لِيَحْمِلُٓوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۙ وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذ۪ينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَزِرُونَ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nahl Sûresi, 25. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: günah, sorumluluk, kötü yük, vebal, nahl suresi 25. ayet, nahl suresi, nahl 25, dalalet, gün, kıyamet
-
"Sonuç olarak, ktyâmet gününde kendi günahlarım eksiksiz yüklendikleri gibi bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarından da yüklenmiş oldular. İşte görün, yüklendikleri şey ne kadar kötü!"
Sonuç olarak, kıyamet gününde kendi günahlarını eksiksiz yüklendikleri gibi bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarından da yüklenmiş oldular. Bu âyetin iki şekilde yorumlanmaya ihtimali vardır. Bunlardan biri şudur: Onlar yani elçilerin söyledikleri için “öncekilerin masalları” diyenler, kendi günahlarını tam olarak yüklenirler, Hz. Peygambere (s.a.) soru sormak için gönderdikleri elçi ve heyeti görevlendirenlerin de günahlarını yüklenirler. Dolayısıyla hem kendi günahlarını yüklenirler hem de elçileri görevlendirenlerin ve onlara bilgisizce uyanların günahlarını yüklenirler. Çünkü onlar kendilerini gönderenlere uyarak saptıklarını bilmediler. Onlar her ne kadar bunu bilmeseler de aslında bilmeleri gerekir. Bu sebeple günah onların üzerine yüklenir. Çünkü bu yolu onlar açmışlardır. Nitekim şöyle bir hadis rivayet edilmiştir: “Kim kötü bir yol açarsa bu kötü yolu açmanm günahı ile bu yola girerek âdeti yapanlarm günahı kıyamete kadar o yolu açana aittir”.
Sonuç olarak, kıyâmet gününde kendi günahlarını eksiksiz yüklendikleri gibi meâlindeki beyanın şu anlama gelmesi muhtemeldir. İslâm’a arzu duyanlar (kendilerine İslâm’ın gerçek olduğu haber verilince) müslüman olunca o günahlar üzerlerinden düşer. Günahlarından da yüklenmiş oldular. Bunlar yaptıklarını onların günahlarını yüklenmek için yapmadılar, fakat -en doğrusunu Allah bilir ya- onların ve saptırdıkları kimselerin günahlarını yüklenenlerden olmak için yapmadılar. Bilgisizce meâlindeki söz cahilce demektir.
İşte görün, yüklendikleri şey ne kadar kötü! Yani onların yüklendikleri günah yükü ne kötüdür! Bilgisizce. Yani saptırdıklarının günahının kendilerine döneceğini bilmeksizin, yahut bundan dolayı kendilerine yüklenecek günahı bilmeksizin, demektir.
Yorumu Yorumla
-
Li yahmilû (لِيَحْمِلُوا۟)
Kök: h-m-l
"İçin, -mesi amacıyla veya sonucunda" anlamlarına gelen "lâm" (li) edatı ile "taşımak, sırtlanmak, yüklenmek" anlamlarındaki kökten türeyen çoğul muzari (geniş/şimdiki zaman) fiilin birleşimidir. "Taşımaları için / taşımaları sonucunda" manasına gelir.
İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luga adlı eserinde "h-m-l" kökünün temel anlamının "ağır bir nesneyi yerden kaldırarak sırta veya başa almak, o ağırlığın altına girmek" olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımıyla bu fiil, soyut bir kavram olan günahın ve inkarın (önceki ayette Kur'an'a 'masal' demelerinin), ahirette omuzları çökerten son derece somut ve ezici bir fiziksel yüke dönüşeceğini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ında taşıma eylemini ikiye ayırır: Biri cisimlerin fiziksel olarak taşınması, diğeri ise insanın günah, borç veya sorumluluk gibi manevi ağırlıkları (veballeri) yüklenmesidir. Râgıb'a göre burada kastedilen manevi sorumluluğun taşınmasıdır, ancak ahiret bağlamında bu sorumluluk fiziksel bir eziyete eşdeğer bir ağırlıkta hissedilecektir.
Celaleddin el-Suyuti, Kur'an sentaksını (nahiv) incelerken buradaki "lâm" edatının çok kritik bir anlamsal işlevi olduğuna dikkat çeker. Suyuti'ye göre bu "lâm", gaye bildiren "lâm-ı ta'lîl" (Kur'an'a masal demelerinin amacı günah taşımaktır) olabileceği gibi, daha kuvvetli bir ihtimalle "lâm-ı âkıbet/sayrûret" (sonuç bildiren lam) işlevindedir. Yani müşrikler Kur'an'a sırf günah yüklenmek "amacıyla" masal demediler; ancak onların bu alaycı eylemlerinin kaçınılmaz ontolojik "sonucu/akıbeti", bu devasa günahı sırtlanmaları olmuştur.
Evzârahüm (أَوْزَارَهُمْ)
Kök: v-z-r
Sözlükte "ağır yük, günah, vebal, sığınılacak dağ" anlamlarına gelen "vizr" kelimesinin çoğulu (evzâr) ile "onların" anlamındaki "hüm" zamirinin birleşimidir. "Onların ağır yükleri/günahları" anlamına gelir.
İbn Fâris, "v-z-r" kökünün temelinde "insanın belini büken, taşınması çok meşakkatli olan büyük ve ağır kütle" manasının yattığını açıklar. Kralların veya yöneticilerin devlet yükünü çeken kişiye "vezir" denmesi de bu ağırlığı omuzlamasından kaynaklanır. Ayette, küfrün ve iftiranın insan ruhunda ve amel defterinde oluşturduğu tahammül edilemez ağırlığı tanımlar.
Râgıb el-İsfahânî, "vizr" kelimesinin özel olarak "kasıtlı işlenen ve sahibine azap getiren ağır günah" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb'a göre, her hata "vizr" değildir; sadece Kur'an'a efsane demek, toplumu saptırmak gibi varoluşsal ve teolojik yıkıma neden olan büyük cürümler bu kelimeyle anılır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik (ahlak) ve eskatoloji (ahiret) sisteminde "vizr" kavramını tahlil eder. Izutsu'ya göre İslam öncesi cahiliye toplumunda ahlaki kötülük daha çok kabile onurunu zedeleyen bir "hata" iken; Kur'an, günahı (vizr) insanın doğrudan kendi varlığına yüklediği, Kıyamet günü ondan asla kurtulamayacağı ezici ve ontolojik bir "ağırlık/yük" konseptine dönüştürmüştür. Müşriğin dünyadaki sözde hafifliği ve alaycılığı, ahiretteki bu kahredici ağırlıkla cezalandırılır.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Mekke dönemindeki müşrik aristokrasisini incelerken "evzâr" kelimesini sınıfsal bir bağlamda okur. Öztürk'e göre bu kelime, Ebu Cehil, Velid b. Muğire gibi toplumda "vezir/lider" konumunda olan ve kendi uydurdukları yalanlarla tüm Mekke'nin inanç sistemini zehirleyen elebaşlarının taşıyacağı o devasa kurumsal/sistemik günah yüküne işaret eder.
Kâmileten (كَامِلَةً)
Kök: k-m-l
Sözlükte "eksiksiz, tam, noksansız, bütün halinde" anlamlarındaki "kâmil" sıfatının dişil ve mansub (hal/durum bildiren) formudur. Günah yükünün zerre kadar hafifletilmeden, bütünüyle sırta yükleneceğini ifade eder.
İbn Fâris, "k-m-l" kökünün "bir şeyin parçalarının bir araya gelip tamamlanması, hiçbir eksiğinin kalmaması" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, kemal kavramının "bir varlığın amacına ve nihai sınırına ulaşması" olduğunu söyler. "Kâmileten" sıfatı, Kıyamet gününde ilahi adaletin hiçbir günahı eksik bırakmayacağını, saptırıcıların o korkunç faturayı herhangi bir indirim veya şefaat olmaksızın en ince detayına kadar "tam takım" ödeyeceklerini vurgular.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, ilahi adalet ve ceza sistemi bağlamında bu kelimenin önemine değinir. Ayetteki "kâmileten" vurgusu, kimsenin bir başkasının asıl günahını çekmeyeceği prensibiyle çelişmez; bilakis, saptırıcıların kendi hür iradeleriyle işledikleri o büyük "saptırma ve inkar" cürümünün cezasını tam olarak çekeceklerini adalet ilkesi (mizan) gereği teyit eder.
Yevme (يَوْمَ)
Kök: y-v-m
Sözlükte "gün, zaman dilimi, vakit, güneşin doğuşundan batışına kadar geçen süre" anlamlarına gelen zaman zarfıdır. Burada doğrudan "Kıyamet Günü"nü işaretlemek için isim tamlamasının (izafet) muzafı (tamlananı) olarak kullanılmıştır.
İbn Fâris, "y-v-m" kökünün insanın zamanı algılamasındaki en temel birim olduğunu ve belli bir olayın gerçekleştiği vakti sınırladığını belirtir.
Celaleddin el-Suyuti, zaman zarfı olan "yevme" kelimesinin cümlenin neresinde yer aldığının (nahiv) anlama etkisine değinir. Yükü taşıma fiilinden hemen sonra bu zarfın gelmesi, dünyadaki şımarıklığın ve yalanlamanın geçici olduğunu, asıl o dehşetli "günün" beklenmesi gerektiğini zihinlere kazıyan bir tehdit (vaîd) üslubudur.
el-Kıyâmeti (ٱلْقِيَٰمَةِ)
Kök: k-v-m
Sözlükte "ayağa kalkmak, dikilmek, durmak" anlamlarındaki kökten türeyen ve "ölülerin dirilip ayağa kalktığı gün, hesap anı, diriliş" manasına gelen özel eskatolojik isimdir.
İbn Fâris, "k-v-m" kökünün "bir şeyin dümdüz, hareketsiz ve dik bir şekilde kendi ayakları üzerinde durması" anlamına geldiğini belirtir. İnsanın kabrinden doğrulup ilahi mahkemede hesap vermek üzere "ayağa dikilmesi" eylemi bu kökten türemiştir.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde bu kritik eskatolojik terimin etimolojisini inceler. Jeffery'e göre "kıyâmet" kelimesi, doğrudan Süryanice/Aramice'deki "qyâmthâ" (diriliş) kelimesinden Arapçaya geçmiş ve Kur'an tarafından kusursuz bir şekilde Arapça kök sistemine (k-v-m) entegre edilmiştir. Bu kavram, Hristiyan ve Yahudi eskatolojisindeki "ölülerin kalkışı" fikriyle Ortadoğu monoteizminde evrensel bir teolojik payda oluşturur ve müşriklerin inkar ettiği en temel hakikattir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın varlık ve zaman tasavvurunda "Kıyamet Günü"nün işlevine odaklanır. Izutsu'ya göre müşrik zihniyeti (cahiliye), zamanı (dehr) sadece insanı yaşlandıran ve yok eden kör bir süreç olarak görüyordu. Kur'an, "yevme'l-kıyâmeti" konseptiyle bu kör döngüyü kırar; zamanın anlamsız bir hiçliğe değil, ahlaki bir hesaplaşma için mutlak bir "Ayağa Kalkış" anına (teleolojik bir sona) doğru aktığını ilan eder.
Angelika Neuwirth, Mekke dönemi surelerinin ritmik ve yapısal analizinde "kıyâmet" kelimesinin bir kopuş (kriz) anı olduğuna dikkat çeker. Neuwirth'e göre Kur'an, müşriklerin dünyevi tartışmalarını (Kur'an'a masal demelerini) alır ve onları aniden bu kelimeyle "eskatolojik sahneye", yani zamanın ve mekânın boyut değiştirdiği o dehşet verici ilahi mahkemeye fırlatır.
Ve min (وَمِنْ)
Kök: v + m-n
"Ve" bağlacı ile "-den/-dan, bir kısmı" anlamlarına gelen "min" harf-i cerrinin birleşimidir. Kendi günahlarından başka eklenecek olan yeni bir yük kategorisini cümleye bağlar.
Celaleddin el-Suyuti, buradaki "min" edatının "teb'îziyye" (bir bütünün bir kısmı, parçası) işlevinde olduğunu belirtir. Saptıran liderler, saptırdıkları kitlenin günahlarının "tamamını" değil, o kitleyi yoldan çıkarmadaki kendi paylarına (kısımlarına) düşen "sebep olma/öncülük etme" günahını yüklenirler. Bu gramatikal detay, Kur'an'ın katı adalet prensibini korur.
Evzâri (أَوْزَارِ)
Kök: v-z-r
Sözlükte "ağır yükler, veballer, günahlar" anlamına gelen "vizr" kelimesinin çoğuludur. Ayetin başında geçen kelimenin, anlamsal pekiştirme ve ikinci bir ağırlık kategorisi oluşturmak için tekrarlanmasıdır.
Dücane Cündioğlu, kelimenin ayette ikinci kez zikredilmesinin (tekrir sanatının) muhatabın omuzlarındaki psikolojik ağırlığı nasıl katladığına dikkat çeker. Cündioğlu'na göre Kur'an "kendi yüklerini ve diğerlerinin yüklerini" demek yerine "kendi ağır günahlarını (evzâr)... ve bir de diğerlerinin ağır günahlarını (evzâr)..." diyerek kelimeyi tekrar eder ve o tahammül edilemez ağırlığın (vizr) insanın omurunu nasıl ikiye katlayarak ezeceğini estetik ve psikolojik bir şiddetle hissettirir.
Ellezîne (ٱلَّذِينَ)
Kök: l-z-y
"O kimseler ki, onlar ki" anlamlarına gelen çoğul ism-i mevsul (ilgi zamiri). Müşrik elebaşları tarafından yoldan çıkarılan ve manipüle edilen cahil kitleleri ifade eder.
Celaleddin el-Suyuti, bu ilgi zamirinin "mübhem" (belirsiz) kitleleri ifade ettiğini belirtir. Saptırılan kitlelerin isimleri veya soyları önemli değildir; önemli olan onların bu saptırma mekanizmasındaki pasif (kandırılan) rolleridir.
Yüdıllûnehüm (يُضِلُّونَهُم)
Kök: d-l-l + h-m
Sözlükte "yolunu kaybetmek, sapmak" anlamlarındaki kökten if'al babında türeyen muzari fiil (yüdıllûn) ile "onları" anlamındaki "hüm" zamirinin birleşimidir. "Onları saptırıyorlar, yoldan çıkarıyorlar, yanlış yönlendiriyorlar" anlamına gelir.
İbn Fâris, "d-l-l" kökünün temelinde "doğru ve düzgün olan yoldan çıkıp kaybolmak, hedeften şaşmak ve helake sürüklenmek" manasının bulunduğunu belirtir. İf'al babı (idlal), eylemin geçişli (müteaddi) hale gelerek başkasını zorla veya hileyle doğru yoldan (tevhidden) çıkartmak anlamına gelir.
Râgıb el-İsfahânî, "dalâlet" kavramını "bilerek veya bilmeyerek hakikat çizgisinden ayrılmak" olarak tanımlar. Râgıb'a göre "yüdıllûnehüm" eylemi aktif bir şeytani operasyondur; Mekke'nin müstekbirleri (büyüklenenleri), kendi inkar etmekle kalmamış, "bunlar eskilerin masallarıdır" propagandasıyla zayıf akıllı insanları da kasıtlı olarak hakikatten koparıp kendi karanlık (dalalet) çukurlarına çekmişlerdir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, Kur'an'daki saptırma (idlal) kavramının psikolojik ve sosyolojik manipülasyona işaret ettiğini belirtir. Kılıç'a göre zalim otoriteler, kitleleri sadece kılıçla değil, "algı yönetimiyle" saptırırlar. Kur'an'a efsane/masal diyerek itibarsızlaştırmak, tam da kitlelerin zihnini bulandıran ve onları hakikate karşı hissizleştiren o sinsi "saptırma" (yüdıllûn) psikolojisidir.
Bi-gayri (بِغَيْرِ)
Kök: g-y-r
"Olmadan, -sızın, başka, gayrı" anlamlarına gelen olumsuzlama/istisna edatının (gayr), "ile" anlamındaki "bâ" (bi) harf-i cerri ile birleşmiş halidir. "Olmaksızın, yoksun olarak" anlamına gelir.
Celaleddin el-Suyuti, "bi-gayri" yapısının cümlede "hâl" (durum zarfı) işlevi gördüğünü belirtir. Saptırma eyleminin veya sapan kitlelerin o anki zihinsel ve epistemolojik (bilgi felsefesine dair) durumunu gramatikal olarak sınırlar.
İlmin (عِلْمٍ)
Kök: a-l-m
Sözlükte "bilgi, kesin idrak, bir şeyin hakikatini kavramak" anlamlarına gelir. Ayette, kitlelerin körü körüne (bilgisizce) saptırıldığını veya saptıranların hiçbir ilahi/rasyonel dayanağı olmadan, kara cahillikle bu işi yaptıklarını ifade eder.
İbn Fâris, "a-l-m" kökünün "nesnenin özüne nüfuz eden kesin nişane ve bilgi" olduğunu tekrarlar. Cehaletin tam zıddıdır.
Râgıb el-İsfahânî, "ilim" kavramının felsefi boyutuna dikkat çeker. Râgıb'a göre, Kur'an'a "eskilerin masalları" diyenlerin elinde bunu ispatlayacak zerre kadar bir kanıt, bir vahiy veya aklî bir delil (ilim) yoktur. Onların bütün saptırma çabaları sadece demagojiye, dedikoduya ve taklide (bilgisizliğe/bi-gayri ilmin) dayanır.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bilgi felsefesini incelerken, "cahiliye" kavramı ile "ilim" kavramı arasındaki keskin zıtlığı merkeze alır. Izutsu'ya göre "bi-gayri ilmin" (bilgisizce) saptırmak ve sapmak, bedevi Arap toplumunun en karakteristik ahlaki kusuruydu. Onlar, doğruluğunu araştırmadan (ilimsizce) sırf ataları veya kabile liderleri (müstekbirler) öyle söylüyor diye (kör bir taassupla) yalanın peşinden sürükleniyorlardı. Kur'an, şirkin ve dalaletin ancak "bilginin olmadığı (bi-gayri ilmin) cehalet bataklığında" üreyebileceğini bu kelimeyle teşhis eder.
Dücane Cündioğlu, ayetin epistemolojik (bilgiye dair) tahlilini yaparken "bi-gayri ilmin" ifadesini cehaletin sosyolojisi üzerinden okur. Cündioğlu'na göre kitlelerin en büyük günahı, akıllarını otoritelerin cebine koymaları, hakikati araştırma zahmetine girmeden (ilimsizce) manipüle edilmeye müsait (edilgen) bir sürü psikolojisine girmeleridir.
Elâ (أَلَا)
Kök: e-l-a (edat)
"Dikkat edin!, Haberiniz olsun!, İyi bilin ki!" anlamlarına gelen, cümleye giriş yaparken muhatabın dikkatini en üst seviyeye çekmek için kullanılan "tenbîh" ve "istiftah" (uyarı ve başlama) edatıdır.
Celaleddin el-Suyuti, Kur'an edatlarında "elâ" kelimesinin kullanım yerlerine dikkat çeker. Suyuti'ye göre bu edat (harf-i tenbîh), genellikle arkasından insanı sarsacak, dehşete düşürecek veya uykusundan uyandıracak çok büyük ve kesin bir yargı cümlesi geldiğinde kullanılır. Kulakları sağırlaşmış müşriklere "Gözünüzü açın da başınıza gelecek felakete bir bakın!" şeklindeki o ilahi ihtarı (azarlamayı) gramatikal olarak başlatır.
Sâe (سَآءَ)
Kök: s-v-e
Sözlükte "çirkin oldu, ne kötü oldu, fena oldu" anlamlarına gelen "zamm/yergi" (kötüleme ve kınama) ifade eden mazi fiildir.
İbn Fâris, "s-v-e" kökünün temelinde "hüsün ve güzelliğin zıddı olan her türlü çirkinlik, kötülük, insana acı ve keder veren durum" manasının bulunduğunu belirtir. (İnsanı üzen günahlara 'seyyie' denmesi de bu köktendir).
Râgıb el-İsfahânî, "sû'" kavramının sadece fiziki bir çirkinlik değil, ahlaki, akli ve teolojik bir kokuşmuşluğu, insanın fıtratını bozan mutlak bir çirkinliği ifade ettiğini söyler. Kur'an'a masal demek ve insanları bilgisizce yoldan çıkarmak, ilahi nizamda var olabilecek en "çirkin/fena" eylemdir.
Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın edebi estetiğini (beyan) tahlil ederken buradaki retorik kınamaya dikkat çeker. Bintü'ş-Şâtı'ya göre "sâe" (ne kötüdür) nidası, sadece hukuki bir ceza bildirimi değil, doğrudan estetik ve ahlaki bir iğrenme (nefret) nidasıdır. Müşrikler Kur'an'ın sözlerini "esâtîr" diyerek hafife alıyor, çirkinleştiriyorlardı; Kur'an ise onların sırtlarına yüklenecek olan o devasa günahın ahlaki formunun ne kadar "mide bulandırıcı ve çirkin" (sâe) olduğunu suratlarına çarparak onlara edebi bir cevap verir.
Mâ (مَا)
Kök: m-a
Sözlükte "şey, o şey ki" anlamına gelen, burada "sâe" fiilinin fâilini (öznesini) veya temyizini oluşturan edattır (ism-i mevsul veya masdariyye).
Celaleddin el-Suyuti, buradaki "mâ" edatının "Onların taşıdıkları şey (yük) ne kadar da kötüdür" (mâ ism-i mevsul) veya "Onların bu yükü taşıma eylemleri ne kadar da kötüdür" (mâ-i masdariyye) anlamlarına geldiğini, her iki durumda da o yükün ve eylemin iğrençliğine yönelik şoku pekiştirdiğini belirtir.
Yezirûn (يَزِرُونَ)
Kök: v-z-r
Sözlükte "ağır yük taşımak, vebal altına girmek, günah yüklenmek" anlamlarındaki "v-z-r" kökünden türeyen muzari (geniş/şimdiki zaman) fiildir. "Yükleniyorlar, taşıyacaklar" anlamına gelir.
İbn Fâris, kökün asıl anlamının "sırtı büken kütleyi taşımak" olduğunu tekrarlar. Eylemin muzari (şimdiki zaman) formunda gelmesi, onların bu günahı dünyada omuzlamaya başladıklarını ve ahirette de kesintisiz bir şekilde bu eziyeti çekeceklerini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, ayetin başındaki isim formu (evzâr) ile sonundaki fiil formunun (yezirûn) birbirine bağlanmasındaki semantik bütünlüğe işaret eder. Râgıb'a göre, Kur'an'ı yalanlayanlar (masal diyenler) aslında pasif bir söz söylemiş olmadılar; onlar o anda omuzlarına devasa bir ateş/azap kütlesini yüklenmeye (yezirûn) başladılar.
Dücane Cündioğlu, varlık felsefesi ekseninde bu son kelimenin müşrik zihniyetindeki çelişkiyi nasıl estetize ederek patlattığını tahlil eder. Cündioğlu'na göre müşrikler Kur'an vahyine masal (esâtîr) diyerek, dinin ve vahyin ağırlığından kurtulup "hafiflemeyi", omuzlarındaki ahlaki sorumluluktan kaçmayı hedeflemişlerdi. Ancak İlahi Kelam, ayeti "Ne kötüdür o yüklenip taşımakta oldukları şey (yezirûn)!" diyerek bitirir ve onlara şu kozmik gerçeği haykırır: Vahyin sorumluluğundan kaçarak hafiflediğinizi sandınız, ama aslında kendi küfrünüzün altında, Kıyamet günü belinizi kıracak olan asıl cehennem ağırlığını (vizr) sırtlandınız. Ayet, dünyadaki sahte hafifliğin, ahiretteki kahredici fiziksel ağırlığa (yezirûn) dönüşmesini resmeden kusursuz bir edebi tablodur.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla