Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nahl Sûresi, 80. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nahl Sûresi, 80. Ayet

    وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ بُيُوتِكُمْ سَكَناً وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ جُلُودِ الْاَنْعَامِ بُيُوتاً تَسْتَخِفُّونَهَا يَوْمَ ظَعْنِكُمْ وَيَوْمَ اِقَامَتِكُمْۙ وَمِنْ اَصْوَافِهَا وَاَوْبَارِهَا وَاَشْعَارِهَٓا اَثَاثاً وَمَتَاعاً اِلٰى ح۪ينٍ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Va(A)llâhu ce’ale lekum min buyûtikum sekenen vece’ale lekum min culûdi-l-en’âmi buyûten testaḣiffûnehâ yevme za’nikum veyevme ikâmetikum(ﻻ) vemin asvâfihâ veevbârihâ veeş’ârihâ eśâśen vemetâ’an ilâ hîn(in)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Allah size evlerinizi huzur yeri yaptı; hayvanların derisinden gerek yolculuk gününüzde gerekse ikamet gününüzde kolaylıkla taşıyabileceğiniz barınaklar yapmanızı; kezâ bir süreye kadar onların yünlerini, yumuşak tüylerini, kıllarını ev ve giyim eşyasıyla ticaret malı olarak değerlendirmenizi sağladı."

      Allah size evlerinizden huzur yeri yaptı. Bu âyetin lafzî anlamı şudur: Allah bizim için evlerden bazılarmı mesken ve ikamet yeri yapmıştır. Çünkü Allah size evierinizden mesken yaptı buyurdu, tıpkı şu ilâhî beyanda buyurulduğu gibi: “İçinde kimsenin oturmadığı ve kendinize ait eşya bulunan evlere girmenizde sizin için bir sakmca yoktur”. Meskûn olmayan evler mescitler, ribatlar/kaleler, ordunun atlarını bağladıkları yerler ve diğer evlerdir. Kulların, Allah’ın büyük lütuf ve nimetlerini bilsinler diye bundan bahsetmiş olması ihtimali vardır Allah yeryüzünü, sözü edilen dağlar sayesinde yaşayabilecekleri ikamet yeri yaptı. Önceden yeryüzü üzerindekileri sarsacak ve üzerinde duralamayacak yapıda iken orada dağları varettiğini haber verdi. Yahut âyetin metnindeki “min” (مِنْ) harfinin sıla olma ihtimali vardır. Yani Allah sizin için içinde yaşayacağınız evler yaptı.

      Allah size evlerinizden size mesken yeri yaptı. Bu cümlenin iki şekilde yorumlanmaya ihtimali vardır. Biri şudur: Yani Allah yeri sizin emrinize verdi, öyle ki orada yaşayacağınız mesken edinme imkânına sahip oldunuz. Yahut sizin için evler yaptı, yani size evleri nasıl yapacağınızın bilgisini öğretti, eğer O bilgi size öğretilmiş olmasaydı orada ev inşa etme imkânma sahip olamazdınız, Allah böylece size olan lütuflarmı hatırlatıyor. En doğrusunu Allah bilir.

      Allah evlerinizden size huzur yeri yaptı ve sizin için hayvanların derisinden evler sağladı ve benzeri âyetlerde Mûtezile’nin görüşünü geçersiz kılan delil vardır. Çünkü Allah insanlar için yerleşeceğiniz evler yaptığını belirtti. Yerleşmek ise kulun fiilidir. Bu da kullara ait fiillerde Allah’ın dahli (etkisi) bulunduğuna işaret eder.

      Sizin için hayvanların derisinden evler sağladı. Tevil ehli âlimler sizin için hayvanların derisinden sağladı sözünü, yani onların yünlerinden diye tevil etmişlerdir. Fakat yünü deriye nispet etti, çünkü yün deriden çıkar ve ondan kırkılıp alınır. Bu da “ve min esvâfihâ” (وَمِنْ أَصْوَافِهَا) âyetinde ifade edilen husustur ki o, koyunun yünüdür. “Ve evbârihâ” (وَأَوْبَارِهَا) devenin yünüdür. “Ve eşarihâ” (وَأَشْعَارِهَا) da keçiden çıkan kıllardır.

      Yolculuk gününüzde. Denildi ki: Sefer ve yolculuk yaptığınız günde. Ebû Avsece şöyle dedi; Yolculuk gününüzde yürüme gününüzde demiştir. Şöyle denilir: “Zaane, yazanu” (ظعن، يظعن) yürüdü. İkamet gününüzde bazıları şehirde ikamet ettiğiniz günde, bazıları seferde konakladığınız zaman demiştir. Buradaki “ca‘l” (جَعْل) sizin için evlerden mesken yaptı meâlindeki beyanda zikrettiğimiz iki anlama gelmesi muhtemeldir. Birincisi onların emrine vermek, İkincisi öğretmek. Azîz ve Celîl olan Allah evlerinizde mesken dediği yerde derilerden ve deve tüylerinden edinilen evler hakkında bunu belirtti, fakat “derilerden, deve tüylerinden ve keçi kıllarından edinilen evlerde” diye buyurmadı. Sanki, birincisinde belirttiği için burada zikretmeyi terketti. Yahut birincide açıkça İkincide işaret yolu ile zikretti.

      Giyim eşyası olarak. Denildi ki “esâs” (أَثَاثًا) ile “riyâş” olup o da maldır. Başka bir görüşe göre ise “esâs” (أثاث) giysi ve ticaret eşyasından edinilen mallardır. Bir süreye kadar ticaret malı. Bu beyanın iki süreye işaret etmesi muhtemeldir: Bu elbisenin eskime vaktine veya yok olma vaktine işaret eder.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Vallâhu (وَٱللَّهُ)

        Kök: v + e-l-h

        "Ve" bağlacı ile kâinatın mutlak yaratıcısının özel ismi olan "Allah" lafzının birleşimidir. Cümlenin mübtedasıdır (öznesidir). "Ve Allah, Allah ise" anlamına gelir.

        Celaleddin el-Suyuti, Kur'an sentaksında (nahiv) buradaki "vav" (ve) bağlacının, önceki ayetlerdeki gökyüzü, kuşlar ve evrensel doğa tasvirlerinden sonra, doğrudan doğruya insanın yeryüzündeki en temel barınma ihtiyacına (mikro evrenine/evine) geçişi sağlayan bir "isti'nâf" (yeni bir konuya başlama) edatı olduğunu belirtir.

        Diyanet İslam Ansiklopedisi, tevhid kelamı bağlamında insanın ev inşa etme yeteneğinin (mimari aklının) ve doğadaki malzemeleri kullanmasının tamamen kendi zekâsının bir ürünü gibi görünmesine rağmen, ayetin "Vallâhu" (Allah) lafza-i celâliyle başlamasına dikkat çeker. Evrendeki o güvenlik ve barınma (sekînet) fıtratını insanın içine yerleştiren ve doğayı buna uygun yaratan asıl Mutlak Fail Allah'tır.

        Ce'ale (جَعَلَ)

        Kök: c-a-l

        Sözlükte "kılmak, yapmak, var etmek, bir şeye form ve işlev kazandırmak" anlamlarındaki kökten türeyen mazi (geçmiş zaman) fiildir. "Kıldı, yaptı, var etti" anlamına gelir.

        İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luga adlı eserinde "c-a-l" kökünün "yoktan var etmekten (halk) ziyade, halihazırda var olan bir nesneye/mekâna pratik veya zihni olarak yeni bir statü, düzen ve fonksiyon (işlev) tayin etmek" manasının bulunduğunu açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ında "ce'l" eyleminin ontolojik işlevini tahlil eder. Râgıb'a göre taş, ahşap veya deri doğada zaten vardır. Ancak Allah'ın o malzemeleri "kılması" (ce'ale), insanın aklına o parçaları birleştirerek onları bir yuvaya, bir sığınağa dönüştürme yeteneğini ve ilhamını vermesidir. Doğa, ilahi bir dokunuşla (ce'l ile) kültüre ve mimariye dönüşür.

        Leküm (لَكُم)

        Kök: l + k-m

        "İçin, -e/-a ait" anlamlarına gelen tahsis/mülkiyet edatı "lâm" (le) ve muhatap çoğul (siz) zamiri olan "küm" ekinin birleşimidir. "Sizin için, sırf sizin istifadeniz için" anlamına gelir.

        Celaleddin el-Suyuti, "leküm" ibaresinin cümlenin asıl nesnelerinden önceye alınmasının (takdim), Arap belagatında "hasr ve ihtisas" (vurgu/tekel) bildirdiğini yineler. Yeryüzündeki evler ve barınaklar, insanın yeryüzündeki halifelik (yöneticilik) misyonunu sürdürebilmesi için "özel olarak ona tahsis edilmiş" bir konfor ve emniyet alanıdır.

        Min büyûtiküm (مِنۢ بُيُوتِكُمْ)

        Kök: m-n + b-y-t + k-m

        "-Den/-dan" anlamındaki "min" harf-i cerri, "gecelenen yer, ev, kapalı mesken, yuva, oda" anlamlarına gelen "beyt" kelimesinin çoğulu (büyût) ve "sizin" (küm) zamirinin birleşimidir. "Kendi evlerinizden (kıldı)" anlamına gelir.

        İbn Fâris, "b-y-t" kökünün asıl anlamının "geceyi geçirmek, karanlık çöktüğünde dışarıdaki tehlikelerden kaçıp güvenle sığınılan etrafı çevrili barınak" olduğunu belirtir.

        Angelika Neuwirth, Mekke metinlerindeki mekânsal tasvirleri incelerken "beyt" kavramının çöl sosyolojisindeki önemine değinir. Neuwirth'e göre, uçsuz bucaksız, tehlikeli, vahşi ve sınırları olmayan çölün (veya dış dünyanın) tam zıddı olarak "ev" (beyt); sınırları çizilmiş, dışarıya kapatılmış, mahremiyetin ve güvenliğin (kozmosun) inşa edildiği yegâne medeniyet alanıdır.

        Sekenan (سَكَنًا)

        Kök: s-k-n

        Sözlükte "hareketsizlik, durulma, sükûnet bulma, huzur, dinlenme yeri, sığınılan alan" anlamlarına gelen masdar/isimdir. Ce'ale fiilinin mef'ulüdür. "Bir sükûnet/huzur yeri, bir dinlenme mahalli (kıldı)" anlamına gelir.

        İbn Fâris, "s-k-n" kökünün "hareketin, telaşın ve çalkantının (ıztırabın) bitmesi; yorgunluğun ve ajitasyonun ardından gelen o ağırbaşlı durulma, sabitlenme ve rahatlama hali" manasına geldiğini açıklar.

        Râgıb el-İsfahânî, "seken" kavramının sadece bedensel bir dinlenme (uyku) olmadığını; ruhun korkulardan, endişelerden ve dış dünyanın baskısından kurtularak kendi içine çekildiği o derin "psikolojik emniyeti" ifade ettiğini belirtir. Dört duvarı ev (beyt) yapan şey tuğlaları değil, içindeki bu "seken" (huzur/sükûnet) ruhudur.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, insanın varoluşsal psikolojisi bağlamında ev ve sükûnet ilişkisini tahlil eder. Kılıç'a göre insan, rızık kazanmak ve hayatta kalmak için dış dünyada sürekli bir savaş, hareket ve yıpranma (ıztırap) içindedir. Eğer döneceği ve "durulacağı" (s-k-n) ontolojik bir sığınağı olmasaydı, insanın sinir sistemi ve ruhu o dışsal hıza dayanamaz, parçalanırdı. Ev, insanın yeryüzündeki telaşını sıfırlayan ve onu yeniden şarj eden ilahi bir "sükûnet" (sekenan) limanıdır.

        Ve ce'ale (وَجَعَلَ)

        Kök: v + c-a-l

        "Ve" bağlacı ile "kılmak, yapmak, var etmek" anlamlarındaki mazi fiilin birleşimidir. Barınma nimetinin ikinci aşamasına (göçebe hayatın evlerine) geçiş yapar.

        Leküm (لَكُم)

        Kök: l + k-m

        "İçin, -e/-a ait" anlamlarındaki "lâm" edatı ve "siz/sizin" zamiridir. "Sizin için (kıldı)" anlamına gelir.

        Min cülûdi (مِن جُلُودِ)

        Kök: m-n + c-l-d

        "-Den/-dan" anlamındaki "min" harf-i cerri ile "deri, ten, bedeni kaplayan dış örtü" anlamlarına gelen "cild" isminin çoğulunun (cülûd) birleşimidir. "Derilerinden, postlarından" anlamına gelir.

        İbn Fâris, "c-l-d" kökünün "bir bedenin veya nesnenin en dışındaki, onu dış etkenlerden koruyan, sertliği/dayanıklılığı sağlayan örtü/kabuk" manasına geldiğini belirtir. (İnsanın zorluklara dayanma gücüne 'celâdet' denmesi de derinin bu koruyucu vasfındandır).

        El-en'âmi (ٱلْأَنْعَٰمِ)

        Kök: n-a-m

        Sözlükte "iyilik, lütuf, refah ve evcil otçul hayvanlar (deve, sığır, koyun, keçi)" anlamlarına gelen "ne'am" kelimesinin çoğuludur. Cülûdi kelimesinin muzafun ileyhi (tamlayanı) olarak "O sağmal hayvanların/davarların derilerinden" anlamını oluşturur.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sahasında "en'âm" (hayvanlar) kavramının bedevi sosyolojisindeki çok yönlü işlevini inceler. Izutsu'ya göre, yerleşik toplumlar için hayvan sadece et veya süt demektir. Ancak göçebe bir Arap (bedevi) için hayvan (en'âm), onun evinin çatısını (deri çadırları), ulaşımını, yatağını ve silahını üreten devasa ve hareketli bir "entegre tesistir". Onlar çölün sertliğine karşı ancak bu hayvanların (en'âmın) yumuşaklığı ve refahıyla hayatta kalabiliyorlardı.

        Büyûten (بُيُوتًا)

        Kök: b-y-t

        Sözlükte "gecelenen yer, ev, çadır, barınak" anlamlarına gelen ismin çoğuludur. İkinci ce'ale fiilinin mef'ulü olarak mansub okunur. "(Hayvanların derilerinden) evler/çadırlar kıldı" anlamına gelir.

        Râgıb el-İsfahânî, taştan veya ahşaptan yapılan yapılara "beyt" dendiği gibi, hayvan derisinden (veya kılından) yapılan göçebe çadırlarına da Kur'an'ın doğrudan "beyt/büyût" (ev) ismini vermesine dikkat çeker. Râgıb'a göre, barınağın malzemesi ne olursa olsun, insanın içinde "sükûnet" bulduğu her mekân ontolojik olarak "ev" statüsünü hak eder. Deri çadır, bedevinin evidir.

        Testehıffûnehâ (تَسْتَخِفُّونَهَا)

        Kök: h-f-f

        Sözlükte "hafif olmak, ağırlığı olmamak, kolay gelmek" anlamlarındaki "h-f-f" kökünden istif'al babında türeyen çoğul muzari (geniş/şimdiki zaman) fiil ve "onları" (o evleri/çadırları) anlamındaki müennes "hâ" zamirinin birleşimidir. "Siz onları hafif bulursunuz, kolayca taşırsınız, size yük olmazlar" anlamına gelir.

        İbn Fâris, "h-f-f" kökünün "sıkletin (ağırlığın/zorluğun) tam zıddı olarak; yerinden kolayca kaldırılabilen, insana zahmet vermeyen, pratik ve çevik hareket etmeye müsait olan şey" manasına geldiğini açıklar. İstif'al babı, eylemi insanın kendi idrakiyle/çabasıyla "kolay ve hafif bulması" (pratiklik) anlamını katar.

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Mekke dönemi ve çöl antropolojisi ekseninde bu fiilin barındırdığı muazzam ilahi lütfu tahlil eder. Öztürk'e göre, sürekli yer değiştirmek (göç etmek) zorunda olan bir bedevi için taştan, ağır bir ev yapmak imkânsızdır ve ölmek demektir. Allah, bedevinin o hareketli (mobil) sosyolojisine kusursuz bir uyum sağlayacak şekilde, ona hayvan derisinden sökülüp katlanabilen, develerin sırtına kolayca yüklenebilen ve son derece "hafif" (testehıffûne) seyyar evler (çadırlar) yapmayı ilham etmiştir. Bu fiil, ilahi şefkatin insanın sosyolojik şartlarına nasıl uyarlandığını gösteren kusursuz bir bedevi estetiğidir.

        Yevme (يَوْمَ)

        Kök: y-v-m

        Sözlükte "gün, zaman dilimi, an, vakit" anlamlarına gelen, zaman zarfı olarak mansub (üstünlü) okunan isimdir. Eylemin gerçekleştiği zamanı işaretler.

        Za'niküm (ظَعْنِكُمْ)

        Kök: z-a-n + k-m

        Sözlükte "göç etmek, bir yerden başka bir yere taşınmak, yola çıkmak, devenin yükünü sarmak" anlamlarındaki masdar/isim ile "sizin" (küm) zamirinin birleşimidir. "Sizin göç gününüzde, yolculuğa çıktığınız (kampı bozduğunuz) vakitte" anlamına gelir.

        İbn Fâris, "z-a-n" kökünün "sabit bir mekândan (ikamet/huzur halinden) ayrılıp, develeri yükleyerek ve kadınları hevdiclere bindirerek uzun bir menzile doğru hareket etmek" manasına geldiğini açıklar.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sahasında "za'n" kavramının çöl hayatındaki varoluşsal ritmi ifade ettiğini belirtir. Bedevinin hayatı sabit bir düzlemde geçmez; o her mevsim su ve otlak bulmak için o korkunç çölde "göçmek" (za'n) zorundadır. Hafif çadırlar, işte bu ölümcül hareketliliğin (göçün) hayat kurtaran yegâne mimarisidir.

        Ve yevme (وَيَوْمَ)

        Kök: v + y-v-m

        "Ve" bağlacı ile "gün, vakit, zaman" anlamlarındaki ismin birleşimidir. Zamanın ikinci zıt kutbuna (duraklama anına) geçiş yapar.

        İkâmetiküm (إِقَامَتِكُمْ)

        Kök: k-v-m + k-m

        Sözlükte "ayağa kalkmak, dikilmek, durmak" anlamlarındaki kökten if'al babında (ikâmet) türeyen masdar ile "sizin" (küm) zamirinin birleşimidir. "Sizin konaklama gününüzde, yerleşip sabitlendiğiniz vakitte" anlamına gelir.

        İbn Fâris, "k-v-m" kökünün "bir şeyi ayağa kaldırmak ve onu devrilmeyecek şekilde dengede/sabit tutmak" manasına geldiğini belirtir. (Namazı ikame etmek de onu ayağa kaldırmaktır). "İkâmet" eylemi, göçün (za'nın) bitip çadırların direklerinin tekrar dikildiği, yerleşik ve statik duruma geçilen o mola evresidir.

        Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın edebi estetiğinde (nazmında) "za'n" (göç/hareket) ve "ikâmet" (konaklama/sükûnet) kelimelerinin peş peşe kullanılmasının yarattığı "Tıbak" (zıtlık) sanatının o muazzam dinamizmine dikkat çeker. Bintü'ş-Şâtı'ya göre Kur'an; deri çadırların (hafif evlerin) sadece göçerken değil, "ikamet ederken" (konaklarken) de o insanları sıcaktan, kum fırtınasından ve soğuktan koruyarak tam teşekküllü bir ev (beyt) işlevi gördüğünü vurgular. Çadır, insanın hem statik (duran) hem de dinamik (hareketli) hayat ritmine eşlik eden mucizevi bir ilahi mühendisliktir.

        Ve min (وَمِنْ)

        Kök: v + m-n

        "Ve" bağlacı ile "-den/-dan" anlamlarına gelen "min" harf-i cerrinin birleşimidir. Allah'ın hayvanlar üzerinden sunduğu ev tefrişatı (mobilya/giyim) nimetlerine geçişi sağlar.

        Asvâfihâ (أَصْوَافِهَا)

        Kök: s-v-f + h-a

        Sözlükte "koyun yünü, kıvırcık tüy" anlamlarına gelen "sûf" kelimesinin çoğulu (asvâf) ile hayvanlara (en'âma) dönen dişil "hâ" (onların) zamirinin birleşimidir. "Ve onların yünlerinden (koyun yapağısından)" anlamına gelir.

        İbn Fâris, "s-v-f" kökünün doğrudan doğruya "koyunların bedenini kaplayan o dalgalı, sıcak tutan ve dokunabilen lifli tüy" manasına geldiğini açıklar. Tasavvuf kelimesinin kökeninin de dervişlerin giydiği yün hırkaya (sûf) dayandığı genel bir kabuldür.

        Ve evbârihâ (وَأَوْبَارِهَا)

        Kök: v + v-b-r + h-a

        "Ve" bağlacı, "deve tüyü, yaban hayvanlarının ince ve yumuşak kılı" anlamlarına gelen "veber" kelimesinin çoğulu (evbâr) ve "onların" (hâ) zamirinin birleşimidir. "Ve onların (develerin) tüylerinden/kıllarından" anlamına gelir.

        İbn Fâris, "v-b-r" kökünün "deve, tavşan veya tilki gibi hayvanların derisindeki yumuşak, incecik ve değerli tüy" manasına geldiğini belirtir. Göçebe bedevilerin (Arap kavimlerinin) kendilerini yerleşik (Medeni/Hadr) toplumlardan ayırmak için "Ehl-i Veber" (Deve tüyü çadırlarda yaşayanlar) lakabını kullanmaları sosyolojik bir vakıadır.

        Ve eş'ârihâ (وَأَشْعَارِهَا)

        Kök: v + ş-a-r + h-a

        "Ve" bağlacı, "kıl, saç, keçi kılı" anlamlarına gelen "şa'r" kelimesinin çoğulu (eş'âr) ve "onların" (hâ) zamirinin birleşimidir. "Ve onların (keçilerin) kıllarından" anlamına gelir.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, modern tekstil tarihi ve Kur'an'ın zoolojik tasnifi arasındaki uyumu bu üç kelimelik dizilim üzerinden tahlil eder. Aydar'a göre Kur'an, bütün hayvan tüylerine tek bir isim verip geçmez. "Yün" (asvâf/koyun), "Tüy" (evbâr/deve) ve "Kıl" (eş'âr/keçi) diyerek; Arap yarımadasındaki o devasa tekstil ve dokuma kültürünün ana hammaddelerini ayrı ayrı ve spesifik olarak zikreder. Her bir hayvanın kılı farklı bir eşyaya (koyun yünü elbiseye, deve tüyü lüks sergilere, keçi kılı ise yağmur geçirmeyen çadırlara) dönüşmektedir.

        Esâsen (أَثَاثًا)

        Kök: e-s-s

        Sözlükte "ev eşyası, mobilya, mefruşat, mal mülk, çokluk" anlamlarına gelen, (gizli bir ce'ale/kıldı fiilinin mef'ulü olarak) mansub okunan isimdir. "(O yünlerden/kıllardan) pek çok ev eşyası/mefruşat kıldı" anlamına gelir.

        İbn Fâris, "e-s-s" kökünün temelinde "bir şeyin çoğalması, yığılması, üst üste binerek yoğunlaşması ve zenginlik oluşturması" manasının bulunduğunu açıklar. Eve alınan yataklara, kilimlere ve örtülere "esâs" denmesi, o bomboş evin içini doldurup mefruşat yığınına (çokluğa/berekete) dönüştürmelerindendir.

        Râgıb el-İsfahânî, "esâs" kavramının sadece lüks süs eşyalarını değil, bedevinin çadırını yaşanabilir kılan; hasır, yorgan, ip, halat ve eyer gibi hayatı idame ettirmeye yarayan tüm hayati dokuma ve tefrişat ürünlerini kapsadığını belirtir.

        Ve metâan (وَمَتَٰعًا)

        Kök: v + m-t-a

        "Ve" bağlacı ile "kendisinden faydalanılan nesne, geçici kullanım hakkı, zevk veren şey, kullanım eşyası" anlamlarındaki kökten türeyen isim/masdardır. "Ve (bunları) bir faydalanma/kullanım eşyası kıldı" anlamına gelir.

        İbn Fâris, "m-t-a" kökünün "zamanla yok olmaya ve eksilmeye mahkûm olan, kalıcı olmayan, ancak kullanıldığı o kısa süre zarfında insana zevk, rahatlık ve fayda sağlayan her türlü nimet" manasına geldiğini belirtir.

        Dücane Cündioğlu, varlık felsefesi ekseninde "meta" kelimesinin eşya ve mülkiyet algısına vurduğu o derin felsefi şoka odaklanır. Cündioğlu'na göre insan, evini doldurduğu o eşyaları (mobilyaları/halıları) "mutlak mülkiyeti" ve kalıcı bir varlık sebebi sanır. Kur'an o eşyaların tamamına "meta" (geçici faydalanma aracı/kullan-at nesne) ismini vererek; insanın eşyayla kurduğu o hastalıklı sahiplik (putlaştırma) ilişkisini yerle bir eder. O güzelim yünler ve eşyalar sizin sahibiniz değil, ontolojik bir yolculukta sadece kısa bir süre kiraladığınız geçici araçlardır (metadır).

        İlâ (إِلَىٰ)

        Kök: i-l-y (edat)

        "-E/-a kadar, ... noktasına dek" anlamlarına gelen, zamanın son sınırını (termin/gaye) belirten edattır (harf-i cer).

        Hîn (حِينٍ)

        Kök: h-y-n

        Sözlükte "belirli bir vakit, zaman dilimi, belli olmayan bir süre, ecel, son an" anlamlarına gelen zaman ismidir. İlâ edatından dolayı mecrur okunur. "Belirli bir süreye kadar, vakti gelinceye dek" anlamına gelir ve ayeti mühürler.

        İbn Fâris, "h-y-n" kökünün "zamanın başlangıcı ve bitişi arasındaki kesit, ömrün bir parçası ve bir şeyin sona ereceği (helak olacağı) o mutlak an" manasına geldiğini açıklar.

        Angelika Neuwirth, Mekke metinlerindeki eskatolojik (kıyamet ve ahiret) kurguyu incelerken ayetin bu kapanış kelimesinin (ilâ hîn) oluşturduğu o sarsıcı teolojik etkiye dikkat çeker. Neuwirth'e göre ayet boyunca insanın evindeki o huzur (seken), yumuşak yünler, güzel eşyalar (esâs) ve pratik çadırlar anlatılarak okuyucunun içine muazzam bir dünyevi güvenlik ve konfor hissi aşılanmıştır. Ancak ayet tam biterken, o lüks ve konforlu evin/çadırın üzerine "ilâ hîn" (ancak belli bir süreye kadar) damgası vurulur. Bu kapanış; insanın o sıcak yatağında sonsuza dek kalacağını zanneden kibrini yırtan, ölümü (eceli/kıyameti) hatırlatan ve "Unutma, dünyanın en rahat evinde de olsan, burası senin nihai vatanın değil, süresi dolunca sökülecek olan geçici bir çadırdır" gerçeğini yüzüne çarpan muazzam bir eskatolojik uyanış (termin) zili hükmündedir. Yeryüzü insanın evi değil, sadece "bir süreliğine" konakladığı (za'n ve ikamet ettiği) bir göçmen kampıdır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X