduğunu vurgular. Râgıb el-İsfahânî, bu kavramı "habar" kelimesinden kesin bir biçimde ayırarak, içerisinde büyük bir fayda barındıran ve kendisiyle kesin bilgi ya da güçlü bir zan hasıl olan "önemli bilgi" olarak tanımlar; ona göre bir bilginin bu ismi alabilmesi için yalan ihtimalinden uzak olması veya çok büyük bir hadiseye işaret etmesi şarttır. Arthur Jeffery, kelimenin arka planında Semitik dillerdeki ortak mirasa dikkat çeker ve kavramın teknik bir terim olarak gelişiminde Aramice veya Süryanice n-b-y (peygamberlik/haber verme) kökleriyle olan muhtemel tarihsel ilişkisini tartışır, ancak Kur'an'daki kullanımının Arapça fonetik yapısına tam uyum sağladığını ifade eder. Christoph Luxenberg, kelimenin Süryanice "nebya" köküyle bağlantılı olabileceğini ve bu bağlamda "vahyedilen, bildirilen yüce hakikat" anlamının ön planda olduğunu savunur. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik dünyasında bu kelimenin sıradan bir haberleşmenin ötesinde, eskatolojik bir ağırlığa sahip olduğunu belirtir; "habar" kelimesinin günlük olaylar için kullanılırken, "nebe"nin doğrudan doğruya vahiy ve kıyamet gibi ontolojik kırılma anlarını ifade eden teknik bir terime dönüştüğünü vurgular. Angelika Neuwirth, surenin başındaki bu kelimenin dramatik bir işlevi olduğunu, dinleyiciyi sarsan ve dikkatini "büyük olay"a çeken bir retorik araç olarak kullanıldığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel bağlamda Mekke toplumunda yarattığı şoku temsil ettiğini, müşriklerin inkar ettiği "yeniden dirilme" gerçeğinin bu kelimeyle en vurgulu şekilde nitelendiğini, kelimenin sadece bir bilgi değil bir uyarı yükü taşıdığını belirtir.

        El-azîm (الْعَظِيمِ)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökü olan a-z-m harflerinin temel anlamının "kemik" olduğunu ifade eder; kemiğin bedenin en sert, en dayanıklı ve vücudu ayakta tutan ana unsuru olmasından yola çıkarak, kavramın zamanla güç, dayanıklılık, katılık ve büyüklük manalarına evrildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin aslen cisimlerin hacimsel büyüklüğü için kullanıldığını, ancak Kur'anî kullanımda bu fiziksel anlamın yerini rütbe, şan, kudret ve yetki bakımından ulaşılabilecek en üst noktayı ifade eden mecazi bir derinliğe bıraktığını açıklar; ona göre "el-Azîm" vasfı, insanın kavrayış sınırlarını aşan mutlak büyüklüğü temsil eder. Toshihiko Izutsu, bu sıfatın Kur'an'da genellikle Allah'ın zatı veya O'nunla ilişkili büyük olaylar (kıyamet, arş, ahlak) için seçildiğini, kelimenin "önem" ve "heybet" duygusunu aynı anda barındırdığını ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın üslup bütünlüğü içinde bu sıfatın, habere konu olan meselenin ciddiyetini ve kaçınılmazlığını pekiştiren, muhatabın kalbinde sarsıcı bir etki bırakmayı hedefleyen semantik bir unsur olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu sıfatın "nebe" kelimesiyle birleşerek bir sıfat tamlaması oluşturmasının, haberin içeriğinin sıradan bir olay değil, varlık hiyerarşisini ve insan algısını kökten değiştirecek azamette bir hakikat olduğunu ilan ettiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X