وَتَحْمِلُ اَثْقَالَكُمْ اِلٰى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغ۪يهِ اِلَّا بِشِقِّ الْاَنْفُسِۜ اِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Nahl Sûresi, 7. Ayet
Daralt
X
-
"Bu hayvanlar ancak kendinizi fazlasıyla yorarak ulaşabileceğiniz bir beldeye yüklerinizi taşır. Kuşkusuz Rabbiniz çok şefkatli, çok merhametlidir."
Ancak kendinizi fazlasıyla yorarak ulaşabileceğiniz bir beldeye yüklerinizi taşır. Allah bu âyette, ağır yükleri bir mekândan diğer bir mekâna, bir beldeden başka bir beldeye nakledecek hayvanlardan söz etti. Öyle ki şayet bu yüklerimizi taşıyacağını bildirdiği hayvanları yaratmış olmasa, bunlarsız insanlar ancak zorlanarak ve sıkıntı altında bu yerlere ulaşabilirlerdi. Bu da -en doğrusunu Allah bilir ya- Allah bu nefislerde ihtiyaçlar ve hayatı ayakta tutan unsurlar yarattı, oysa hayatın gidişatı ancak bunlarla mümkün olabilir. Muhtemelen insan kendi ihtiyacını ancak başka bir belde ve mekâna giderek elde edebilir. Kendi başına buna tahammül etse belki de kendini telef etmesi ve ayakta tutan unsurun gitmesi söz konusu olur. Bu sebeple yüce Allah kendimizi ayakta tutan ve ihtiyaçlarımızı taşıyan hayvanları bizim için yaratmıştır. En doğrusunu Allah bilir.
Kuşkusuz Rabb'iniz çok şefkatli, çok merhametlidir. Yani Azîz ve Celîl olan Allah'ın rahmeti ve şefkatinden biri, dört ayaklı hayvanları anılan hususlarda sizin için yararlı kılmasıdır. Yahut bu hususu, kendileri için yarattığı o hayvanlara infak ve ihsanda bulunmak ve güzel davranmak suretiyle merhametli olmaları için zikretmiştir. O konuda onlardan beslenirsiniz cümlesini zikretti. O hayvanların etini yemeye ancak onları boğazlamakla ulaşılır. Bilinmelidir ki, eti yenen hayvanları boğazlama rahmet ve şefkatin dışında değildir.
Bu âyet Seneviyye taifesinin sözlerini bozmaktadır. Öyle ki onlar bu hayvanların kesilmesine karşı çıkarak şöyle demişlerdir: Bu hayvanlar dövmekten, boğazlanmaktan ve öldürülmekten dolayı ağrı çekerler de siz nasıl ağrı çekmezsiniz? Sizden biri bir kimseyi öldürmeyi kastedse size göre o kimse sefihtir, hikmet ve merhamet sahibi değildir, belki katı yüreklilik ve sefihlikle nitelenmiştir. Oysa yüce Allah hikmetle, rahmet ve şefkatle nitelenmiş olup hayvan kesmeyi ve şu hayvanları öldürmeyi emretmez, çünkü bunlar merhameti yok edecek davranışlardandır.
Seneviyye'ye birkaç yönden cevap verilir: Birincisi şudur: yüce Allah bu dünyada ya sevap ya da ceza yönünden insanı sınamayı dilediği bir akıbet için yaratmış ve kendisinin bu hayvanları bizim için yarattığını ve bizim için onlarda düşünülen ve amaçlanan menfaatler koyduğunu bildirmiştir. Bazan biz görünen olaylar içinde kendisine karşı merhametli ve şefkatli olmakla nitelenmiş olduğu halde amaçladığı bazı menfaatler ve sonuçta beklediği hayır dolayısıyla kendisini yaraladığını ve nefsine sıkıntılar ve hoş olmayan şeyler yükleyen kimselerin var olduğunu görürüz. Kastedilen bazı menfaatler dolayısıyla hacamat yaptıran, kan aldıran ve hoşa gitmeyen ilaçlar içen kimse sefihlikle, hikmet ve rahmetin dışına çıkmakla vasıflanmaz. Bunları yapan adam, sonuçta bundan bir menfaat ummasa, bu sıkıntılarla hoşa gitmeyen işlere tahammül gösteremez. Bizim anlattıklarımız, yapılan bir işten kastedilen bir menfaat olduğu ve beklenen sonuç bulunduğu zaman, insanın yüklendiği eziyetler, ağrılar ve hoşa gitmeyen eylemler hikmet ve rahmetin dışında olmadığına işaret eder. Dolayısıyla Seneviyye zümresinin "bunlar rahmeti yok eder" şeklindeki görüşü bâtıl olur. Bununla beraber, şu dört ayaklı küçük baş hayvanlarla büyükbaş hayvanlar sonuçta sınamak ve ve ceza için yaratılmamışlardır. Fakat insanın faydalanması için yaratılmışlardır, dolayısıyla insanların bu hayvanlardan yararlanma hakları vardır; bazan etlerinden, bazan yük taşımalarından ve sırtları ile onlardan yararlanma hakları vardır. Belirttiğimiz hususlarla birlikte, sonuçta fayda kastedilince ve hayır umulunca hoş olmayan eylemlerle türlü sıkıntıları ve ağrıları yüklenmek, bir işi hikmet dairesinin dışına çıkarmaz, merhamet ve şefkati yok etmez. Bu durum, telef edilmeleri bizim için mübah kılınmamakla beraber, hakikatlerini değiştirmeksizin ve amaçları dışında kullanılmaksızın, sadece bu hayvanlardan yararlanma ve onları boğazlamanın bize mübah kılındığına işaret eder. Ortaya çıkmıştır ki hayvanlardan yararlanmak ve esas itibariyle bize ait olmaları mübah kılındı; hakikatlerini ve yaratılış amaçlarını değiştirmek ise mübah değil. Çünkü eşyanın aslı olsaydı bu kesinlikle onları telef etmeye engel olmazdı. Böylece "Sakıncalı olduğuna işaret eden delil var oluncaya kadar eşyada asl olan helâllik ve mübahlıktır" görüşünü savunanların sözleri bâtıl olur.
Yorumu Yorumla
-
Ve tahmilu (وَتَحْمِلُ)
Kök: h-m-l
Sözlükte "sırtlanmak, bir yükü kaldırmak, taşımak" anlamlarına gelir. Müzari (geniş/şimdiki zaman) kipinde kullanılmış olup, hayvanların insanların yüklerini bir yerden başka bir yere taşıma eyleminin sürekliliğine ve pratik faydasına işaret eder.
İbn Fâris, Mekâyîsü'l-Luga adlı eserinde "h-m-l" kökünün temel anlamının "bir şeyi yerden kaldırmak, sırta veya başa alarak ağırlığını yüklenmek" olduğunu belirtir. Ayetin bağlamında bu fiil, insanın kendi fizyolojik kapasitesini aşan yüklerin, onun hizmetine sunulmuş binek hayvanları tarafından yüklenilmesini ifade eder.
Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât'ında taşıma eylemini fiziksel ve soyut (manevi) olmak üzere ikiye ayırır. Râgıb'a göre bu ayette fiil, insanın ticari mallarının, çadırlarının ve erzakının doğrudan fiziksel bir güçle taşınmasını anlatır. Hayvanların bu ağır yükleri kaldırma potansiyeline sahip kılınması, ilahi teshîrin (hizmete sunmanın) bir tezahürüdür.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Mekke dönemi sosyo-ekonomik şartları bağlamında fiili analiz ederken, Hicaz Araplarının ticari kervan (rihle) geleneğine dikkat çeker. Öztürk'e göre Kur'an, "tahmilu" fiiliyle muhataplarının en hayati ekonomik faaliyeti olan uluslararası kervan taşımacılığına vurgu yapar; zira o dönemde hayvanların taşıma kapasitesi olmadan hiçbir ekonomik yaşamın sürdürülmesi mümkün değildi.
Eskâleküm (أَثْقَالَكُمْ)
Kök: s-k-l
Sözlükte "ağırlık, yük, tartıda ağır çeken şey" anlamındaki "sikal" kelimesinin çoğulu olan "eskâl" ile "sizin" anlamındaki "küm" zamirinin birleşimidir. İnsanların seyahat veya göç esnasında yanlarında götürmek zorunda oldukları ağır ticari eşyaları, çadırları ve erzakı ifade eder.
İbn Fâris, "s-k-l" kökünün "hafifliğin (hiffet) tam zıddı" olduğunu ve maddeten yerçekimine yenik düşen, kaldırılması güç nesneleri tanımladığını belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, kelimenin hem maddi eşya ağırlığı hem de günah/sorumluluk gibi manevi ağırlıklar için kullanılabileceğini, ancak ayette doğrudan maddi göç ve ticaret yüklerine (meta') işaret ettiğini açıklar. İnsanın bedensel zayıflığı ile eşyanın ağırlığı arasındaki orantısızlık, yük hayvanlarının varlığındaki hikmeti gözler önüne serer.
Toshihiko Izutsu, göçebe ve yarı-göçebe bedevi kültürünün semantik sahasını incelerken bu kelimenin önemine değinir. Izutsu'ya göre "eskâl", çöl hayatında hayatta kalmak için taşınması zorunlu olan barınma ve beslenme materyallerinin tümüdür. İnsanın bu muazzam ağırlığı çöl şartlarında kendi başına taşıması imkânsızdır; dolayısıyla ayetteki bu kelime, hayvanların insanı kesin bir yok oluştan nasıl kurtardığını anlatan teolojik bir delildir.
Beledin (بَلَدٍ)
Kök: b-l-d
Sözlükte "sınırları belli bir yerleşim yeri, şehir, bölge, diyar" anlamlarına gelir. İnsanların yüklerini taşıyarak varmayı hedefledikleri uzak coğrafyaları veya ticari merkezleri ifade eder.
İbn Fâris, kelimenin temel anlamının "üzerinde ikamet edilen, sınırları veya özellikleri dışarıdan ayırt edilebilen toprak parçası" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, "beled" kelimesinin salt bir toprağı değil, insanların toplanıp medeniyet/yaşam alanı kurdukları belirli bir merkezi anlattığını vurgular. Ayette belirsiz (nekra) bir formda "beledin" olarak zikredilmesi, insanın rızık arayışında yeryüzünün farklı köşelerindeki sayısız meçhul diyarlara ulaşma çabasını kapsar.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, kelimenin Kureyş'in yaz ve kış ticari seferleri (Yemen, Şam, Gazze pazarları) bağlamındaki tarihsel referanslarına işaret eder. Ansiklopediye göre bu kelime, insanların ekonomik zorunluluklarla kat ettikleri ve hayvanlar olmaksızın ulaşılması imkansız olan uzak ticari yerleşim yerlerinin genel adıdır.
Lem tekûnû (لَّمْ تَكُونُوا۟)
Kök: k-v-n
"Olumsuzluk ve geçmiş zaman" bildiren "lem" edatı ile "olmak" anlamındaki "k-v-n" kökünden türeyen nakıs fiil "kâne"nin çoğul muhatap (siz) çekiminin birleşimidir. "Siz değildiniz / olamazdınız" anlamına gelir.
Celaleddin el-Suyuti, Kur'an'ın sentaks (nahiv) yapısını incelerken buradaki "lem" edatının, ardından gelen ismi fail (bâligîhi) ile birlikte kesin bir acziyeti ifade ettiğini belirtir. İnsanın hayvanların yardımı olmadan o uzak diyarlara ulaşma ihtimali, geçmiş ve gelecek tüm zamanları kapsayacak şekilde dilsel olarak tamamen olumsuzlanmıştır (nefyedilmiştir).
Bâligîhi (بَٰلِغِيهِ)
Kök: b-l-ğ
Sözlükte "bir hedefe, menzile veya amaca ulaşmak, varmak" anlamlarındaki kökten türeyen ism-i fâildir. Sonundaki "hi" zamiri "o beldeye" işaret eder ve "oraya ulaşabilenler" manasına gelir.
İbn Fâris, "b-l-ğ" kökünün "zaman veya mekân bakımından niyet edilen son noktaya erişmek" anlamına geldiğini belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin sadece basit bir gidişi değil, ortada bir mesafe, meşakkat ve aşılması gereken bir zorluk varken o zorluğu aşarak nihai varış noktasına dayanmayı ifade ettiğini söyler. Hayvanlar, insan ile hedefi (belde) arasındaki bu devasa mesafeyi kapatan en büyük araçtır.
İllâ (إِلَّا)
Kök: i-n + l-a
Sözlükte "ancak, dışında, müstesna" anlamlarına gelen, bir önceki olumsuz hükmü belli bir şartla olumluya çeviren (istisna) edatıdır.
Celaleddin el-Suyuti, buradaki "illâ" edatının hasr (sınırlandırma) işlevi gördüğünü belirtir. İnsanın hayvanları kullanmadan o şehirlere ulaşmasının "tek ve yegane alternatifinin" ancak canının çıkması pahasına olabileceğini gramatikal olarak kesinleştirir.
Bi-şikki (بِشِقِّ)
Kök: ş-k-k
"İle" anlamındaki "b" harf-i cerri ile "yarmak, ikiye bölmek, meşakkat, zorluk, eziyet" anlamlarına gelen "şikk" kelimesinin birleşimidir. Bağlamda, insanı bedenen ve ruhen ikiye bölecek kadar şiddetli bir yorgunluk ve tükenmişlik hissini ifade eder.
İbn Fâris, "ş-k-k" kökünün "bir bütünün zorlanarak birbirinden ayrılması, yarılması" olduğunu söyler. Bu fiziksel yarılma eylemi, insanın katlandığı ağır eziyetin bedendeki yıpratıcı etkisi için kullanılarak, eziyetin şiddetine dair bir metafor (istiare) oluşturur.
Râgıb el-İsfahânî, kelimenin fiziksel "yarım, parça" anlamına geldiği gibi, mecazen "insanın canından can koparan, tahammülü çok zor meşakkat" anlamında da kullanıldığını belirtir. Ayette insanın yük hayvanları olmadan çölü geçmeye kalkışması durumunda yaşayacağı ontolojik kriz ve tükeniş resmedilir.
Prof. Dr. Sadık Kılıç, Kur'an kelimelerinin psikolojik derinliğine inerken bu ifadenin muazzam bir sarsıcılığa sahip olduğunu belirtir. Kılıç'a göre "şikk", insanın tahammül sınırlarının zorlandığı, bedenin acıdan adeta çatladığı o çaresizlik anını tanımlar. Ayet, hayvanların insanı böyle bir bedensel ve psikolojik tükenişten kurtaran ilahi bir şok emici (rahmet) olduğunu zihinlere kazır.
Dücane Cündioğlu, kelimenin Arap edebiyatındaki meşakkat tasavvuruyla bağını kurarak, "bi-şikki" ifadesinin çölde seyahat etmenin ontolojik ağır bedelini anlattığını belirtir. Cündioğlu'na göre hayvanlar, insanın varoluşsal yükünü ve acısını üstlenerek onun "yarılmasını", yani bedenen iflas etmesini engelleyen doğal kalkanlardır.
el-Enfüsi (ٱلْأَنفُسِ)
Kök: n-f-s
Sözlükte "nefes, ruh, can, insanın bizzat kendisi" anlamlarındaki "nefs" kelimesinin çoğuludur. Ayette "canların zorlanması, nefeslerin tükenmesi" manasında kullanılmıştır.
İbn Fâris, "n-f-s" kökünün temelinde "canlılık belirtisi olan nefes alıp verme" anlamının yattığını açıklar. Bedeni ayakta tutan en değerli varlık can (nefs) olduğundan, insanın kendisi için de bu kelime kullanılır.
Râgıb el-İsfahânî, "nefs" kavramının insanın hem bedensel yaşantısını sağlayan kan/nefes hem de akıl/idrak merkezini temsil ettiğini söyler. Râgıb'a göre "canların yarılması" (şikki'l-enfüs) tabiri, sadece fizyolojik bir nefes nefese kalmayı değil, aynı zamanda insanın yaşama direncinin ve ruhsal tahammülünün çöküşünü ifade eder.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'daki antropolojik kavramları incelerken, bu ayetteki "nefs" kelimesinin insanın kırılgan ve sınırları olan biyolojik doğasını vurguladığını belirtir. İnsan bedeni, çölün acımasız gerçekliği karşısında zayıftır; ayet bu zayıflığı hatırlatarak kibrin yersizliğini ortaya koyar.
Rabbeküm (رَبَّكُمْ)
Kök: r-b-b
Sözlükte "ıslah eden, terbiye eden, malik, efendi, ihtiyaçları karşılayan" anlamlarındaki "Rabb" ismi ile "sizin" anlamındaki "küm" zamirinin birleşimidir. "Sizin Rabbiniz" demektir.
İbn Fâris, kökün asıl anlamının "bir şeyi düzeltmek, iyileştirmek ve ona sahip çıkıp gözetmek" olduğunu belirtir. Ayette Allah'ın "Rabb" ismiyle anılması, insanın acizliğine (canların yarılması tehlikesine) karşılık, onu himaye eden ve ulaşım araçları yaratarak durumunu ıslah eden ilahi bir efendi-kul ilişkisini merkeze alır.
Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" kavramının temelinde "bir şeyi aşama aşama en mükemmel hale (kemale) ulaştırmak ve besleyip büyütmek" anlamı bulunduğunu söyler. Râgıb'a göre, hayvanları insanın hizmetine vererek hayatı kolaylaştırmak, doğrudan ilahi terbiyenin ve besleyiciliğin (rububiyetin) bir tecellisidir.
Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik alanında "Rabb" kavramının genellikle mutlak güç ve hükümranlıktan ziyade, koruyuculuk, inayet ve nimet veren (besleyici) bir merhamet bağlamında kullanıldığını tespit eder. Bu ayette de "Rabb" ismi, insanın meşakkatini hafifleten bir bağlamda zikredilerek bu tespitini doğrular.
Le-raûfun (لَرَءُوفٌ)
Kök: r-e-f
Pekiştirme bildiren "Lâm" (le) harfi ile Allah'ın "Raûf" isminin birleşimidir. "Şüphesiz çok şefkatlidir, son derece acıyandır" anlamına gelir.
İbn Fâris, "r-e-f" kökünün "incelik, yumuşaklık ve birinin zor durumuna karşı duyulan derin acıma hissi" olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfahânî, rafet (şefkat) ile rahmet arasındaki ince anlamsal farka odaklanır. Râgıb'a göre "Raûf", merhametin en ileri, en saf ve en şiddetli formudur. Rahmet genel bir nimet vermeyi kapsarken, "rafet" özellikle bir zararı, acıyı veya tehlikeyi kişinin üzerinden kaldırmak için duyulan yoğun acıma ve şefkat hissini ifade eder. İnsanın tahammül edemeyeceği ulaşım meşakkatini, binek hayvanları yaratarak kaldırması doğrudan O'nun "Raûf" sıfatının sonucudur.
Diyanet İslam Ansiklopedisi, esmâ-i hüsnâ bağlamında bu ismi açıklarken, Raûf sıfatının kullarından zorluğu gideren, onlara taşıyamayacakları yükleri yüklemeyen ve hayatı onlar için katlanılabilir kılan teolojik bir vasıf olduğunu bu ayete referansla teyit eder.
Rahîm (رَّحِيمٌ)
Kök: r-h-m
Sözlükte "merhamet eden, acıyan, iyilik eden" anlamlarına gelen ve Allah'ın zatına has süreklilik bildiren isim ve sıfatıdır.
İbn Fâris, kökün asıl anlamının "incelik, yufka yüreklilik, bağ ve şefkat" olduğunu açıklar. İnsanın ihtiyaçlarını karşılama ve ona sürekli nimet verme iradesini yansıtır.
Râgıb el-İsfahânî, Allah'a nispet edildiğinde "rahmet" kelimesinin, acıma duygusunun ötesine geçerek tamamen lütuf, ihsan ve nimet verme (in'am) eylemine dönüştüğünü belirtir. Raûf ismiyle insandan eziyeti kaldıran Yaratıcı, Rahîm ismiyle de ona binekler (nimetler) ihsan etmektedir.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde bu kelimenin Sami dillerindeki (özellikle Aramice ve Süryanice'deki "rahmâ") kökenlerini inceler. Jeffery'e göre Kur'an, bölgenin tek tanrılı dinlerinde bilinen bu merhamet konseptini almış; ayetin sonundaki "Raûfun Rahîm" ikilemesiyle onu, insanın yeryüzündeki varoluşsal mücadelesini her an destekleyen dinamik ve tevhidi bir sıfat formülü (litürjik kapanış) haline getirmiştir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla