Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nahl Sûresi, 118. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nahl Sûresi, 118. Ayet

    وَعَلَى الَّذ۪ينَ هَادُوا حَرَّمْنَا مَا قَصَصْنَا عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُۚ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve’alâ-lleżîne hâdû harramnâ mâ kasasnâ ‘aleyke min kabl(u)(s) vemâ zalemnâhum velâkin kânû enfusehum yazlimûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Yahudilere daha önce sana sözünü ettiğimiz şeyleri haram kılmış­tık. Onlara biz haksızlık etmedik, fakat onlar kendi kendilerine haksızlık edi­yorlardı.”

      Yahudilere daha önce sana sözünü ettiğimiz şeyleri haram kılmıştık. O da yüce Allah’ın Enam sûresinde anlattığı husustur: “Sırtlarında yahut bağırsaklarında taşıdıklarını onlara haram kıldık... Taşkınlıkları yüzünden onları böyle cezalandırdık. Biz elbette doğru sözlüyüz”; “Yahudilerin zulmü sebebiyle, bir de pek çok kimseyi Allah yolundan engellemeleri yüzünden... önceden helâl kılınan temiz ve iyi şeyleri onlara haram kıldık”.

      Onlara biz haksızlık etmedik. Haram kıldığımız şeyleri yasaklamakla onlara haksızlık etmedik, çünkü biz onlara temiz olan o şeyleri, taşkınlık ve azgınlıkları sebebiyle kendilerine karşılık ve ukubet olmak üzere haram kıldık. Bu durum, Nisâ sûresinde Allah’ın ifade buyurduğu husustur: “Yahudilerin zulmü sebebiyle, bir de pek çok kimseyi Allah yolundan engellemeleri yüzünden... Önceden helâl kılınan temiz ve iyi şeyleri onlara haram kıldık”. O da “Biz onları taşkınlık ve azgınlıkları sebebiyle cezalandırdık” meâlindeki beyanda ifade edilen husustur. Yüce Allah, bir ceza ve ukubet olmak üzere, onların yaptıkları zulüm sebebiyle, taşkınlık ve azgınlıkları sebebiyle onlara bu şeyleri haram kıldığını haber verdi. Fakat onlar bu işte esas kendilerine zulmettiler. Yahut Biz onlara haksızlık etmedik meâlindeki beyan şöyledir; İnsanlar Allah’ın köle ve cariyeleridir. Bu sebeple, Allah köle ve cariyelerini bir kere haram kılp başka bir kere helâl kılmakla kullarını sınamaya tâbi kılıyor, fakat onlar nimetleri ve ihsanları bunlara sahip olan varlıktan başkasına yöneltmeleri ve kendilerine verdiği nimetlere karşı teşekkürü bunları verenin dışında başka varlıklara çevirmelerinden ötürü aslında onlar kendilerine haksızlık etmişlerdir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve alellezîne (وَعَلَى ٱلَّذِينَ)

        Kök: v + a-l-v + l-z-y

        "Ve" bağlacı, "üzerine, -e/-a karşı" anlamlarına gelen "alâ" harf-i cerri ve "o kimseler ki, onlar ki" anlamlarındaki çoğul ism-i mevsulün birleşimidir. "Ve o kimselerin üzerine de, şu kişilere karşı da" anlamına gelir.

        Celaleddin el-Suyuti, Kur'an sentaksında (nahiv) buradaki "vav" bağlacının cümleyi bir önceki genel haramlar listesinden (115. ayetteki kan, leş, domuz vb.) ayırıp, yepyeni ve tarihsel olarak özel (spesifik) bir hedef kitleye yönelttiğini belirtir. Hükmün hedefini ve muhatabını belirlemek üzere cümlenin başına alınmıştır.

        Hâdû (هَادُوا۟)

        Kök: h-v-d

        Sözlükte "tövbe etmek, sakince geri dönmek, Yahudi olmak, Yahudiliği benimsemek" anlamlarındaki kökten türeyen çoğul mazi (geçmiş zaman) fiildir. Ellezîne edatının sıla cümlesidir. "Yahudi olanlar, Yahudileşenler" anlamına gelir.

        İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luga adlı eserinde "h-v-d" kökünün "sükûnet bulmak, yavaşça ve yumuşak bir şekilde geri dönmek" manasına geldiğini açıklar. İbn Fâris'e göre İsrailoğullarına "Hûd/Yahudi" denmesinin etimolojik kökeni, onların Hz. Musa döneminde buzağıya taptıktan sonra pişman olup Allah'a "tövbe ederek dönmeleri" (innâ hudnâ ileyk) eylemine dayanır.

        Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde "Hâdû" ve "Yehûd" kavramlarının etimolojik serüvenini tahlil eder. Jeffery'e göre bu kelime saf bir Arapça türetme değil, doğrudan doğruya İbranice ve Aramice olan "Yehudim" (Yahuda soyundan gelenler) kelimesinin Arapçalaşmış formudur. Kur'an, bu etnik/dini aidiyet ismini fiilleştirerek (hâdû / Yahudileşenler) kullanır.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sahasında bu kelimenin kullanımına dikkat çeker. Kur'an, inançlı ataları överken "İsrailoğulları" (Benî İsrail) tabirini kullanmayı tercih ederken; şeriatı tahrif eden, kuralları kendi çıkarlarına göre katılaştıran ve kibre sapan tarihi kitleyi eleştirirken genellikle "hâdû" (Yahudileşenler) veya "Yehûd" kavramını kullanır. Bu kelime, dini bir kimliğin sosyolojik olarak nasıl donuklaştığını (kurumsallaştığını) gösteren semantik bir koddur.

        Harremnâ (حَرَّمْنَا)

        Kök: h-r-m

        Sözlükte "yasaklamak, dokunulmaz kılmak, mahrum bırakmak" anlamlarındaki kökten tef'îl babında (tahrîm) türeyen birinci çoğul (Biz) mazi fiildir. "Biz haram kıldık, mutlak surette yasakladık" anlamına gelir.

        İbn Fâris, "h-r-m" kökünün asıl anlamının "bir şeye yaklaşmanın veya onu kullanmanın şiddetle ve kesin bir sınırla engellenmesi" olduğunu açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ında "tahrîm" kavramının buradaki mahiyetini tahlil eder. Râgıb'a göre, bir önceki ayetteki leş ve kan yasağı fıtri bir haramlıktı (insana zararlı oldukları için yasaktı). Ancak Yahudilere (hâdû) yönelik bu "harremnâ" eylemi, gıdanın pisliğinden değil; doğrudan doğruya onların kendi isyanları, şımarıklıkları ve zulümleri sebebiyle ilahi bir ceza, bir mahrumiyet (tedip/terbiye) olarak konulmuş "geçici ve hukuki bir yasaktır".

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, tefsir usulü ve fıkıh bağlamında bu ayetin referansını açıklar. Allah, Yahudilere daha önce En'am Suresi 146. ayette detaylarını verdiği (bütün tırnaklı hayvanları ile sığır ve koyunun iç yağlarını) haram kılmıştır. Bu tahrîm, evrensel bir beslenme yasası değil, sadece o toplumun taşkınlıklarına kesilmiş tarihi bir faturadır.

        (مَا)

        Kök: m-a

        "O şeyleri ki, neleri ki" anlamlarına gelen ism-i mevsuldür. Harremnâ fiilinin mef'ulünü (neyin haram kılındığını) başlatır.

        Kasasnâ (قَصَصْنَا)

        Kök: k-s-s

        Sözlükte "iz sürmek, adım adım takip etmek, anlatmak, bir haberi veya kıssayı sırasıyla aktarmak" anlamlarındaki kökten türeyen birinci çoğul mazi fiildir. "Bizim anlattığımız, adım adım sana bildirdiğimiz (şeyleri)" anlamına gelir.

        İbn Fâris, "k-s-s" kökünün "bir şeyin, bir olayın veya bir insanın ayak izlerini (eserini) peş peşe, hiç koparmadan ve atlamadan dikkatlice takip ederek sonuca varmak" manasına geldiğini belirtir. Vahyin geçmiş kavimlerin haberlerini aktarmasına "kıssa/kasas" denmesi de, o tarihi olayların izinin kelimelerle adım adım sürülmesinden kaynaklanır.

        Angelika Neuwirth, Mekke metinlerinin yapısal kurgusu bağlamında buradaki "kasasnâ" (biz anlattık) fiilinin "metinlerarası referans" (self-referentiality) gücünü tahlil eder. Neuwirth'e göre Kur'an, kopuk metinlerden oluşan bir kitap değildir. Bu ayet, doğrudan doğruya daha önce inmiş olan En'am Suresi'ndeki o detaylı listeye (146. ayete) atıf yapar. Vahiy, kendi kendiyle konuşur, önceki indirdiği ayeti (hikâyeyi) referans göstererek metnin o muazzam içsel bütünlüğünü ve kronolojik hafızasını ispatlar.

        Aleyke (عَلَيْكَ)

        Kök: a-l-v + k

        "Üzerine, sana" anlamlarındaki "alâ" harf-i cerri ve tekil muhatap (sen) zamirinin birleşimidir. "Sana, doğrudan senin üzerine (anlattıklarımızı)" anlamına gelir. Vahyin muhatabı olan Hz. Peygamber'i işaretler.

        Min kablü (مِن قَبْلُ)

        Kök: m-n + k-b-l

        "-Den/-dan" anlamındaki "min" harf-i cerri ve "önce, önceki, ön taraf" anlamlarındaki zaman/mekân zarfının birleşimidir. "Daha önceden, geçmişte" anlamına gelir.

        İbn Fâris, "k-b-l" kökünün "dübür'ün (arkanın ve sonranın) tam zıddı olarak; bir şeyin yüzünün dönük olduğu yön, başlangıç veya kronolojik olarak evvelki zaman" manasına geldiğini açıklar.

        Ve mâ (وَمَا)

        Kök: v + m-a

        "Ve" bağlacı ile nefy (olumsuzluk) edatı olan "mâ"nın birleşimidir. "Ve biz ...medik, hâlbuki biz" anlamına gelir. İlahi adaletin (teodisenin) savunmasını başlatır.

        Zalemnâhüm (ظَلَمْنَٰهُمْ)

        Kök: z-l-m + h-m

        Sözlükte "zulmetmek, haksızlık yapmak, bir şeyi kendi ait olduğu yerin dışına koymak" anlamlarındaki kökten türeyen birinci çoğul mazi fiil ve "onlara" (hüm) zamirinin birleşimidir. "Biz onlara zulmetmedik, onlara (durduk yere) haksızlık yapmadık" anlamına gelir.

        İbn Fâris, "z-l-m" kökünün asıl anlamının "bir şeyi kendi doğru yerinden, ölçüsünden veya fıtratından alıp, ona ait olmayan yanlış bir yere koymak" ve "hakkı noksanlaştırarak adaleti ihlal etmek" olduğunu açıklar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, teodise (ilahi adalet) ekseninde bu olumsuzluk (mâ zalemnâhüm) kurgusunun taşıdığı kelami değeri inceler. Öztürk'e göre müşrikler veya ehl-i kitap; Allah'ın bu ağır yasaklarını ve cezalarını "ilahi bir keyfilik, öfke veya haksız bir intikam" (zulüm) olarak yorumlayabilirler. Kur'an, "Biz onlara zulmetmedik" diyerek yasama yetkisinin (tahrîmin) arkasındaki kusursuz adaleti savunur. Allah onlara temiz rızıkları yasaklarken eşyayı yanlış yere koymamış (zulmetmemiş), bilakis onların işlediği ağır suçlara mukabil olarak "tam hak ettikleri terbiye edici cezayı" vererek mutlak adaleti tecelli ettirmiştir.

        Ve lâkin (وَلَٰكِن)

        Kök: v + l-k-n (edat)

        "Ve" bağlacı ile "fakat, lakin, ancak, ama" anlamlarına gelen istidrâk (düzeltme/yön değiştirme) edatının birleşimidir. "Fakat asıl mesele şu ki, lakin (gerçek şu ki)" anlamına gelir.

        Celaleddin el-Suyuti, "lâkin" edatının burada "istidrâk" işlevi gördüğünü belirtir. Yanlış anlaşılabilecek bir durumu (Allah onlara haksızlık mı yaptı? sorusunu) kesin bir dille reddettikten sonra, ibreyi hemen asıl suçluya (kurban rolü oynayan faillere) çeviren gramatikal bir manevradır.

        Kânû (كَانُوا۟)

        Kök: k-v-n

        Sözlükte "(Şöyle) oldular, idiler" anlamlarına gelen nakıs fiilin çoğul (geçmiş zaman) çekimidir. Kendisinden sonraki muzari fiille birleşerek "sürekli geçmiş zaman" (mâzî-i istimrârî) kurgusu yaratır. Suçun bir anlık değil, sistematik olduğunu gösterir.

        Enfüsehüm (أَنفُسَهُمْ)

        Kök: n-f-s + h-m

        Sözlükte "canlar, ruhlar, benlikler, kişinin bizzat kendisi" anlamlarına gelen "nefs" isminin çoğulu ve "onların" (hüm) zamirinin birleşimidir. Cümlenin öne alınmış nesnesidir. "Bizzat kendi canlarına, sadece kendi özlerine" anlamına gelir.

        Celaleddin el-Suyuti, Kur'an sentaksında (nahiv) normalde fiilden (yazlimûn) sonra gelmesi gereken nesnenin (enfüsehüm) fiilden önceye alınmasının (takdim edilmesinin), Arap belagatında çok güçlü bir "hasr" (tekel/sınırlandırma) kurgusu yarattığını açıklar. Allah onlara zulmetmedi; onlar da Allah'a zarar veremediler. Yaptıkları o bütün isyanlar ve kazandıkları yasakların faturası "başkasına değil, sadece ve doğrudan doğruya kendi nefislerine" çıkmıştır.

        Yazlimûn (يَظْلِمُونَ)

        Kök: z-l-m

        Sözlükte "zulmetmek, haksızlık yapmak, karanlığa gömmek" anlamlarındaki kökten türeyen çoğul muzari (geniş/şimdiki zaman) fiildir. Kânû ile birleşerek "Sürekli zulmediyorlardı, bizzat kendilerine haksızlık yapıp duruyorlardı" anlamına gelir ve ayeti o varoluşsal çöküşle mühürler.

        İbn Fâris, "z-l-m" kökünün "hakkı eksilterek adaletin aydınlığını karanlığa (zulmete) çevirmek" manasına geldiğini yineler.

        Dücane Cündioğlu, varlık felsefesi ekseninde "kendi nefsine zulmetme" (enfüsehüm yazlimûn) eyleminin taşıdığı ontolojik trajediyi tahlil eder. Cündioğlu'na göre; insan yeryüzünde bir başkasına haksızlık ettiğinde, aslında o haksızlığın en kalıcı, en yıkıcı ve en ağır darbesini doğrudan doğruya kendi fıtratına, kendi ahlaki "özüne" (nefsine) vurmuş olur. Yahudiler (veya diğer inkârcı kitleler) isyan ederek, ilahi sınırları çiğneyerek zekice bir iş yaptıklarını sanıyorlardı. Oysa o temiz ve lezzetli rızıkların onlara haram kılınmasına sebep olarak (kendi yaşam alanlarını daraltarak) ve ruhlarını kirleterek "kendi kendilerini karanlığa boğdular". Zulüm, dışarıya atılan bir ok değil; insanın bizzat kendi varlığına sıktığı ontolojik bir kurşundur. İlahi kurallar, insanın kendine zulmetmesini engellemek için vardır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X