اَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْاٰنَ تَرْت۪يلاًۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Müzzemmil Sûresi, 4. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: müzzemmil suresi, gece yarısı, müzzemmil 4, eksiltme, kuran okuma, tertil, müzzemmil suresi 4. ayet, artırma, kuran
-
2-4. "Geceleyin -birazı dışında- namaza kalk! Gecenin yarısında bu vakti biraz öne veya biraz ileri de alabilirsin. Kur'ân'ı tane tane, hakkını vererek oku."
Geceleyin -birazı dışında- namaza kalk! Gecenin yarısında bu vakti biraz öne veya biraz ileri de alabilirsin. Âyet-i kerîmedeki emrin tümünün tek bir vakte (bütün bir geceye) yönelik olması mümkündür. Emri gecenin tümüne yönelik kabul ettiğimiz takdirde “nısfehû evinkus minhu kalîlen ev zid aleyhi” (نِصْفَهُ أَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَلِيلًا أَوْ زِدْ عَلَيْهِ) cümlesi ya “gece” (اللَّيْلَ) kelimesinden ya da “birazı hariç” (إِلَّا قَلِيلًا) kelimesinden bedel olur. “Nısfehû” kelimesini (yani yarısı kelimesini) “birazı hariç” kısmından bedel yaparsan “gecenin namazla geçirilecek kısmı’nı uzatmış olursun. Buna karşılık eksiltmeyi (yani yarısı kelimesini) “gece” kelimesinden yaparsan bu durumda “yarısı veya ondan biraz eksiği yahut da biraz fazlası hariç” bütün geceyi namazla geçirmesi emredilmiş olur ki namazla geçirilecek süre kısalır, istirahat edilecek süre uzar. Çünkü bütün geceden, yarısı ve ona komşu olan süreler istisna edilmiştir. Öte yandan yüce Allah, önce gece ibadetini emretmiş, sonra da bu ibadetin miktarını açıklamıştır. İbadetle geçirilecek sürenin miktarını belirtirken de onu serbest bırakmıştır. Resûl-i Ekrem (a.s.) gecenin yarısını, yarısından biraz fazlasını veya biraz azını ibadetle geçirme konusunda muhayyer bırakılmıştır. Bu beyanın, fetva isteyenin durumuna uygun olarak fetva verme konusunda bir delil oluşturduğu söylenmiştir. Nitekim yüce Allah kelâle konusunda şöyle buyurur: “Senden fetva istiyorlar. De ki: ‘Allah size kelâle (geride mirasçı olarak çocuğu ve babası olmayan kişi) hakkında fetva veriyor”. Bu âyette Allah Teâlâ, fetvanın kimler hakkında olduğuna dair bir açıklama yapmamıştır. Fakat bizler, âyetin iniş sebebinden bunun kimin hakkında olduğunu öğreniyoruz. Sözünü ettiğimiz serbest bırakma, Resûlullah’a (a.s.) bir ruhsat ve kolaylık getirmektedir.
Kur’ân’ın Okunma Usulü
Kur’ân’ı tane tane, hakkını vererek oku. Âyette geçen “tertîl” Arap dilinde “açıklama” anlamına gelir. Buna göre âyetin mânası “Kuranı adam akıllı beyan et” demek olur. Bazıları ise Hz. Peygamberin Kuranı tane tane okuduğu yolundaki rivayete dayanarak buna “Kuranı harf harf, tane tane oku” mânasını vermişlerdir. Kur anın kelimeleri netleştirerek, aralarını açarak harf harf okunması caizdir. Çünkü beyan etmek, kelimeleri tane tane okumakla olur. Kur’ân’m beyan edilmesi emredilmiştir. Çünkü o sadece tecvide göre okunmak için inmemiştir. Kur’ân’m okunması aslında üç sebebe binaen olur: 1) Kıyâmete kadar muhafaza edilmesi ve bâki kalması için. Maksat, elden çıkmaması ve unutulup gitmemesidir. 2) İçindekilerin hatırlanması ve içine konulan hükümlerin, yüce Allah’ın kullar ve kulların da kullar üzerindeki haklarının anlaşılması için, 3) Kişinin Kur’ân muhtevasına göre amel etmesi, öğütlerinden ibret alması, onu kendisine rehber edinmesi, emrine uyup yasak ettiklerinden vazgeçmesi için. Kur’ân’m namazda okunması, bütün bunları yerine getirmeyi bize gerekli kılar. Kur’ân, ancak üzerinde düşünülerek kavranır. Kavrama da Kur’ân tane tane (harf harf) okunduğu zaman gerçekleşir. Belirttiğimiz bu husus, Kur’ân okurken (kelimeleri birbirine vaslederek değil) sık sık durarak okunur diyen görüşü tercih etmeyi gerektirir. Çünkü böylesi, hem mânayı daha çok yansıtır ve hem de anlamayı daha da kolaylaştırır. Söz konusu yaklaşım, kırâatta müstehap olanın (okurken) iki kelimeyi birbirine katarak okumamak ve hemzeyi bastıra bastıra okumayı terketmek olduğunu gösterir. Çünkü böylesi, beyan etme konusunda daha etkindir. Esasen Kur’ân okunduğunu duyan kimse onu dinlemekle yükümlüdür. Dinlemesi gerekli olduğuna göre -ve dinlemede de Kur’ân’ın güzel söz dizimine (nazım) ve hayret verici hikmetine ve mânalarına vakıf olma söz konusu olduğundan- okuyana düşen yükümlülük, okuduğunu beyan etmektir. Kırâattan amaç, dinleyenin Kur’ân’ın mânalarına ulaşması, güzel söz dizimine (nazım) ve hayret verici telifine vâkıf olmasıdır. Bu tavır, mânaların inceliklerini yansıtır ve Kur’ân’ı hem dinleyenin ve hem de okuyanın anlayışına daha bir yakın kılar. Öte yandan tertîl okumaya yöneliktir, kırâate Kur’ân isminin verilmesi, mastar olması hasebiyledir. Çünkü Allah Teâlâ'nın kelâmı tertîl kelimesi ile nitelenemez. Başarıya ulaştıran sadece Allah'tır.
Yorumu Yorumla
-
Zid (زد)
Kelimenin kökeni, Arapçada bir şeyi çoğaltmak, artırmak, büyümek ve sınırını aşmak anlamlarına gelen "z-y-d" köküne dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının bir şeyin kendi aslî miktarının üzerine çıkması, büyümesi ve fazlalaşması olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, ayetin bağlamında bu kelimenin gecenin yarısına yapılacak ilaveyi ifade ettiğini, ibadet ve kıyam süresini artırma eyleminin kişinin manevi gelişimine paralel olarak genişleyen bir esneklik taşıdığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, emrin bağlamını değerlendirerek, vahyin getirdiği ağır yükü taşıyabilmek adına peygambere sunulan bu "artırma" inisiyatifinin, ruhsal ve bedensel hazırlık sürecini katı kurallardan ziyade muhatabın anlık psikolojik durumuna göre ayarlamasına imkan tanıyan bir ruhsat ve azimet dengesi olduğunu vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar ise bu ifadenin erken Mekke dönemindeki ibadet formlarının katı bir şekilcilikten uzak, bireyin manevi dayanıklılığını ve ilahi mesajla kurduğu bağın derinliğini merkeze alan esnek bir pedagojik yaklaşımla inşa edildiğini açıklar.
Rattil (رتل)
Arapçada bir şeyin düzenli olması, peş peşe uyum içinde gelmesi ve inci gibi muntazam dizilmesi anlamlarına gelen "r-t-l" kökünden türemiş bir emir fiilidir. İbn Fâris, bu kökün sözlükte dişlerin arasındaki muntazam ve estetik dizilimi, bir şeyin parçalarının birbiriyle kurduğu kusursuz ahengi ifade ettiğini belirterek kelimenin yapısal uyum boyutuna dikkat çeker. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin Kur'an okuma eylemine uyarlandığında kelimeleri ağızda gevelemeden, harflerin hakkını vererek, acele etmeksizin ve manası üzerinde düşünmeye imkan tanıyacak bir yavaşlıkta, tane tane okumayı anlattığını belirtir. Toshihiko Izutsu, bu okuma biçimini salt bir fonetik eylemden ziyade, peygamberin ilahi sözün ontolojik ağırlığıyla varoluşsal bir frekans uyumu yakalaması, kelamın ruhun derinliklerine nüfuz etmesini sağlayan meditatif bir içselleştirme süreci olarak yorumlar. Angelika Neuwirth, kelimenin Geç Antik Çağ'ın dini pratiklerindeki kökenlerine işaret ederek, "tertil" eyleminin dönemin Süryani ve Hristiyan manastır geleneklerindeki mezmur (psalm) okumalarında (psalmodia) görülen yavaş, ritmik ve litürjik koro tarzı tilavet pratikleriyle yapısal ve işlevsel bir paralellik arz ettiğini öne sürer. Prof. Dr. Sadık Kılıç ise bu emri, peygamberin ilerleyen süreçte karşılaşacağı ağır mesajları zihinsel ve kalbî düzeyde hazmetmesi için öngörülen sistemli, ritmik ve psikolojik bir okuma stratejisi olarak değerlendirir.
Kur'ân (القرآن)
Arapçada okumak, toplamak, parçaları bir araya getirip bütünleştirmek manalarına gelen "k-r-e" kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün özünde dağınık olan şeyleri bir araya getirip cem etmek, harfleri ve kelimeleri anlamlı bir bütün oluşturacak şekilde dizmek anlamının yattığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin ilahi ayetleri bir araya toplayan ve okunması ibadet olan metin anlamına geldiğini, harflerin seslendirilerek bir bütün halinde sunulması eyleminin bu isimle somutlaştığını açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin etimolojisi hakkındaki tartışmalara değinerek, onun hemzasız türememiş bir özel isim (mürtecel) olduğu yönündeki görüşleri zikretmekle birlikte, asıl kökeninin "kıraet" (okuma/toplama) mastarından gelen türemiş bir isim olduğu görüşünü benimser. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça içindeki kökeninin ötesine geçerek onun Süryanice ve Aramicede kilise ayinlerinde okunan kutsal metin pasajları, okuma parçası anlamına gelen "keryânâ" kelimesinden Arapçaya geçmiş bir alıntı (loanword) olduğunu; kelimenin Sami dillerinin ortak litürjik havzasından beslendiğini savunur. Christoph Luxenberg, Syro-Aramice okuma teorisi bağlamında bu tezi daha ileri taşıyarak, "keryânâ" kelimesinin doğrudan Süryani Hristiyan litürjisinde kullanılan bir "lectionary" (ayinlerde okunmak üzere hazırlanmış metinler kitabı) anlamına geldiğini ve Kur'an kelimesinin de başlangıçta bu spesifik anlama sahip olduğunu iddia eder. Theodor Nöldeke de bu etimolojik kökeni destekleyerek, kelimenin Süryanice "qeryana" teriminden Mekke toplumunun dini diline uyarlandığını ve Muhammed'e inen spesifik vahiy parçalarını tanımlamak için kullanıldığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu ilk ayetlerdeki kullanımında henüz kitaplaşmış bir bütünü değil, o ana kadar peygambere vahyedilmiş olan ve gece nöbetlerinde zihne nakşedilmesi gereken belirli metin parçalarını, aktif okuma eylemini ifade ettiğine dikkat çeker.
Tertîlâ (ترتيلا)
Bir önceki kelime olan "rattil" ile aynı şekilde, ahenk ve düzen ifade eden "r-t-l" kökünden türemiş bir mastar olup, ayette eylemin mahiyetini pekiştiren bir mef'ul-i mutlak (mutlak nesne) olarak yer almaktadır. İbn Fâris, kökün barındırdığı yavaşlık, düzenlilik ve pürüzsüzlük manasını burada mastar formuyla tekitleştirir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin ardından aynı kökten mastarın getirilmesinin, vahyin lafzını anlamından koparmadan, tefekkür boyutunu asla ihmal etmeden, sükûnet ve ağırbaşlılıkla okumanın kesin bir emri ve olmazsa olmaz kuralı olduğuna işaret ettiğini belirtir. Celaleddin el-Suyuti, dilbilgisi açısından bu tekitli kullanımın (pekiştirmenin), Kur'an okumanın kendine has kutsal bir fonetiği ve saygın bir üslubu (adabı) bulunduğunu, sıradan bir metnin okunuşundan kesin hatlarla ayrıldığını göstermesi bakımından estetik ve fıkhi bir zorunluluk bildirdiğini ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin bu pekiştirmeli formunun metnin i'caz (mucizevi) yönünü yansıttığını; sesin, ritmin ve mananın insan psikolojisi üzerindeki derin uyarıcı etkisini zirveye taşıyan, metnin içsel müziğiyle zihinsel idraki birleştiren kusursuz bir belagat örneği olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin sonunda "tertîlâ" kelimesiyle yapılan bu güçlü vurgunun, gece ibadetindeki nihai amacın metni hızla tüketmek değil; ilahi kelamla kesintisiz, demlenmiş ve varoluşsal bir diyalog kurarak vahyi peygamberin bilincine kalıcı bir şekilde kazımak olduğunu yorumlar.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla