Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Müzzemmil Sûresi, 2. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Müzzemmil Sûresi, 2. Ayet

    قُمِ الَّيْلَ اِلَّا قَل۪يلاًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kumi-lleyle illâ kalîlâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      2-4. "Geceleyin -birazı dışında- namaza kalk! Gecenin yarısında bu vakti biraz öne veya biraz ileri de alabilirsin. Kur'ân'ı tane tane, hakkını vererek oku."

      Geceleyin -birazı dışında- namaza kalk! Gecenin yarısında bu vakti biraz öne veya biraz ileri de alabilirsin. Âyet-i kerîmedeki emrin tümünün tek bir vakte (bütün bir geceye) yönelik olması mümkündür. Emri gecenin tümüne yönelik kabul ettiğimiz takdirde “nısfehû evinkus minhu kalîlen ev zid aleyhi” (نِصْفَهُ أَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَلِيلًا أَوْ زِدْ عَلَيْهِ) cümlesi ya “gece” (اللَّيْلَ) kelimesinden ya da “birazı hariç” (إِلَّا قَلِيلًا) kelimesinden bedel olur. “Nısfehû” kelimesini (yani yarısı kelimesini) “birazı hariç” kısmından bedel yaparsan “gecenin namazla geçirilecek kısmı’nı uzatmış olursun. Buna karşılık eksiltmeyi (yani yarısı kelimesini) “gece” kelimesinden yaparsan bu durumda “yarısı veya ondan biraz eksiği yahut da biraz fazlası hariç” bütün geceyi namazla geçirmesi emredilmiş olur ki namazla geçirilecek süre kısalır, istirahat edilecek süre uzar. Çünkü bütün geceden, yarısı ve ona komşu olan süreler istisna edilmiştir. Öte yandan yüce Allah, önce gece ibadetini emretmiş, sonra da bu ibadetin miktarını açıklamıştır. İbadetle geçirilecek sürenin miktarını belirtirken de onu serbest bırakmıştır. Resûl-i Ekrem (a.s.) gecenin yarısını, yarısından biraz fazlasını veya biraz azını ibadetle geçirme konusunda muhayyer bırakılmıştır. Bu beyanın, fetva isteyenin durumuna uygun olarak fetva verme konusunda bir delil oluşturduğu söylenmiştir. Nitekim yüce Allah kelâle konusunda şöyle buyurur: “Senden fetva istiyorlar. De ki: ‘Allah size kelâle (geride mirasçı olarak çocuğu ve babası olmayan kişi) hakkında fetva veriyor”. Bu âyette Allah Teâlâ, fetvanın kimler hakkında olduğuna dair bir açıklama yapmamıştır. Fakat bizler, âyetin iniş sebebinden bunun kimin hakkında olduğunu öğreniyoruz. Sözünü ettiğimiz serbest bırakma, Resûlullah’a (a.s.) bir ruhsat ve kolaylık getirmektedir.

      Kur’ân’ın Okunma Usulü

      Kur’ân’ı tane tane, hakkını vererek oku. Âyette geçen “tertîl” Arap dilinde “açıklama” anlamına gelir. Buna göre âyetin mânası “Kuranı adam akıllı beyan et” demek olur. Bazıları ise Hz. Peygamberin Kuranı tane tane okuduğu yolundaki rivayete dayanarak buna “Kuranı harf harf, tane tane oku” mânasını vermişlerdir. Kur anın kelimeleri netleştirerek, aralarını açarak harf harf okunması caizdir. Çünkü beyan etmek, kelimeleri tane tane okumakla olur. Kur’ân’m beyan edilmesi emredilmiştir. Çünkü o sadece tecvide göre okunmak için inmemiştir. Kur’ân’m okunması aslında üç sebebe binaen olur: 1) Kıyâmete kadar muhafaza edilmesi ve bâki kalması için. Maksat, elden çıkmaması ve unutulup gitmemesidir. 2) İçindekilerin hatırlanması ve içine konulan hükümlerin, yüce Allah’ın kullar ve kulların da kullar üzerindeki haklarının anlaşılması için, 3) Kişinin Kur’ân muhtevasına göre amel etmesi, öğütlerinden ibret alması, onu kendisine rehber edinmesi, emrine uyup yasak ettiklerinden vazgeçmesi için. Kur’ân’m namazda okunması, bütün bunları yerine getirmeyi bize gerekli kılar. Kur’ân, ancak üzerinde düşünülerek kavranır. Kavrama da Kur’ân tane tane (harf harf) okunduğu zaman gerçekleşir. Belirttiğimiz bu husus, Kur’ân okurken (kelimeleri birbirine vaslederek değil) sık sık durarak okunur diyen görüşü tercih etmeyi gerektirir. Çünkü böylesi, hem mânayı daha çok yansıtır ve hem de anlamayı daha da kolaylaştırır. Söz konusu yaklaşım, kırâatta müstehap olanın (okurken) iki kelimeyi birbirine katarak okumamak ve hemzeyi bastıra bastıra okumayı terketmek olduğunu gösterir. Çünkü böylesi, beyan etme konusunda daha etkindir. Esasen Kur’ân okunduğunu duyan kimse onu dinlemekle yükümlüdür. Dinlemesi gerekli olduğuna göre -ve dinlemede de Kur’ân’ın güzel söz dizimine (nazım) ve hayret verici hikmetine ve mânalarına vakıf olma söz konusu olduğundan- okuyana düşen yükümlülük, okuduğunu beyan etmektir. Kırâattan amaç, dinleyenin Kur’ân’ın mânalarına ulaşması, güzel söz dizimine (nazım) ve hayret verici telifine vâkıf olmasıdır. Bu tavır, mânaların inceliklerini yansıtır ve Kur’ân’ı hem dinleyenin ve hem de okuyanın anlayışına daha bir yakın kılar. Öte yandan tertîl okumaya yöneliktir, kırâate Kur’ân isminin verilmesi, mastar olması hasebiyledir. Çünkü Allah Teâlâ'nın kelâmı tertîl kelimesi ile nitelenemez. Başarıya ulaştıran sadece Allah'tır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kum (قم)

        Kelimenin kökeni, Arapçada ayağa kalkmak, dikilmek, doğrulmak ve bir işe kararlılıkla girişmek anlamlarına gelen "k-v-m" köküne dayanmaktadır. İbn Fâris, bu kökün temel manasının bir şeyin kendi başına veya başka bir şeyin desteğiyle dik durması, kaim olması olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin fiziksel olarak ayağa kalkmayı ifade etmesinin yanı sıra, bu bağlamda iradeyi toplayıp gece ibadetine (teheccüd) yönelmeyi ve ilahi mesajın sorumluluğunu üstlenmek için manevi bir duruş sergilemeyi anlattığını belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kalkış eylemini pasif bir durumdan aktif bir ruhsal uyanışa geçiş olarak yorumlar; gecenin sessizliğinde ayağa kalkmanın, vahiyle gelen ağır yükü taşıyabilmek için gereken varoluşsal ve ruhsal hazırlığın temeli olduğuna dikkat çeker. Angelika Neuwirth, kelimenin Geç Antik Çağ'daki litürjik bağlamına işaret ederek, "kıyam" (ayakta durma) eyleminin dönemin Hristiyan veya Süryani manastır geleneklerindeki gece nöbetleri ve ibadet pratikleriyle paralellik gösterdiğini, Kur'an'ın bu formu yeni oluşan İslam toplumunun ruhsal inşası için yeniden uyarladığını öne sürer. Prof. Dr. Mustafa Öztürk ise bu emrin, örtüsüne bürünen muhataba yönelik psikolojik bir rehabilitasyon niteliği taşıdığını; geceleyin ibadete kalkmanın, ilk vahyin yarattığı sarsıntı ve korkuyu atlatıp manevi bir direnç ve donanım kazanma amacı güttüğünü vurgular.

        Leyl (الليل)

        Arapçada karanlık, gün batımından gün doğumuna kadar geçen zaman dilimi anlamlarına gelen "l-y-l" kökünden türemiştir. İbn Fâris, bu kökün sözlükte doğrudan karanlık ve karanlığın çökmesi manalarına geldiğini belirterek zaman mefhumuna vurgu yapar. Râgıb el-İsfahânî, gecenin fıtraten dinlenme ve sükûnet vakti olduğunu ancak ayetin bağlamında bu zaman diliminin dünyevi meşguliyetlerden sıyrılarak Allah ile kesintisiz bir iletişim kurmak, vahyi özümsemek için özel olarak tahsis edilmiş bir arınma alanı olarak kullanıldığını açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami diller ailesindeki ortak kökenine dikkat çekerek Süryanice ve Aramice gibi dillerdeki "lêlyā" formuyla olan etimolojik ve fonetik bağıntısını inceler; bu kullanımın Ortadoğu'nun dini metinlerindeki ortak gece ibadeti terminolojisinin bir parçası olduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, Mekke döneminin ilk surelerinde "leyl" kavramının, inziva ve yoğun tefekkür için ayrılmış litürjik bir zaman dilimi işlevi gördüğünü, peygamberin dönüşüm sürecinde gecenin bir "vigilia" (gece nöbeti/ibadeti) mekanı olarak kurgulandığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, gecenin ontolojik ağırlığına değinerek, varlığın sessizliğe büründüğü bu anların insan ruhunun aşkın olanla yüzleşmesi ve ilahi mesajı derinlemesine idrak etmesi için en elverişli, derinlikli zaman dilimi olduğunu yorumlar.

        Kalîlâ (قليلا)

        Arapçada miktar, sayı veya hacim olarak az olma, yetersizlik ve kıtlık manalarına gelen "k-l-l" kökünden türemiş bir sıfat-isimdir. İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeyin azlığı, seyrekliliği ve cılızlığı anlamlarının bulunduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin ayetin bağlamında gece vaktiyle ilişkilendirildiğini ve gece ibadetinden (kıyam) istisna edilen uyku veya dinlenme süresinin "az bir miktar" olması gerektiğini, asıl vaktin uyanık ve ibadetle geçirilmesinin hedeflendiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin bu ayetteki kullanımının erken dönem Müslüman toplumu için pratik ve fıkhi yansımalarını değerlendirerek, "az bir kısım" ifadesinin gecenin büyük bir bölümünü uyanık geçirme şeklinde kesin bir emir (vücub) olarak anlaşıldığını, bu durumun peygamberlik görevinin inşası aşamasında zorunlu bir ruhsal eğitim metodu olarak tatbik edildiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sınırlandırdığı uyku süresinin, muhatabın bedensel ihtiyaçlarını tamamen yok saymayan ancak zihinsel ve ruhsal hazırlığı maksimize etmeyi amaçlayan, orantılı ve hikmetli bir ölçü belirlediğini yorumlar.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X