Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Müzzemmil Sûresi, 12. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Müzzemmil Sûresi, 12. Ayet

    اِنَّ لَدَيْنَٓا اَنْكَالاً وَجَح۪يماًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnne ledeynâ enkâlen ve cahîmâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Kuşkusuz katımızda (onlar için) prangalar, yakıcı bir ateş vardır"

      Kuşkusuz katımızda (onlar için) prangalar, yakıcı bir ateş vardır. İbn Abbâs (r.a.) “Âyette geçen enkâl” (أَنْكَالًا) zincir ve pranga anlamınadır” demiştir. Ebû Beldr el-Esam ise şöyle demiştir: “Enkâl” başkasına ibret olsun' ve aklını başına toplasın diye verilen cezadır”. Cenâb-ı Allah, meâlen şöyle beyan bu)nırmuştur: “Biz bunu hem çağdaşlarına hem de sonradan gelenlere ibret veren bir ceza, müttakîler için de öğüt kıldık”. Âyetin yorumu şöyledir: Biz bunu hem çağdaşları olan belde insanlarına ve hem de sonradan gelen memleket halkına ibret veren bir ceza, müttakîler için de öğüt yaptık. Âyetin yorumu Ebû Bekir el-Esamnûn dediği gibi olursa “ibret veren ceza” dünyada gerçekleşir, en doğrusunu Allah bilir ya, bu Bedir savaşıyla ilgili olur. Ancak birinci yorum daha ağırlıklıdır. Âyette geçen “cahîm” (جَحِيمًا) cehennem ateşinin büyük kısmı demektir.

      Öte yandan bu âyette peygamberimiz Hz. Muhammed’in nübüwet ve risâletine işaret eden deliller vardır. Çünkü “Kuşkusuz katımızda (onlar için) prangalar, yakıcı bir ateş vardır” meâlindeki beyan, “Nimet içinde yüzen o yalanlayıcıları bana bırak” cümlesiyle ilgilidir. Onları bana bırak çünkü katımızda (onlar için) prangalar, yakıcı bir ateş vardır. Onlar ancak küfür üzere öldükleri zaman prangalara vurulacaklar ve cehennem azabı ile azap edileceklerdir. Bu ifade, onların küfür üzere öleceklerini beyan etmektedir. Sözü edilen kişiler küfür üzere öldüler, işleri bitirildi ve hiçbiri kurtulmadı. Böylece Kuranın gaybdan verdiği haber, aynen bildirdiği gibi çıkmış oldu. Kuranın olacağını haber verdiği bu hadiseler, ancak yüce Allah’ın haber vermesi sayesinde bilinir. Böylece ortaya çıkmıştır ki Hz. Peygamber’in söz konusu haberleri kendisi tarafından uydurulmamıştır, aksine Allah’ın bildirmesi sayesinde bilgi sahibi olmuştur. Gaybın bilgisi, onun peygamberliğinin en büyük delillerindendir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Enkâlen (أنكالا)

        Kelimenin kökeni, Arapçada engellemek, alıkoymak, ibretlik ceza vermek, ağır prangalar ve zincirler vurmak anlamlarına gelen "n-k-l" köküne dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir kimseyi hareket etmekten men etmek, durdurmak ve başkalarına ibret olacak şekilde sınırlandırmak manasının yattığını belirtir; kelimenin bedeni kısıtlayan ağır demir halkalar ve prangalar (nekâl) için kullanıldığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin tekil formu olan "nekâl"in, kişiyi işlediği suçtan dolayı cezalandırmak ve başkalarını bu suça yaklaşmaktan caydırmak amacıyla verilen şiddetli ceza anlamına geldiğini; ayetteki çoğul "enkâl" formunun ise ahirette inkar edenlerin hareket kabiliyetini tamamen ortadan kaldıran eskatolojik zincirleri ve ağır boyundurukları ifade ettiğini açıklar. Angelika Neuwirth, bu kavramı Geç Antik Çağ'ın apokaliptik ve eskatolojik edebiyatı bağlamında değerlendirerek; zalimlerin ve yeryüzünde kibirlenenlerin ahirette ağır prangalarla kısıtlanması imgesinin, dönemin monoteist geleneklerindeki (Hristiyanlık ve Yahudilik) ilahi adalet ve ceza tasvirleriyle güçlü bir yapısal paralellik gösterdiğini öne sürer. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bir önceki ayette (11. ayet) geçen "na'me" (lüks, konfor ve dünyevi rahatlık) kavramıyla ontolojik bir zıtlık oluşturduğuna dikkat çeker; dünyada hiçbir kural tanımayan, servetine ve gücüne güvenerek dilediği gibi hareket eden Mekke aristokrasisinin, ilahi adalet tecelli ettiğinde mutlak bir kısıtlanmışlık (enkâl) içine hapsedileceklerinin sert bir dille ilan edildiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç ise bu prangaları psikolojik ve metafiziksel bir boyutta ele alarak; "enkâl"in aslında inkarcıların dünyadayken kendi ihtirasları, kibrî ve günahlarıyla ördükleri görünmez zincirlerin ahiretteki somutlaşmış, maddileşmiş hali olduğunu yorumlar.

        Cehîmâ (جحيما)

        Arapçada ateşin şiddetle alevlenmesi, sıcaklığın artması, gözün öfkeyle açılması ve parlaması anlamlarına gelen "c-h-m" kökünden türemiş bir isimdir. İbn Fâris, bu kökün özünde dayanılmaz bir hararet, katman katman yanan ateş ve saldırmaya hazırlanan yırtıcı bir hayvanın gözlerindeki o korkutucu, delici bakış manalarının bulunduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "cehîm" kelimesinin, yakıcılığı zirveye ulaşmış, alevleri birbiri üzerine yığılmış büyük ve şiddetli ateş anlamına geldiğini; ayetin bağlamında bu kavramın, prangalara vurulan (enkâl) inkarcılar için hazırlanan cehennemin özel bir derecesini veya mutlak azabın o korkunç doğasını tanımladığını belirtir. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin Kur'an'daki cehennem isimlerinden biri olarak özel bir kullanıma sahip olduğunu belirterek; kökündeki "öfkeyle bakan göz" (cuhûm) manasından hareketle, bu ateşin adeta şuurlu bir varlık gibi içine atılanlara büyük bir öfke ve şiddetle saldıran kişileştirilmiş (teşhis) bir karakter taşıdığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin kökeniyle ilgili etimolojik tartışmalara değinerek, cehennem manasına gelen "Gehenna" (Cehinnem) kelimesinin İbranice/Aramice kökenli (Ge-Hinnom) bir alıntı kelime olmasına karşın, "cehîm" kelimesinin saf Arapça köklerden (ateşin harlanması) türediğini ve bölgedeki eskatolojik ateş tasvirlerinin yerel Arapça kelime dağarcığıyla kavramsallaştırılmış hali olduğunu savunur. Toshihiko Izutsu, ayetin bağlamında bu alevli ateşin, müşriklerin dünyevi refahının ve şımarıklığının (na'me) tam zıddı olan nihai bir yıkım alanı olduğunu; ilahi mesaja karşı gösterilen soğuk ve kaba inkarcılığın, ontolojik bir karşılık olarak bu "şiddetli ve öfkeli ateş" ile dengelendiğini yorumlar. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "enkâl" (prangalar) ve "cehîm" (alevli ateş) kelimelerinin peş peşe kullanılmasının, erken Mekke dönemindeki tebliğ mücadelesinde çok net bir psikolojik savaş unsuru olduğunu; güç zehirlenmesi yaşayan elitlere karşı ilahi otoritenin kaçınılmaz ve dehşet verici gücünün bu somut, sarsıcı kelimelerle zihinlere kazındığını vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X