Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Müzzemmil Sûresi, 7. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Müzzemmil Sûresi, 7. Ayet

    اِنَّ لَكَ فِي النَّهَارِ سَبْحاً طَو۪يلاًۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnne leke fî-nnehâri sebhan tavîlâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Gündüz vakti ise senin için yoğun bir koşuşturma durumu vardır"

      Gündüz vakti ise senin için yoğun bir koşuşturma durumu vardır. Ebû Bekir cI-Esam ve Zeccâc âyette geçen “sebh” (سَبْحًا) kelimesinin “genişlik” anlamına olduğunu söylemişlerdir”. Ikına göre yüce Allah, âdeta meâlen şöyle demiş olmaktadır: “Risâleti tebliğ etmek ve onu gerçekleştirmek için gündüz senin geniş bir vaktin vardır. Dolayısıyla geceleri Rabb’ine ibadete koyul”. Bazıları ise Gündüz vakti ise senin için yoğun bir koşuşturma vardır meâlindeki âyete şu anlamı vermiştir: “Gündüz vakti senin için boşluktur, henüz elde bulunan nakittir ve koşuşturma vaktidir”’. “Sebh” (السَّبْح) kelimesi ile bazan “boş olma” bazan “yürüme ve bir yerden bir başka yere koşuşturma” anlamı kastedilir. Sözü edilen bu anlamlar, ihtimal dahilindedir. Fakat âyetin yorumu, Resûlullah’ın (a.s.) kişisel ihtiyaçları için boş vakit ayırması ve onun peşinde koşması şeklinde olamaz. Çünkü Hz. Peygamber, ölmeyecek kadar miktarı hariç dünyadan herhangi bir pay almıyordu. Dolayısıyla dünyalığını genişletmek için daha fazla gezip dolaşmaya ve daha fazla boş vakte muhtaç olmaz. Fakat, Resûlullah’a (a.s.) gereken davranış gözünü risâleti tebliğ etmeye, insanları Allah’ın birliğine ve yapmaları gereken fiillere davet etmeye çevirmektir. Bu durumda Gündüz vakti ise senin için yoğun bir koşuşturma durumu vardır meâlindeki beyan, Resûlullah’a (a.s.) geceleri Rabb’inin huzurunda durması için ruhsat ve cevaz verme olur.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Nehâr (النهار)

        Arapçada ışığın yayılması, genişlemek, akmak ve gündüz vakti anlamlarına gelen "n-h-r" kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin genişlemesi, yayılması ve bolca akması manasının yattığını belirtir; nehir kelimesinin de suyun yatağında genişçe akmasından ötürü bu kökten geldiğini, kelimenin gün ışığının yeryüzüne yayılıp karanlığı yarmasını ifade ettiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, karanlığın zıddı olan bu kelimenin fecre doğuşundan güneşin batışına kadar olan zaman dilimini kapsadığını, ayetin bağlamında bu vaktin insanın bedensel aktivitelerine, geçim telaşına ve dışa dönük hareketliliğine tahsis edilmiş bir aydınlık alanı temsil ettiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Mekke döneminin o çalkantılı sosyolojik zemininde gündüz vaktinin, peygamberin tebliğ faaliyetleri, müşriklerin itirazlarına cevap vermesi ve toplumsal ilişkiler ağındaki yoğun meşguliyetleri sebebiyle zihinsel bir bölünmüşlük ve fiziki bir yorgunluk alanı olduğuna dikkat çeker. Prof. Dr. Hidayet Aydar ise gündüzün bu hareketli ve gürültülü doğasının, ilahi kelamla derinlemesine bir bağ kurmak için gereken sükûneti sağlamada yetersiz kaldığını, bu yüzden surenin kurgusunda gecenin metafiziksel yoğunluğuna karşı gündüzün pratik ve dünyevi bir hareket alanı olarak konumlandırıldığını ifade eder.

        Sebhan (سبحا)

        Kelimenin kökeni, Arapçada suda yüzmek, hızla akıp gitmek, serbestçe dolaşmak ve bir işle yoğun şekilde meşgul olmak anlamlarına gelen "s-b-h" köküne dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün özünde suda veya havada süzülerek ilerlemek, bir şeyin kendi mecrasında hızla akıp geçmesi manasının bulunduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin gerçekte suda yüzmeyi ifade ettiğini ancak ayetin bağlamında mecazi bir kullanımla (istiare) kişinin günlük işleri, ihtiyaçları ve geçim derdi içinde adeta bir denizde kulaç atarcasına çabalamasını, koşturmasını ve hayatın akışına kapılmasını anlattığını belirtir. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin tefsir geleneğindeki karşılıklarına değinerek, buradaki "yüzme" eyleminin insanın ihtiyaçlarını karşılamak için oradan oraya savrulduğu uzun süreli meşguliyetleri, yorgunlukları ve gündelik hayatın getirdiği boşluk veya hareket (tasarruf) alanını temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramı ontolojik bir düzlemde okuyarak, gündüz vaktindeki bu "yüzme/koşturma" halinin, insanın yatay ve dünyevi gerçeklik içerisindeki bitmek bilmeyen çırpınışı olduğunu; bu halin, gece vaktinin "kıyam" (dik duruş) eylemindeki dikey ve aşkın odaklanmasıyla keskin bir zıtlık oluşturduğunu yorumlar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki bu harika mecazın, peygamberin gün ışığındaki yorucu tebliğ mücadelesini, halkın arasında bir o yana bir bu yana gidişini ve adeta insan seli içinde yön bulmaya çalışmasını "yüzmek" fiiliyle son derece dinamik bir şekilde tasvir ettiğini vurgular.

        Tavîlâ (طويلا)

        Arapçada uzun olmak, bir şeyin uzaması, sürmesi ve mesafe veya zaman olarak genişlemesi anlamlarına gelen "t-v-l" kökünden türemiş bir sıfattır. İbn Fâris, bu kökün temelinde kısalığın zıddı olarak bir durumun, mesafenin veya zaman diliminin kesintiye uğramadan devam etmesi, uzayıp gitmesi anlamının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sebhan" (meşguliyet/yüzme) kelimesini niteleyen bu sıfatın, peygamberin gündüz vaktindeki sorumluluklarının, tebliğ görevlerinin ve dünyevi meşgalelerinin zamansal olarak ne kadar geniş bir yer kapladığını ve bu durumun insan zihnini ne derece uzun uzadıya esir aldığını gösterdiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki işlevinin salt bir zaman ölçümü olmadığını; gündüzkü bu "uzun boylu" meşguliyetlerin ve çekilen çilenin, zihni paramparça ettiğini, dolayısıyla vahyin o "ağır sözünü" layıkıyla idrak etmek ve şarj olmak için gecenin bölünmemiş, yoğunlaştırılmış o arınmış sükûnetine neden mutlak surette ihtiyaç duyulduğunun meşru gerekçesini sunduğunu yorumlar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X