Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Müzzemmil Sûresi, 19. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Müzzemmil Sûresi, 19. Ayet

    اِنَّ هٰذِه۪ تَذْكِرَةٌۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّه۪ سَب۪يلاً۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnne hâżihi teżkira(tun)(s) femen şâe-tteḣaże ilâ rabbihi sebîlâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Şüphesiz bunlar bir öğüttür; artık dileyen Rabb'ine ulaştıracak bir yol tutar."

      Şüphesiz bunlar bir öğüttür. İşaret ismi olan ve “bunlar” anlamına gelen “hâzihî” (هَذِهِ) kelimesi, bahsi geçen 'korkular"a işaret ediyor olabilir. Bu durumda onlardan bahsetmek, öğüt olur. Aynı işaret isminin "risâlet"le ilgili olması da mümkündür. Dolayısıyla Hz. Peygamber’in risâleti öğüt olur. Bu sûrenin veya âyetlerin tümünün öğüt olma ihtimali de söz konusudur. Artık dileyen Rabb’ine, yani Rabb’inin davet ettiği dine ulaştıracak bir yol tutar. Bu da O’nun davet ettiği dine icabetle olur. Ya da “Artık dileyen, Rabb’ine” itaata yönelerek ve nefsini O’na ibadetle meşgul ederek âhirette vâdettiği şeye “ulaştıracak bir yol tutar”.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Tezkira (تذكرة)

        Kelimenin kökeni, Arapçada bir şeyi hatırlamak, zihinde tutmak, unutmanın zıddı olarak bir bilgiyi hazır etmek ve öğüt vermek anlamlarına gelen z-k-r köküne dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının bir şeyi unutulmaktan kurtarıp kalbe ve dile getirmek olduğunu belirtir; "tezkira" formunun ise hatırlamaya vesile olan araç, öğüt ve uyarıcı levha anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, tezkira kelimesinin insandaki fıtri bilgiyi harekete geçiren, onu gafletten uyandıran sarsıcı bir hatırlatıcı olduğunu açıklar; Kur'an'ın bu sıfatla anılmasının sebebinin, insanın unutmaya meyilli doğasına karşı ilahi hakikatleri sürekli taze tutan bir "uyarı metni" işlevi görmesi olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, bu kavramı Kur'an'ın ontolojik bir çağrısı olarak değerlendirir; tezkiranın, insanın sadece zihinsel bir veriyi hatırlaması değil, varoluşsal bir farkındalık kazanarak Yaratıcı ile olan ahdini tazelemesi süreci olduğunu ifade eder. Angelika Neuwirth, tezkira kelimesini Mekke dönemi ayetlerindeki litürjik bağlamda ele alarak; bu ifadenin topluluğa yönelik bir "öğüt-hatırlatma" (admonition) olduğunu, peygamberin sunduğu mesajın bütününe yönelik kapsayıcı bir tanımlama işlevi gördüğünü belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki bağlamına dikkat çekerek; önceki ayetlerde tasvir edilen o dehşet verici kıyamet sahnelerinin ve Firavun örneğinin, muhatapları akıllarını başlarına toplamaya davet eden son derece etkili bir "ibret vesikası" ve "öğüt" olduğunu vurgular.

        Şâe (شاء)

        Kelimenin kökeni, Arapçada bir şeyi istemek, dilemek, kastetmek ve bir varlığın meydana gelmesini irade etmek anlamlarına gelen ş-y-e köküne dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının bir şeyi belirlemek, niyet etmek ve onu varlık sahasına çıkarmaya yönelmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "meşîet" (isteme) eyleminin sadece kuru bir dilek değil, bir sonucu hedefleyen aktif bir irade beyanı olduğunu; ayetteki kullanımın insanın kendi hür iradesiyle ilahi mesajı kabul etme veya reddetme yetisine işaret ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu fiili Kur'an'ın "insan sorumluluğu" (human responsibility) çerçevesinde analiz ederek; ilahi hidayetin kapısının açık olduğunu ancak bu kapıdan girme kararının insanın "şâe" (dileme/isteme) eylemine, yani bireysel seçimine bırakıldığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin teolojik bir zorunluluğu değil, ahlaki bir özerkliği temsil ettiğini; insanın kendi akıbetini belirlemede sahip olduğu bu "isteme" gücünün, hesap günündeki sorumluluğun temel dayanağı olduğunu ifade eder.

        İttehaze (اتخذ)

        Kelimenin kökeni, Arapçada bir şeyi yakalamak, tutmak, kabullenmek ve kendine mal etmek anlamlarına gelen e-h-z kökünden türemiş olan iftial babında bir fiildir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeye el atmak ve onu sahiplenmek manasının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ittihaz" kavramının sıradan bir almaktan (ahz) farklı olarak, bir şeyi kasten seçmek, onu bir amaç doğrultusunda edinmek ve hayatın bir parçası haline getirmek anlamına geldiğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimeyi insanın hür iradesiyle gerçekleştirdiği "aktif bir yönelim" olarak yorumlar; bir yolu (sebil) edinmenin, sadece o yolu bilmek değil, bütün varlığıyla o istikamete girmeyi ve o değerleri benimsemeyi ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin buradaki kullanımının; ilahi mesajın (tezkira) bir zorlama değil, insanın kendi içsel onayıyla gerçekleştireceği bilinçli bir "kabulleniş" ve "yol tutuş" olduğunu vurgular.

        Rabbihî (ربه)

        Arapçada terbiye etmek, beslemek, ıslah etmek ve üzerinde mutlak tasarruf sahibi olmak anlamlarına gelen r-b-b kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün özünde bir şeyi aşama aşama kemaline ulaştıran sahip ve yönetici manasının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rab" kavramının insanı yaratan, koruyan ve onu manevi bir tekamüle sevk eden ilahi şefkati temsil ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dilleri havzasındaki rabb (büyük, efendi) formuyla olan ortak kullanımına ve tarihsel derinliğine dikkat çeker. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ayetteki "Rabbi" ifadesinin, insanın seçtiği yolun (sebil) nereye vardığını gösteren nihai hedef olduğunu; insanın kendisine bu kadar yakın olan, onu sürekli gözetip besleyen kaynağına (Rabbine) doğru bir yol tutmasının fıtri bir gereklilik olarak sunulduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin sonundaki iyelik zamiriyle (Rabbi-hi / O'nun Rabbi) kurulan bağın, her bireyin Yaratıcı ile kuracağı özel, doğrudan ve aracısız ilişkiyi temsil ettiğini yorumlar.

        Sebîlâ (سبيلا)

        Arapçada yol, geçit, suyun akış yolu ve izlenen yöntem anlamlarına gelen s-b-l kökünden türemiş bir isimdir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin uzaması, akması ve bir yöne doğru kesintisiz ilerlemesi manasının bulunduğunu; kelimenin hem somut (yol) hem de mecazi (yöntem/hayat tarzı) anlamda geniş bir kullanım alanı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sebil" kavramının özellikle "açık, belirgin ve içinde yürünmesi kolay yol" anlamına geldiğini; ayette ise insanın kendi iradesiyle Rabbine ulaştıran o aydınlık yolu (tevhidi hayat tarzını) seçmesini ifade ettiğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice ve Süryanicedeki sebila formuyla olan etimolojik bağını inceleyerek; kavramın Ortadoğu'nun dini literatüründe "doğru yol" veya "şeriat" anlamında köklü bir geçmişe sahip olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kavramı Kur'an'ın "yol" metaforu içinde değerlendirerek; sebili, kişinin cahiliye karanlığından ve parçalanmışlıktan kurtulup ilahi rızaya odaklandığı "tek ve tutarlı yaşam çizgisi" olarak tanımlar. Angelika Neuwirth, sebil kelimesinin Geç Antik Çağ'ın ahlaki metinlerindeki "yaşam yolu" (way of life) temasıyla paralellik gösterdiğini; ancak Kur'an'ın bu yolu doğrudan Rabbine giden (ilâ rabbihî) dikey ve aşkın bir istikamet olarak yeniden kurguladığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetin sonuna yerleştirilmesinin, önceki ayetlerde geçen ceza ve dehşet tasvirlerinden kurtulmanın yegane çaresinin bu "yolu" tutmak olduğunu gösteren kurtarıcı bir final cümlesi olduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X