Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Nahl Sûresi, 58. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Nahl Sûresi, 58. Ayet

    وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِالْاُنْثٰى ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَداًّ وَهُوَ كَظ۪يمٌۚ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-iżâ buşşira ehaduhum bil-unśâ zalle vechuhu musvedden vehuve kazîm(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Onlardan birine bir kız müjdelendiğinde, öfkelenerek yüzü mosmor kesilir."

      Bazıları şöyle demiştir: Araplar’ın “Allah senin yüzünü çirkinleştirsin. Allah senin yüzünü karartsın” anlamındaki sözleri çirkinlik ve siyahlığı kastetmek için söylenmiş değildir, fakat hoşlanmadığı bir durumu kastederek söylenmiştir. Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: Yüzü mosmor kesilir, yani yüzü kederden dolayı değişmiş demektir. “Ve huve kezîm” (وَهُوَ كَظِيمٌ) yani üzüntülü demektir. Bunun gibi, insanlarda üzüntü ve keder şiddetli olunca, bu durum örfe göre yüzlerinde çirkinlik ve siyahlığın ortaya çıkması diye ifade edilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve izâ (وَإِذَا)

        Kök: v + i-z-e

        "Ve" bağlacı ile "zaman, -dığı zaman, olunca" anlamlarına gelen, gelecekte gerçekleşmesi kesin olan durumlar için kullanılan şart ve zaman zarfının birleşimidir. Önceki ayetteki müşriklerin o bencil ve tutkulu arzu (yeştehûn) hallerinden, bu arzunun sarsıldığı o somut ve karanlık "haber alma" anına geçişi sağlar.

        Celaleddin el-Suyuti, Kur'an sentaksında (nahiv) bu edatın bir "zarf-ı zaman" olarak, peşinden gelecek olan o dehşetli psikolojik tepkiyi (yüzün kararmasını) bir şart cümlesine bağladığını belirtir. Suyuti'ye göre "izâ", müşrik zihnindeki o sahte neşenin nasıl bir anda yıkıcı bir habere dönüştüğünü gramatikal bir zaman kurgusuyla çerçeveler.

        Büşşira (بُشِّرَ)

        Kök: b-ş-r

        Sözlükte "sevindirici haber vermek, müjdelemek, bir haberin deride/yüzde iz bırakması" anlamlarındaki kökten tef'îl babında türeyen meçhul (edilgen) mazi fiildir. "Müjdelendiği zaman, kendisine haber verildiğinde" anlamına gelir.

        İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luga adlı eserinde "b-ş-r" kökünün temelinde "insan derisi, dış yüzey ve bir haberin etkisiyle deride/yüzde meydana gelen renk değişimi, sevinç" manasının bulunduğunu açıklar. (İnsan tenine 'beşer' denmesi bu yüzdendir).

        Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ında "tebşîr" (müjdeleme) kavramının normalde sevindirici haberler için kullanıldığını, ancak burada "istiare-i tehakkümiyye" (alaycı bir mecaz) yoluyla kullanıldığını belirtir. Râgıb'a göre, fıtraten bir müjde olması gereken evlat haberinin, müşriklerin o karanlık algısında bir yıkıma dönüşmesi; onların insanlıktan ve fıtrattan ne kadar uzaklaştıklarını gösteren muazzam bir edebi ironidir. Onlara "müjde" verilmekte, fakat onlar bunu bir "yas" olarak karşılamaktadırlar.

        Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik sahasında bu fiilin cahiliye psikolojisindeki yerine dikkat çeker. Izutsu'ya göre bedevi toplumunda "müjde" (büşrâ), sadece savaşçı olacak bir erkek çocuk için geçerliydi. Kız çocuk haberi ise bu kelimenin sözlük anlamının (sevinç) tam zıddı bir etki yaratıyordu. Kur'an, "büşşira" kelimesini kullanarak, müşriklerin kendi kültürlerindeki o "sevinç" kavramının bile ne kadar cinsiyetçi ve çarpık olduğunu ifşa eder.

        Ehadühüm (أَحَدُهُم)

        Kök: e-h-d + h-m

        "Birisi, herhangi biri" anlamındaki "ehad" kelimesi ile "onların" anlamındaki "hüm" zamirinin birleşimidir. "Onlardan biri" anlamına gelir. Fiilin (büşşira) naib-i failidir (haberi alan kişidir).

        Bi'l-ünsâ (بِٱلْأُنثَىٰ)

        Kök: e-n-s

        Sözlükte "dişi, kız çocuğu, kadın" anlamlarına gelen isimdir. "Bâ" (bi) harf-i cerri ile birlikte "Bir kız çocuğu ile (müjdelendiğinde)" manasını oluşturur.

        İbn Fâris, "e-n-s" kökünün temelinde "yumuşaklık, esneklik, zayıflık ve karşıtı olan sertliğin (zikr) bulunmaması" manasının yattığını belirtir.

        Prof. Dr. Hidayet Aydar, müşriklerin terminolojisinde bu kelimenin (ünsâ) bir "eksiklik" ve "şeref kaybı" olarak kodlandığını belirtir. Aydar'a göre, kabile asabiyetinin (gücünün) savaşçı sayısına endeksli olduğu o dönemde "dişi" (ünsâ), kabilenin zayıf halkası ve korunmaya muhtaç yükü olarak görülüyordu. Ayet, bu sosyolojik nefreti tüm çıplaklığıyla gözler önüne serer.

        Zalle (ظَلَّ)

        Kök: z-l-l

        Sözlükte "olmak, haline gelmek, gün boyu devam etmek, kalmak" anlamlarındaki kökten türeyen, bir durumun sürekliliğini ve o hale bürünmeyi ifade eden nakıs fiildir. "Haline geldi, oluverdi" anlamına gelir.

        İbn Fâris, "z-l-l" kökünün "gölge (zıll) ve bir şeyin sürekli bir halin gölgesi altında kalması" manasına geldiğini belirtir. Kişinin büründüğü halin sadece geçici bir an değil, tüm gününe ve ruhuna sinen bir karanlık olduğunu ifade eder.

        Vechühû (وَجْهُهُۥ)

        Kök: v-c-h + h-v

        "Yüz, çehre, bir şeyin ön tarafı" anlamındaki "vech" ile "onun" anlamındaki "hû" zamirinin birleşimidir. "Onun yüzü" demektir.

        Râgıb el-İsfahânî, "yüz" kavramının insanın iç dünyasının, duygularının ve karakterinin dışarıya yansıyan en berrak aynası olduğunu belirtir. Ayette, haberin etkisi doğrudan "yüzde" (vech) somutlaştırılır; çünkü ruhun yaşadığı o derin sarsıntı ve nefret, ilk olarak yüzde okunur.

        Müsveden (مُسْوَدًّا)

        Kök: s-v-d

        Sözlükte "siyahlaşmış, kararmış, gölgelenmiş, kederden rengi uçmuş" anlamlarındaki kökten türeyen ism-i fâildir. "Zalle" fiilinin haberi olarak nasb (üstün) okunur. "Mosmor kesilmiş, simsiyah kararmış olarak" anlamına gelir.

        İbn Fâris, "s-v-d" kökünün "beyazın zıddı olan karanlık, gece rengi ve aynı zamanda bir topluluğun efendisi olmak (seyyid)" manalarına geldiğini belirtir. Buradaki kararma, fiziksel bir boya değil; yoğun bir utanç, öfke ve kederin kanı yüzden çekerek bıraktığı o karanlık ve "soğuk" çehredir.

        Prof. Dr. Sadık Kılıç, insanın varoluşsal psikolojisi bağlamında bu kelimenin yarattığı sarsıcı tasviri tahlil eder. Kılıç'a göre "yüzün kararması" (müsveden), insanın en derinindeki kibrin ve narsisizmin aldığı ağır bir darbenin dışavurumudur. Müşrik, kabilenin içinde "erkek babası" olarak gururlanmak (seyyid olmak) isterken, "kız babası" olma haberiyle o gurur (sevâd) bir utanç karasına (müsveden) dönüşür. Bu, ahlaki bir çürümenin fizyolojik yansımasıdır.

        Ve hüve (وَهُوَ)

        Kök: v + h-v

        "Ve o (şöyleyken)" anlamına gelen zamir ve "vav-ı hâliye" (durum bildiren bağlaç) birleşimidir. Kişinin o andaki iç dünyasını tasvir etmek üzere son kelimeye bağlar.

        Kezîmün (كَظِيمٌ)

        Kök: k-z-m

        Sözlükte "öfkesini yutmak, kederden boğulmak, sesini içine hapsetmek, hüzünle dolmak" anlamlarındaki kökten türeyen "fa'îl" (mübalağa/aşırılık) kalıbında bir isimdir. "İçi hınç ve kederle dopdolu, öfkesini yutmuş bir halde" anlamına gelir.

        İbn Fâris, "k-z-m" kökünün asıl anlamının "bir tulumun veya kabın ağzını sıkıca bağlayarak içindekini dışarı sızdırmamak" olduğunu belirtir. İnsanın patlama noktasına gelmiş o devasa öfkesini ve hıncını, çevreye karşı duyduğu utançtan dolayı zorla "içine hapsetmesi" eylemidir.

        Râgıb el-İsfahânî, "kezîm" kavramının iki boyutuna dikkat çeker: Birincisi, öfkenin dışarıya taşamayacak kadar yoğun olması; ikincisi ise kederin (hüzün) boğazda düğümlenip insanı sessizliğe ve bunalıma sürüklemesi. Müşrik, toplum içindeki statüsünü kaybetme korkusuyla bu haberi aldığında bağıramaz, ağlayamaz; sadece o karanlık öfkeyi içine "hapseder" (kezîm).

        Dücane Cündioğlu, varlık felsefesi ekseninde bu kelimenin müşrik karakterindeki o "sahte vakarı" deşifre ettiğine dikkat çeker. Cündioğlu'na göre müşrik, dışarıya karşı "sabırlı, vakur ve güçlü" görünmeye çalışsa da; "kezîm" sıfatı onun içindeki o fıtrata aykırı, zehirli ve karanlık nefreti ele verir. Allah'ın yarattığı bir canı (kızı) bir felaket olarak görmek, ruhu o kadar daraltır ki, insan kendi nefretinde "boğulur" (kezîm).

        Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin kapanışındaki bu psikolojik portrenin, Cahiliye'nin o sözde "kahramanlık" ve "şan" anlayışına vurulan en büyük darbe olduğunu belirtir. Öztürk'e göre Kur'an, kendilerini çok üstün gören o Mekke liderlerinin, bir kız çocuk haberiyle nasıl "kararmış" (müsveden) ve "içi hınçla dolmuş" (kezîm) birer zavallıya dönüştüklerini resmederek; şirkin ve cinsiyetçiliğin insan onurunu nasıl yerle bir ettiğini, insanı kendi nefretiyle nasıl boğduğunu sarsıcı bir "durum tasviriyle" kanıtlar. Bu, kibrin acınası çöküşüdür.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X