ثُمَّ اِنَّ رَبَّكَ لِلَّذ۪ينَ هَاجَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا فُتِنُوا ثُمَّ جَاهَدُوا وَصَبَرُٓواۙ اِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nahl Sûresi, 110. Ayet
Daralt
X
-
"Öte yandan, bilesin ki Rabb’in, eziyetlerle sınandıktan sonra yurtlarından göçenlerin, ardından çabalarını sürdürüp sabır gösterenlerin yardımcısıdır; artık bu yapılanlardan sonra Rabb’in elbette çok bağışlayıcı, çok merhametlidir."
Öte yandan, bilesin ki Rabb’in, eziyetlerle sınandıktan sonra. Denildi ki; iman ettikleri için Mekke’de kâfirler tarafından kendilerine azap edilenler, sonra da Hz. Peygamber (s.a.) ve arkadaşları ile beraber cihat edip bunda sabredenlerdir. Artık bu yapılanlardan sonra Rabb’in elbette çok bağışlayıcı, çok merhametlidir. Denildi ki; sınandıktan sonra onların yaptıkları hatalara karşı çok bağışlayandır, çok acıyandır. Denildi ki: “Min ba‘di mâ futinû” (مِنْ بَعْدِ مَا فُتِنُوا) fitneden sonra demektir Bir kere ile yetinmesi gerekirdi. O zaman “le ğafûru’r-rahîm” (لَغَفُورٌ رَحِيمٌ) beyanı anılan “lillezine hâcerû” (لِلَّذِينَ هَاجَرُوا) cümlesinin mevsulu olurdu. En doğrusunu Allah bilir ya, [Cevaptan önce söz uzadığı için] bu ifade iki kere belirtildi. [Âyetin, Allah onları çok bağışlayandır, yani şu sınananları, azap edilenleri ve diğerlerini çok bağışlayandır mânasına da ihtimali vardır]. Tevilcilerin belirttiklerine göre, inananlardan bazı insanlar Medine’ye gitmek üzere yola çıktılar, geri çevirmek için müşrikler onlara yetişip kendileri ile savaştılar, onlardan bir kısmı öldürüldü, bir kısmı da kurtuldu. Bunun üzerine yüce Allah senin Rabb’in elbette çok bağışlayıcıdır meâlindeki âyeti indirdi. Tevilcilerden şunu söyleyenler de vardır: yüce Allah “Elif-lâm-mîm. İnsanlar, denenip sınavdan geçirilmeden, sadece “İman ettik” demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar?” buyurdu. Onların çoğu şunu söylediler: “Kim iman ettikten sonra Allah’ı inkâra saparsa -kalbi imanla dolu olduğu halde baskı altında kalanın durumu müstesna olmak üzere”. Bu âyet sadece Ammâr b. Yâsir hakkında inmiştir. Bizim buna ihtiyacımız yoktur, ihtiyacımız sözünü ettiğimiz âyetteki hüküm ve hikmettir En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Sümme (ثُمَّ)
Kök: s-m-m (edat)
Sözlükte "sonra, daha sonra, ardından" anlamlarına gelen, iki olay arasında hem zaman hem de mertebe/değer açısından bir mesafe (terâhi) bulunduğunu bildiren atıf edatıdır.
Celaleddin el-Suyuti, Kur'an sentaksında (nahiv) "sümme" edatının burada "istînâf" (yeni bir başlangıç) işlevi gördüğünü belirtir. Önceki ayetlerde (106-109) imandan sonra küfre dönenlerin (mürtedlerin) ve dünyayı ahirete tercih edenlerin uğrayacağı mutlak hüsran anlatılmıştı. "Sümme" ile Kur'an, bu karanlık tablodan tamamen zıt, aydınlık ve rahmet dolu bir "istisna" grubuna; yani zulümden kaçıp hicret eden ve direnç gösteren müminlerin hikâyesine felsefi bir geçiş yapar.
İnne rabbeke (إِنَّ رَبَّكَ)
Kök: i-n-n + r-b-b + k
Kendisinden sonraki ismi nasb eden tekid edatı "inne", "sahip, efendi, koruyup gözeten, terbiye eden" anlamlarındaki "Rabb" ismi ve muhatap tekil (senin) zamirinin birleşimidir. "Şüphesiz ki senin Rabbin" anlamına gelir.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, tevhid kelamı bağlamında "Rabb" isminin Hz. Peygamber'e (ve onun şahsında müminlere) yönelik kullanımındaki şefkate dikkat çeker. "Rabb" ismi; kulu sahipsiz bırakmayan, onun zorluklarını bilen ve onu en güzel şekilde tekâmül ettiren ilahi otoriteyi temsil eder.
Lillezîne (لِلَّذِينَ)
Kök: l + l-z-y
"İçin, -e/-a karşı" anlamlarındaki "lâm" (li) edatı ile "o kimseler ki" anlamındaki çoğul ism-i mevsulün birleşimidir. "O kimseler için (şöyledir/bağışlayıcıdır)" anlamına gelir.
Hâcerû (هَاجَرُوا۟)
Kök: h-c-r
Sözlükte "terk etmek, ayrılmak, bir yerden başka bir yere göç etmek, alakayı kesmek" anlamlarındaki kökten türeyen çoğul mazi (geçmiş zaman) fiildir. "Hicret ettiler, (vatanlarını) terk ettiler" anlamına gelir.
İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luga adlı eserinde "h-c-r" kökünün "vasl'ın (bağlanmanın) tam zıddı olarak; bir şeyden fiziksel veya kalbi olarak uzaklaşmak, araya sarsılmaz bir mesafe koymak" manasına geldiğini açıklar.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sahasında "hicret" kavramının bedevi toplumundaki devrimsel etkisini tahlil eder. Izutsu'ya göre hicret, sadece bir mekân değişikliği değildir; kişinin kendi kabilesinden, atalarından ve o müşrik sosyolojisinden "ontolojik olarak kopması" ve Allah'ın rızası için yepyeni bir kimliğe bürünmesidir. Hicret, imanın coğrafi bir eyleme dönüşmesidir.
Min ba'di (مِنۢ بَعْدِ)
Kök: m-n + b-a-d
"-Den/-dan sonra" anlamına gelen zaman zarfıdır.
Mâ (مَا)
Kök: m-a
"O şey ki" anlamındaki ism-i mevsuldür. Kendisinden sonraki fiille (fütinû) birleşerek eylemin zamanını ve sebebini niteler.
Fütinû (فُتِنُوا۟)
Kök: f-t-n
Sözlükte "ateşe atmak, altın ve gümüşü saflığını ölçmek için eritmek, denemek, azap etmek, işkenceye maruz kalmak" anlamlarındaki kökten türeyen meçhul (edilgen) çoğul mazi fiildir. "İşkenceye uğratıldıktan, (imanları) ağır sınavlardan geçirildikten sonra" anlamına gelir.
İbn Fâris, "f-t-n" kökünün asıl anlamının "altını ateşe sokup içindeki yabancı maddeleri (pisliği) ayıklamak ve onun gerçek cevherini ortaya çıkarmak" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "fitne/fütinû" kavramının buradaki felsefi derinliğini tahlil eder. Râgıb'a göre müminlerin "fitneye uğratılması" (fütinû); müşriklerin onlara yaptığı fiziksel işkencelerdir. Ancak bu işkence ilahi sistemde bir "tasfiye" sürecidir. Tıpkı altının ateşte saflaşması gibi, müminler de o baskılar altında gerçek imanlarını sahte olandan ayırmışlardır. Fitne, karakterin ateşle imtihanıdır.
Sümme (ثُمَّ)
Kök: s-m-m
"Sonra" anlamına gelen edattır. İmtihanın aşamaları arasındaki hiyerarşiyi bildirir.
Câhedû (جَٰهَدُوا۟)
Kök: c-h-d
Sözlükte "gayret etmek, çabalamak, bütün gücünü harcamak, direnç göstermek, savaşmak" anlamlarındaki kökten türeyen çoğul mazi fiildir. "Cihat ettiler, (hakikat yolunda) var güçleriyle çabaladılar" anlamına gelir.
İbn Fâris, "c-h-d" kökünün "meşakkat ve zorluk (cühd) içinde, bir hedefe ulaşmak için insanın sahip olduğu bütün enerjiyi son damlasına kadar sarf etmesi" manasına geldiğini açıklar.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, insanın varoluşsal direnişi bağlamında "cihat" (câhedû) kavramını tahlil eder. Kılıç'a göre cihat, sadece kılıçla yapılan bir eylem değildir; zulme uğradıktan sonra bile yıkılmamak, hicret edilen yeni yerde İslam nizamını kurmak için ter dökmek ve nefsin yılgınlığına karşı sürekli bir "aktif eylem" içinde olmaktır. Cihat, imanın sönmeyen dinamizmidir.
Ve saberû (وَصَبَرُوا۟)
Kök: v + s-b-r
"Ve" bağlacı ile "dayanmak, direnmek, kendini tutmak, sarsılmamak" anlamlarındaki kökten türeyen çoğul mazi fiildir. "Ve sabrettiler, (bu yolda) sebat ettiler" anlamına gelir.
İbn Fâris, "s-b-r" kökünün "bir şeyi hapsetmek, alıkoymak ve dışarıdan gelen her türlü yıkıcı etkiye karşı ruhun sarsılmaz bir kararlılıkla ayakta kalması" manasına geldiğini belirtir.
Dücane Cündioğlu, varlık felsefesi ekseninde "sabır" (saberû) kavramını ayetteki diğer eylemlerin "çimentosu" olarak okur. Cündioğlu'na göre hicret etmek bir başlangıç, cihat etmek bir hamledir; ancak "sabır", bu eylemlerin zamana yayılması ve süreklilik kazanmasıdır. Sabır olmadan hicret bir kaçışa, cihat ise bir parlamaya dönüşür. Sabır, eylemi "karakter" kılan ontolojik bir dirençtir.
İnne rabbeke (إِنَّ رَبَّكَ)
Kök: i-n-n + r-b-b + k
"Şüphesiz senin Rabbin" ifadesinin tekrarıdır. Cümlenin başında başlayan vaadi sonuçlandırmak üzere tekid edilir.
Min ba'dihâ (مِنۢ بَعْدِهَا)
Kök: m-n + b-a-d + h-a
"-Den sonra" anlamındaki zarf ve o eylemlere (hicret, cihat ve sabra) dönen dişil (hâ) zamirinin birleşimidir. "İşte bütün bunlardan sonra" anlamına gelir.
Le gafûrun (لَغَفُورٌ)
Kök: l + g-f-r
Pekiştirme bildiren "lâm" (le) edatı ile "çok bağışlayan, hataları örten, koruyan" anlamlarındaki kökten türeyen ism-i fâildir (mübalağa kalıbı). İnne'nin haberidir. "Elbette çok bağışlayıcıdır" anlamına gelir.
İbn Fâris, "g-f-r" kökünün "bir şeyi dış etkilerden ve kirlenmeden korumak için üzerini sağlamca örtmek (miğfer)" manasına geldiğini açıklar. Allah'ın Gafûr olması, müminin geçmişteki hatalarını veya o fitne altındaki zayıflıklarını tamamen örtüp onu ilahi bir korumaya almasıdır.
Rahîm (رَّحِيمٌ)
Kök: r-h-m
Sözlükte "çok merhametli, süreklilik arz eden bir şefkat sahibi" anlamlarındaki kökten türeyen ism-i fâildir. "Mutlak merhamet sahibidir" anlamına gelir ve ayeti mühürler.
Râgıb el-İsfahânî, "Rahîm" isminin müminlere özel tecellisine dikkat çeker. "Rahmân" dünyada herkese, "Rahîm" ise ahirette ve özelde bu zorluklara (fitne, hicret, cihat) katlanan sadık kullarına o "özel ve ebedi şefkatini" sunan ilahi makamdır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin genel kurgusu (nazmı) üzerinden şu tahlili yapar: Ayet, ağır işkenceler (fitne) görüp hicret etmek zorunda kalan müminlerin psikolojik yaralarını sarar. Allah, müminin sadece eylemini değil, o eylemin arkasındaki "süreci" (sabır ve gayreti) bildiğini ve bu sürecin sonunda mutlak bir "bağışlanma ve merhamet" (Gafûr ve Rahîm) ikliminin onları beklediğini ilan ederek kalplere sekînet (huzur) verir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla