Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nahl Sûresi, 119. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nahl Sûresi, 119. Ayet

    ثُمَّ اِنَّ رَبَّكَ لِلَّذ۪ينَ عَمِلُوا السُّٓوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُٓواۙ اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Śumme inne rabbeke lilleżîne ‘amilû-ssû-e bicehâletin śümme tâbû min ba’di żâlike veaslehû inne rabbeke min ba’dihâ leġafûrun rahîm(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Sonuç olarak senin Rabb'in cahillikle kötülük işleyen, ama bunun ardından tövbe edip kendilerini düzeltenlerin yardımcısıdır; onların bu dö­nüşünden sonra, bilesin ki, artık Rabb'inin mağfiret ve rahmeti de çok geniş­tir.”

      Sonuç olarak senin Rabb’in cahillikle kötülük işleyen. “Cahillikle kötülük işleyen” meâlindeki beyanın iki türlü yorumlanmaya ihtimali vardır: Birincisi kendisi cahil olmasa da yapılan iş cahil ve sefih işidir, kötü iş yapan adama: “Ey cahil, ey sefih!” denilir. İkincisi kötü iş işlemesi sebebiyle helâl olan şeyi bilmeyendir. Hem yüce Allah’ın: Senin Rabb’in cahillikle kötülük işleyen meâlindeki beyanı belirtilmeksizin gizli bir zamire bağlı olarak vârid olmuş olabilir. Çünkü Allah Teâlâ: Senin Rabb’in cahillikle kötülük işleyen ama bunun ardından tövbe edip kendilerini düzeltenlerin yardımcısıdır buyurmuş, sonra da bu cümleyi, cevabını belirtmeden başlangıç olarak tekrarlamıştır. O da artık Rabb’inin mağfiret ve rahmeti de çok geniştir cümlesidir. Lafzın zâhirine göre cevabın şöyle olması gerekirdi: Sonra Rabb’in bilmeden kötülük işleyen, daha sonra da tövbe edip kendilerini düzeltenleri çok bağışlayan, onlara çok acıyandır. Nitekim yüce Allah şu beyanında bunu belirtmiştir: Öte yandan senin Rabb’in çabalarım sürdürüp sabır gösterenlerin yardımcısıdır. Fakat kelimeyi gizlemek (ızmâr) yahut tekit etmeyi dilemek üzere tekrar etmek yahut başlangıç veya başka bir yerde belirtilen bir cevapla yetinmek anlamma gelir. Allah başka bir âyette şöyle buyurmuştur: “Ama yaptıklarınm ardmdan tövbe edip kendilerini düzeltenler başka”. En doğrusunu Allah bilir ya, bu cümle onun cevabıdır, yani senin Rabb’in tövbe ettikten sonra çok bağışlayan, çok acıyandır, bu kişi kötülük yapmadan önceki gibidir. Araplar kuvvetlendirmek amacıyla bazı şeyleri bazan tekrar ederler.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Sümme (ثُمَّ)

        Kök: s-m-m (edat)

        Sözlükte "sonra, daha sonra, ardından" anlamlarına gelen, iki olay arasında hem zaman hem de mertebe (derece) açısından bir mesafe (terâhi) bulunduğunu bildiren atıf edatıdır.

        Celaleddin el-Suyuti, Kur'an sentaksında (nahiv) buradaki "sümme" edatının zaman sıralamasından ziyade bir "istînâf" (yeni bir başlangıç ve mertebe geçişi) işlevi gördüğünü belirtir. Önceki ayetlerde (116-118) Allah'a iftira atıp kendi kendilerine haramlar uyduranların helaki ve hüsranı anlatılmıştı. Bu edat, o karanlık tablodan ve ilahi gazaptan tamamen sıyrılarak; günahkâr da olsa tövbe edenlere açılan o engin merhamet kapısına (yepyeni bir teolojik mertebeye) felsefi ve gramatikal bir geçiş yapar.

        İnne rabbeke (إِنَّ رَبَّكَ)

        Kök: i-n-n + r-b-b + k

        Kendisinden sonraki ismi nasb eden tekid edatı "inne", "sahip, efendi, koruyup gözeten, terbiye eden" anlamlarındaki "Rabb" ismi ve muhatap tekil (senin) zamirinin birleşimidir. "Şüphesiz ki senin Rabbin" anlamına gelir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, tevhid kelamı bağlamında "Rabb" isminin buradaki kullanımındaki şefkate dikkat çeker. "Rabb" ismi; kulu ceza verip kestirip atan bir diktatör değil, onun zaaflarını bilen, onu düşe kalka "terbiye eden" ve tövbe ettiğinde onu yeniden kucaklayan ilahi otoriteyi temsil eder.

        Lillezîne (لِلَّذِينَ)

        Kök: l + l-z-y

        "İçin, -e/-a ait" anlamlarındaki "lâm" (li) edatı ile "o kimseler ki" anlamındaki çoğul ism-i mevsulün birleşimidir. "O kimseler için (şöyledir)" anlamına gelir.

        Amilû (عَمِلُوا۟)

        Kök: a-m-l

        Sözlükte "yapmak, işlemek, şuurlu bir faaliyette bulunmak" anlamlarındaki kökten türeyen çoğul mazi (geçmiş zaman) fiildir. Ellezîne ism-i mevsulünün sıla cümlesini başlatır. "İşlediler, yaptılar" anlamına gelir.

        İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luga adlı eserinde "a-m-l" kökünün "zihindeki bir kastın, niyetin ve iradenin doğrudan doğruya somut ve eylemsel bir işe dönüşmesi" manasına geldiğini açıklar.

        Es-sûe (ٱلسُّوٓءَ)

        Kök: s-v-e

        Sözlükte "kötülük, günah, çirkinlik, zarar, fena şey" anlamlarına gelen, harf-i tarif (el) ile belirlenmiş isimdir. Amilû fiilinin mef'ulüdür (nesnesidir). "O kötülüğü, o günahı (işleyenler)" anlamına gelir.

        İbn Fâris, "s-v-e" kökünün "hüsün'ün (güzelliğin, estetiğin ve iyiliğin) tam zıddı olarak; insanı üzen, ona sıkıntı veren, fıtratın ve aklın çirkin bulduğu her türlü eylem veya durum" manasına geldiğini belirtir.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sahasında "sû'" kavramının sadece fıkhi (hukuki) bir kural ihlali değil, ontolojik bir çirkinlik olduğunu tahlil eder. Izutsu'ya göre günah işleyen kişi (amilû's-sûe), sadece ilahi bir yasayı çiğnemekle kalmaz; aynı zamanda evrenin o kusursuz ahlaki estetiğini bozan, hem kendi ruhuna hem de topluma zarar veren çirkin ve yıkıcı bir titreşim (sû') üretmiş olur.

        Bi cehâletin (بِجَهَٰلَةٍ)

        Kök: b + c-h-l

        "İle, sebebiyle" anlamlarındaki "bâ" (bi) harf-i cerri ve "bilgisizlik, cehalet, fevrilik, tutkuya yenilme" anlamlarındaki masdarın/ismin birleşimidir. Amilû fiilinin hâl (durum) zarfı olarak mecrur okunur. "Cehaletle, bilmeyerek (veyahut cahilce bir tutkuyla)" anlamına gelir.

        Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ında buradaki "cehalet" kavramının felsefi/psikolojik boyutunu tahlil eder. Râgıb'a göre, insanın bir günahın haram olduğunu "bilmemesi" (epistemolojik eksiklik) burada kastedilen asıl mana değildir. Buradaki cehalet; aklın, mantığın ve ilahi uyarının, anlık bir "öfke, şehvet veya tutku" (heva) fırtınası karşısında devre dışı kalması; insanın o günah anında aklını yitirerek (sefeh) "cahilce/fevri" bir eyleme teslim olmasıdır.

        Toshihiko Izutsu, bedevi kültüründeki "cehl" kavramının, "ilim"den (bilgiden) ziyade "hilm"in (kendine hakim olma, ahlaki sükûnet ve olgunluğun) zıddı olduğunu inceler. Cahiliye Arabı için "cahil"; okuma yazma bilmeyen değil; kibrine, öfkesine ve dürtülerine yenik düşüp körü körüne taşkınlık yapan adamdır. Dolayısıyla "kötülüğü cehaletle işlemek" (amilû's-sûe bi cehâletin); zayıf yaratılmış olan insanın, şeytanın ve nefsin kışkırtmasıyla bir anlık akıl tutulması yaşayıp günaha düşmesi (insani zaafiyet) demektir.

        Sümme (ثُمَّ)

        Kök: s-m-m

        "Sonra, daha sonra" anlamına gelen zaman ve aşama bildiren atıf edatıdır. Günah ile tövbe eylemi arasındaki o psikolojik uyanış süresini (mesafesini) kurgular.

        Tâbû (تَابُوا۟)

        Kök: t-v-b

        Sözlükte "geri dönmek, vazgeçmek, pişman olup yönünü hakka çevirmek" anlamlarındaki kökten türeyen çoğul mazi (geçmiş zaman) fiildir. "Tövbe ettiler, (günahın karanlığından) geri döndüler" anlamına gelir.

        İbn Fâris, "t-v-b" kökünün "gittiği yanlış bir yoldan, işlediği bir isyandan kesin bir kararlılıkla vazgeçip, asıl olması gereken merkeze (Allah'ın rızasına) tam bir dönüş yapmak" manasına geldiğini açıklar.

        Dücane Cündioğlu, varlık felsefesi ekseninde "tövbe" (tâbû) eyleminin sadece dille dilenen bir özür değil, ontolojik bir rota düzeltmesi olduğunu tahlil eder. Cündioğlu'na göre günah (sû'); insanın kendi fıtratından (merkezinden) saparak uçuruma doğru yürümesidir. Tövbe ise, insanın o dürtüsel uykusundan (cehaletinden) aniden uyanarak, bulunduğu o karanlık dehlizden kendi varoluşsal merkezine (Rabbine) doğru yaptığı "bilinçli, acı verici ve eylemsel bir geri dönüştür". Tövbe, aklın cehalete karşı kazandığı zaferdir.

        Min ba'di (مِنۢ بَعْدِ)

        Kök: m-n + b-a-d

        "-Den/-dan" anlamındaki "min" harf-i cerri ve "sonra, ardından" anlamlarındaki zarfın birleşimidir.

        Zâlike (ذَٰلِكَ)

        Kök: z-l-k (işaret zamiri)

        "Şu, o, işte bu (durum)" anlamlarına gelen uzak işaret zamiridir. "İşte o (cahilce işledikleri günahtan) sonra" anlamına gelir. Uzak işaret zamiri, işlenen o çirkin günahı (es-sûe) insanın artık kendisinden uzaklaştırmasını (mesafe koymasını) sembolize eder.

        Ve aslehû (وَأَصْلَحُوا۟)

        Kök: v + s-l-h

        "Ve" bağlacı ile "düzeltmek, onarmak, iyi ve faydalı hale getirmek, barışı/düzeni sağlamak" anlamlarındaki "s-l-h" kökünden if'al babında (ıslah) türeyen çoğul mazi fiilin birleşimidir. "Ve (durumlarını/tahribatı) ıslah ettiler, düzelttiler" anlamına gelir.

        İbn Fâris, "s-l-h" kökünün "fesadın (çürümenin, bozulmanın ve kokuşmanın) tam zıddı olarak; bir şeyi aslına uygun, sağlam, sağlıklı, dürüst ve işe yarar bir kıvama/hale getirmek" manasına geldiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, tövbe (tâbû) ile ıslah (aslehû) kavramlarının peş peşe gelmesindeki o kusursuz teolojik denklemi tahlil eder. Râgıb'a göre; pişmanlık duyup günahı terk etmek (tövbe) işin sadece psikolojik ve içsel boyutudur. Ancak günah, yeryüzünde veya insanın ruhunda bir yara (fesat) açmıştır. O yaranın kapanması için, tövbenin hemen ardından eylemsel bir "onarım/tamir" (ıslah) gelmek zorundadır. Kul hakkı yendiyse ödenmesi, ibadet terk edildiyse kaza edilmesi, kötülük yapıldıysa iyilikle (salih amelle) dengelenmesi ıslahın ta kendisidir. Eylemle ispatlanmayan (ıslah edilmeyen) bir tövbe, felsefi olarak eksiktir.

        İnne rabbeke (إِنَّ رَبَّكَ)

        Kök: i-n-n + r-b-b + k

        "Şüphesiz ki senin Rabbin" anlamına gelen ifadenin ayet içindeki ikinci tekrarıdır.

        Celaleddin el-Suyuti, ayetin başında geçen bu ibarenin, araya giren uzun cümlenin (günah, cehalet, tövbe, ıslah sarmalının) ardından cümlenin sonucuna bağlanırken tekrar edilmesinin, Arap belagatında "ıtnâb ve tekit" (pekiştirmek için sözü uzatma ve yineleme) sanatı olduğunu belirtir. Uzun bir nefesin ardından Allah, o tövbekâr kuluna vadettiği o engin merhamet kalkanını (rabbeke) unutmasın diye şefkatli bir vurguyla grameri yeniden mühürler.

        Min ba'dihâ (مِنۢ بَعْدِهَا)

        Kök: m-n + b-a-d + h-a

        "-Den sonra" zarfı ve "o/onlar" anlamına gelen dişil zamirin birleşimidir. (Zamir, önceki cehaletle işlenen günahlara veya o tövbe/ıslah durumlarına döner). "İşte bütün bu olanlardan (ve o sağlam tövbeden) sonra" anlamına gelir.

        Le ğafûrun (لَغَفُورٌ)

        Kök: l + ğ-f-r

        Pekiştirme bildiren "lâm" (le) edatı ile "çok bağışlayan, hataları örten, günahın izini silen" anlamlarındaki kökten türeyen ism-i fâildir (mübalağa kalıbı). İnne edatının haberidir. "Elbette ki çok bağışlayıcıdır, (o günahları) mutlak surette örtücüdür" anlamına gelir.

        İbn Fâris, "ğ-f-r" kökünün "bir şeyi dış etkilerden, kirlenmekten veya teşhir olmaktan korumak için üzerini sağlamca örtmek (miğfer gibi kapatmak)" manasına geldiğini yineler. Allah'ın Gafûr olması; samimi bir tövbenin (ve ıslahın) ardından, kulun o işlediği çirkin günahın dosyasını tamamen kapatması, o lekeyi silmesi ve mahşerde o günah sebebiyle kulunu utandırmaması (örtmesi) demektir.

        Rahîm (رَّحِيمٌ)

        Kök: r-h-m

        Sözlükte "çok merhametli, süreklilik arz eden bir şefkat sahibi, acıyan" anlamlarındaki kökten türeyen ism-i fâildir. "Sonsuz merhamet sahibidir" anlamına gelir ve ayeti o muazzam kurtuluş müjdesiyle noktalar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, insanın varoluşsal psikolojisi ekseninde ayetin bu dondurucu gazaptan (önceki ayetlerden) çıkıp "Ğafûr ve Rahîm" sıfatlarıyla kapanmasının teolojik (kelami) tahlilini yapar. Öztürk'e göre Kur'an, insan fıtratının zaaflarını reddeden ütopik bir din sunmaz. İnsan etten kemiktendir; öfkelenir, şehvetine yenilir, "cahilce" (bi cehâletin) hatalar yapar ve günaha batar. Eğer Allah sadece "mutlak adil ve cezalandırıcı" (Müntakim) olsaydı, yeryüzünde tek bir insan bile kurtulamazdı. Ancak Kur'an; düşen insanın yeniden ayağa kalkıp kendini düzeltme (ıslah) çabasını, Allah'ın o "Örtücü (Ğafûr) ve Şefkatli (Rahîm)" sıfatlarıyla karşılayarak, varoluşsal ümitsizliği kökünden yıkar. Tövbe eden bir kul için geçmişin karanlığı bitmiş, Allah'ın merhamet perdesi (Rahîm) mutlak olarak açılmıştır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X